Ayak şişmesi

Yazar: Eylül 22nd, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Şişmiş bacaklar çeşitli koşulları neden olabilir. Bu yaygın bir hastalıktır ayakları üzerinde kalan bir sonucu olabilir …

Kalp Hastalığı Nasıl Engellenir

Yazar: Eylül 22nd, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

kalp hastalığı önlemek için ne öğrenmek istiyorsanız, egzersiz, diyet alanlarında bilgi uygulayarak başlamalıdır …

Safra Kesesi Hastalıkları

Yazar: Eylül 20th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Safra kesesi, 50 cc sıvı alabilecek kadar genişlikte olan küçük bir keseciktir. Karaciğerin alt kısmında ve karaciğere yapışık bir yapıdadır. Bu kesenin ana görevi, kara ciğerde üretilen safrayı alarak yoğunlaştırmaktır.

Siz bir şey yiyene kadar safrada bekletilen sıvı, siz bir şey yediğinizde hormonların uyarılmasıyla birlikte kasılarak oniki parmak bağırsağına boşaltılır. Buraya boşaltmasının amacı, sindirimimize yardımcı olmasını sağlamaktır. Bu nedenle sindirim sistemimizin düzgün çalışması için safra kesemizin de oldukça sağlıklı olması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra safra kesesinde taş oluşma gibi bir rahatsızlık söz konusudur. Bu bölgede oluşan taşlar iki çeşittir. Birincisi kolestrol taşları, ikincisi ise pigment taşlarıdır.

Kolestrol taşları adından da anlaşılabileceği üzerine kolestrol bakımından yüksek seviyede beslenen kişilerde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.

Pigment taşlarının oluşmasının sebebi ise vücutta ki çeşitli rahatsızlıklar olabilir.

Kolestrol taşlarının oluşma sebebi, vücuttaki safra tuzu ve kolestrol oranı arasındaki farktan dolayıdır. Bu oranın bozulması, bu taşların oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Safra kesesinde oluşan rahatsızlıklar da kolestrol ile bağlantılı olduğundan sağlıklı ve dengeli beslenmek bu rahatsızlıkların önüne geçmek adına uygulanabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

Zehirlenme Belirtileri ve Tedavisi

Yazar: Eylül 20th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Zehirlenme, vücudun herhangi bir hayvan tarafından ısırılmasıyla ya da vücuda alınan bir gıda ile kendini gösterebilir. Zehirlenme belirtileri arasında karın ağrısı, ishal, ateş, kusma gibi durumlarlar vardır. Bu belirtiler bir çok hastalığın belirtisi olduğundan en doğrusu bir doktora başvurmak ve onun bu durum ile ilgili teşhis koymasını beklemektir.

Bu rahatsızlığa neden olan durumların başında bakteriler ve virüsler gelmektedir. Halk arasında midenin üşümesiyle, yani bir nevi midenin geçirdiği grip olarak adlandırılmaktadır. Genel olarak mide ve bağırsak sisteminin bozulması olarak tanımlanabilir.

Zehirlenme Tedavisi

Bazı besin zehirlenmelerinin tedavi edilmesine bile gerek olmayabilir, 12 saat gibi kısa süren zehirlenme durumlarında herhangi bir antibiyotik tedaviye ihtiyaç duyulmadan tedavi vücut tarafından gerçekleştirilebilir.

Bazı hastalıklarda ise doktor tarafından antibiyotik tedavisi verilebilir. Antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulan hastaların zehirlenme durumu daha ileri seviyededir. Ya da kişinin hastalığının tedavi sürecini düşürebilmek adına antibiyotik tedavisine başvurulabilir. Örneğin 5 günde geçecek bir rahatsızlığı 3 güne indirebilmek adına antibiyotik tedavisi uygulanabilmektedir.

Çok daha ağır besin zehirlenmeleri yaşandığında ise, mutlaka kişi hastaneye yatırılmalı ve tedavisine doktor gözetimi altında devam edilmelidir.

