Kol ağrısı nedenleri

Yazar: Haziran 22nd, 2010 in Şeker Hastalığı by kartal

Boyun ve kol ağrısının birçok nedeni vardır. Ağrının ana kaynağı bulmak esastır. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası “ağrının” kaynağı olabilir
kol
Kötü duruş ve boyunu kötü kullanma:

Günlük hayatta boyun sağlığına uygun olmayan her yanlış hareket ve duruş; omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olur. Boyunda doğal eğimin kaybolması boyunu kötü kullanmanın en önemli bulgusudur[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Boyun incinmesi:

Boyunun imkan verdiği normal hareketinden daha fazla bir zorlama sonucunda disk, kemik, bağlar ve eklemlerde incinmeler olabilir. Genelde araç içi trafik kazası sonrası boyundaki aşırı haraket ve zorlamadan dolayı giderek artan boyun ve kol ağrısı izlenebilir. Buna Kamçı Sendromu (Whiplash) denir. Geç dönemde bu tip olgularda boyun omurlarınının; aşırı hareketliliğine bağlı ağrı
ve instabilite görülebilir.

Boyun Tutulması, Kas spazmı:

Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur. Boyunda uzun süreli kalıcı eğriliğe tortikollis diyoruz. Klippel-Feil, Turner Sendromu gibi doğuştan sebeplerin iyi araştırılması gereklidir.

Boyun Fıtığı:

Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

Diskte dejenerasyon, Kireçlenme:

Yaşın ilerlemesi, omurganın kötü kullanılması sonucu kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar. Jöle kıvamındaki disk keçeleşir, kuvvet emme özelliği ve esnekliğini kaybederek çöker. Kemiğin kalsiyum içeriği azalır. Vücut doğal tepkisi olarak bu yıpranmış dokuları kireçlendirir. Oluşan yeni kemikçikler, taşlaşmış bağlar ve daralmış disk mesafeleri sinirlere bası yaparak boyun, kol ve genel vücut ağrısına sebep olabilmektedir. Omurilik basısı yaparak el ve ayaklarda uyuşma, kuvvetsizlik oluşabilmektedir. Mutlak tedavi edilmelidir.

Gerilim, stres, sigara:

Boyun ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli sebeplerdiir. Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlarımız boyun ağrısını artırır. Boyunda sürekli gerginlik ve ağrılı noktalar tespit edilebilir. Gülmek, düzenli çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık boyun ağrısına karşı en önemli silahımızdır.

Omurga kanalında daralma (Servikal Dar Kanal-omurga stenozu, Servikal Spondilitik Myelopati):

Özellikle ileri yaşlarda ellerde uyuşma, kuvvetsizlik ve beceriksizlik, yürümede zorluk ve el-ayaklarda his kusuru görülebilmektedir. Omuriliğin ve/veya sinirlerinin geçtiği kanalların daralması ve omurilik beslenmesinin bozulması ile seyreder. Hastalığın erken dönemde tespit edilmesi ve erken tedavi gereklidir. Erken dönemde yapılan cerrahi girişim omurilikte oluşabilecek kalıcı hasarları önlemektedir.

Romatizmal Hastalıklar:

Vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine savaş açması sonucu oluşur. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar. Romatoid artrit, anklozan spondilit gibi hastalıklar boyun hareketlerinde kalıcı kısıtlılık yapabilir. Sabahları görülen yarım saatten fazla süren eklem sertliği ve hareket zorluğu romatizmal hastalıklar için tipiktir.

Osteoporoz, kemik erimesi:

Osteoporoz temel olarak kadın hastalığıdır. Kemiklerde kofluğa ve yumuşamaya yol açarak kolay kırılmaya ve dolayısıyla ağrıya sebebiyet verir. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, aşırı alkol tüketimi, kortikosteroidler osteoporoz riskini arttırır.

Omurga kırıkları, omur kayması:

Omurlar normalde oldukça sağlamdır. Bazen kaza ve başka sebeplerden zarar görüp çatlayabilir, bütünüyle kırılabilir.
Travma şiddetiyle boyun omurları kayarak omuriliğe zararverebilir. Ciddi omurilik ve sinir kesileri görülebilir. Kaza sonrası boyunun mutlak boyunluk ile tespit edilmesi hayat kurtarıcıdır.

Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması):

Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından tuzaklanır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur. Özellikle elin ilk 3 parmağında geceleri görülen uyuşma “karpal tünel sendromu” için tipiktir. Bu tip ağrı ve uyuşma olan hastalarda mutlak EMG testi ile ayrıcı tanıya gidilmelidir. Konservatif tedavi ile sonuç alınamayan hastalarda cerrahi olarak basının kaldırılması gereklidir.