Saç Beyazlaması Doğal Çözüm

Yazar: Eylül 20th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Güzellik uzmanı Suna Dumankaya’dan Saç Beyazlamasına karşı doğal formüller yayınlıyoruz.

Ceviz rahatlıkla bulabileceğiniz ve sayısız faydası olan bir nimettir. Saç beyazlamasına karşıda cevizden faydalanacağız. Yalnız ceviz içini değil kabuklarını ve yapraklarını kullanacağız.

Cevizin yeşil kabuklarını ezerek püre haline getirin daha sonra bir tutam kadar ceviz yaprağını 3 bardak suda kaynatın ve 15 dakika demlenmeye bırakın. Daha sonra süzün ve püre halindeki 1 kaşık ceviz kabuğuyla karıştırın. Ortaya çıkan karışım saç beyazlamasına karşı etkilidir. Bu karışımı saçlarınıza sürün ve 1 saat bekleyin. Haftada 1 gün uygulayın. Saç renginizin koyulaştığını göreceksiniz.

Kalp nakli bekliyordu, beyin kanaması geçirdi

Yazar: Eylül 16th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

1.5 yıldır kalp destek cihazına bağlı olarak organ nakli için bekleyen, ancak geçen pazar günü oyun oynarken başını vurarak beyin kanaması geçiren 3 yaşındaki Hamdullah Kanat, yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor.

Ege Üniversitesi (EÜ) Kalp Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özbaran, 1,5 yıldır kalp destek cihazına bağlı halde organ nakli için bekleyen, ancak geçen pazar günü oyun oynadığı sırada başını vurması sonucu beyin kanaması geçiren Hamdullah Kanat”ın (3) yoğun bakımda olduğunu, beyin ölümünün gerçekleşmediğini bildirdi.
Özbaran, gazetecilere yaptığı açıklamada, küçük çocuğun şu an bilincinin kapalı halde komada, solunum cihazına bağlı olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Özbaran, “”Beyin ölümü gerçekleşti diyemeyiz. Henüz testler tamamlanmadı. O yüzden komada olarak kabul ediyoruz. Metabolik test için kan değerlerinin belli bir seviyede olması lazım. Bu test şu an yapılmıyor, bu yüzden beyin ölümü kararı yok şu an için”” dedi.
Hamdullah”ın 2010 yılının mayıs ayında yapay kalp takıldığında Türkiye”nin en küçük kalp destek cihazıyla yaşayan hastası olduğunu hatırlatan Özbaran, şöyle devam etti:
“”Bu cihazların vücutta kalabilmesi için kan sulandırıcısı vermek lazım. Hamdullah 17 aydır gayet iyiydi, fakat çocuk büyüdükçe oynamak, koşmak istiyor. Başını vurduktan sonra beyin kanaması geçirdi. Şimdi onunla ilgili sıkıntılarla uğraşıyoruz. Çocuğu kuyudan alıp yukarıya çıkarıyorsunuz, ama ellerinizden kayıyor… Biz de çok üzülüyoruz. Burada kalp destek cihazına bağlı 4 çocuğumuz var. Hamdullah”tan daha küçükleri var organ bekleyen.””
Özbaran, Türkiye”de organ bağışının geldiği noktaya ilişkin soru üzerine, Hamdullah”ın 17 aydır “”mücadele”” ettiğini anlatarak, “”Organ bağışı yeterli olsaydı kalp nakli gerçekleştirilmiş olurdu. Nakil olmadığı için destek cihazına bağlı kaldı. Destek cihazı özellikle çocuklarda bir sürenin üzerinde kullanılması durumunda sıkıntılar yaratabiliyor”” dedi.
Türkiye”de organ bağışının Avrupa”nın 10″da ya da 8″de biri kadar olduğunu, bu konuda halkın bilincinin artırılması için Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumların yoğun çabasının bulunduğunu ifade eden Özbaran, özellikle son 6 senedir 10 misline yaklaşan bağış sayılarına ulaşıldığını belirtti.
Özbaran, bunun da bakanlığın ve kurumların nasıl mücadele ettiğini gösterdiğini kaydederek, “”Hızla yükseliyor. Eskiden oran olarak bile görünmüyorduk. Bu motivasyonla, disiplinle devam edildiğinde 3-5 sene içinde daha da yükselecek sanıyorum”” dedi.
Anne Zeynep ve baba Semih Kanat”ın, oğullarının beyin ölümünün gerçekleşmesi halinde, başka çocukları yaşatması için organ bağışında bulunma kararı aldıkları bildirildi.