Diğer sebepler:

Boyun tümörleri , omurilik tümörleri ve omurilikte yarıklar oluşturan “Syringomyeli”, kemik enfeksiyonları (tüberküloz, bruselloz) da boyun ve kol ağrısı nedeni olabilir.
Omuz ekleminden kaynaklanan (Bursitis, Kapsülitis, Tendinit) ağrılar boyun ve kol ağrılarını taklit edebilir. Özefagus, trakea, tiroidit ve akciğer hastalıkları da nadiren boyun ağrısı nedenidir.

Diabet (şeker hastalığı)

Yazar: Temmuz 4th, 2009 in Şeker Hastalığı by admin

611

Halk arasında şeker hastalığı adıy­la bilinen “diabet” aşırı susama, idrar­da artış, idrarda şeker olması ve hızlı kilo kaybı ile ortaya çıkar. Dünya Sağ­lık Örgütü (VVHO)’nün tespit ettiği il­kelere göre, etlerin yağı ile tereyağına dikkat etmek, süt, yoğurt ve pey­nirin yağsızını kullanmak gerekir. Ay­rıca tuza da dikkat edilmelidir.

Diabette, kan şekerini yükselten gıdalardan uzak durmak esastır. Bu da glisemik endeksi düşük olan yiye­cekleri tercih etmek gerektiği anla­mına gelir.

Bütün dünyada şeker hastalığı çok yaygındır ve giderek de yay­gınlaşmaktadır. 1900 yılında ABD nüfusunun % Tinden daha azı şeker hastasıyken 2000 yılında bu oran % 8′e fırlamıştır. Ülkemiz­de ise yaklaşık 1 milyon 250 bin kişi şeker hastasıdır.

Şeker hastalığı hafife almaya gelmez

Yazar: Temmuz 4th, 2009 in Şeker Hastalığı by admin

Kanser veya kalp kriziyle karşılaştırıldığında şeker hastalığı daha az tehlikeli görünüyor ama gerçek farklı.
513

Amerikan Diyabet Derneği başkanı Larry Hausner şöyle diyor: “Genel grüş şöyle: Nasıl olsa şeker hastalığının tedavisi var, hem şeker hastası olduğunu söyleyen insanlar çok da sağlıklı görünüyorlar. Zaten hiç kimsenin şeker hastalığından öldüğünü de duymadık.. Oysa şeker hastalığıyla ilgili bilmediğimiz hala çok şey var”

Şeker hastalığı asla afife alınacak bir rahatsızlık değil! Bütün vucudu etkiliyor, duyma ve görme kayıplarına hatta cinsel bozukluklara yol açtığı gibi uyku düzenini ve zihinsel sağlığı da etkiliyor. Üstelik kalp krizi ve felç riskini bariz derecede artırıyor.

Şeker hastalığına dikkat

Yazar: Temmuz 4th, 2009 in Şeker Hastalığı by admin

Hasta tarafından fark edilemeyen şeker hasta­lığı, erken teşhis etmek için, açlık kan şekeriyle birlikte tokluk kan şekerinin ölçülmesi gerektiği­ni söylüyor.
410

Yaygın olarak görülen bu hastalığın büyük ve küçük atardamarlarda tıkanıklıklara yol açtıağı-nı belirten uzmanlar “Hastalık, yıllarca fark edil­meden vücutta ilerler. Bu durum, damarlarda ki­reçlenme ve pıhtılaşmaya sebep olur, gözde, böbrekte, kol ve bacaklardaki damarlarda ciddi hasarlar meydana getirir” diyor.

Tokluk kan şekeri
Belirtisi olmadığı için sinsice ilerleyen bu has­talığın ortaya çıkarttığı hasarlar nedeniyle, yeterli kan taşımamaya bağlı yetmezlikler görülü­yor. Sinsi şeker hastalığı kalp krizi, beyin felci, körlük, yürüme zorluğu gibi ciddi ve tedavisi güç hastalıklara yol açıyor. Atardamarın iç katma­nında fonksiyon kaybına ve pıhtılaşmaya da ne­den olan sinsi şeker hastalığı, kolestrolü de artı­rıyor.

Bu hastalıktan korunmak için, sürekli olarak açlık kan şekerinin yanında tokluk kan şekerinin de ölçülmesi gerekiyor. Ölçümlerde, uzun yıllar açlık kan şekerinin normal çıkmasına karşın, tokluk kan şekeri yüksek bulunabilir. Bu da “sin­si şeker hastalığı”nın belirleyicisidir. Özellikle erken yaşta başlaması nedeniyle, gençler tedavi­de geç kalmamalıdır.

Gizli şekere yeni test
Basit bir kan testiyle, daha önce şeker hasta­lığı belirlenemeyen hastalarda gizli şeker sapta­nabiliyor. Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde ge­liştirilen kan testiyle, kan şekerini belirlemek için hastanın, saatlerce aç kalmasına da gerek kal­mıyor. “HgAlc” adlı verilen testle, kandaki şeker oranı, son 2-3 aya dönük olarak yüzde 75 başa­rıyla tespit edilebiliyor.

Salk ve Tp