Avrupa’da ilaca dirençli tüberküloz paniği

Yazar: Eylül 16th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Tüberküloz vakalarının en çok Doğu Avrupa”da, özellikle Rusya ve Ukrayna ile Azerbaycan”da görüldüğü; Batı Avrupa”daysa en fazla tüberküloz hastası bulunan başkentler arasında Londra”nın ilk sırada olduğu kaydedildi.
Dünya Sağlık Örgütü WHO, Avrupa ve Orta Asya”daki 53 ülkede ilaç tedavisine dirençli tüberkülozla mücadele için plan geliştirdi. Tanının geliştirilmesini ve tedaviye erişimin artırılmasını öngören planla, 2015 yılına dek bölgede 120 bin kişinin hayatının kurtarılacağına inanılıyor.
İngiltere”deki tüberküloz vakaları, daha çok büyük kentlerde görülüyor. Londra”da her yıl 3500 tüberküloz vakası teşhis ediliyor. 2009 Yılında İngiltere”de ilaca dirençli 58 tüberküloz vakası görüldüğünü belirten sağlık yetkilileri, hastanın öngörülen tedaviyi tamamlamaması yüzünden mikropların direnç kazandığını belirtiyorlar.
İngiltere Sağlık Koruma Kurumu”nun tüberküloz uzmanı Dr. İbrahim Abubakar, “Genelde sayılar düşük seyretmekle birlikte son on yıldır artış gözlenmekte. Bu duruma kayıtsız kalamayız. Her tüberküloz hastasının tedavisi birkaç yüz bin sterline mal oluyor. Bir kimsede tüberküloz mikrobu varsa bu başkalarına da geçebilir” dedi ve aile hekimleriyle hastanelerin acil servislerini, olası vakalara karşı tetikte olmaya çağırdı.
“HAVAYLA BULAŞIYOR, HERKES RİSK ALTINDA”
Tüberküloz havadan geçebilen ve yüzde 7 oranında ölümle sonuçlanan bir hastalık. Çok ilaçlı tedaviye dirençli tüberküloz türüne yakalanan hastaların hemen hemen yarısı hayatını kaybediyor.
İngiltere”de röntgen cihazıyla donatılmış arabalarla, evsizler ve uyuşturucu bağımlıları arasında tüberküloz taraması yapılıyor.
WHO”nun Avrupa örgütünde görevli Dr. Ogtay Gozalov, “Tehlikede olanlar sadece göçmenler ve mahkûmlar değil. Hepimiz tüberkülozla yüz yüze olabiliriz” dedi ve üye ülkelerde harekete geçilmezse ileride daha kötü sonuçlarla karşılaşılabileceğini vurguladı.

Sabah öksürüğünü ciddiye alın

Yazar: Eylül 16th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

ERZURUM – Sigaraya başlama oranı arttıkça, akciğer kanserinin görülme sıklığı da artıyor.
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Görgüner, Türkiye İstatistik Kurumu”nun (TÜİK) yayınladığı 2009 yılına ait ölüm nedenleri istatistikleri arasında, kanser vakalarının ilk sıralarda yer almasının altında yatan nedenlerin belli olduğunu söyledi.
TÜİK tarafından açıklanan istatistik verilerinin uluslararası literatürle uyumlu olduğunu ifade eden Görgüner, “”Ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 20″sini oluşturan kanserlerde, ilk sırayı yüzde 31.4 gibi büyük bir oran ile akciğer kanseri aldı. Dünyada da tüm ölüm nedenlerine bakıldığında, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarından sonra ikinci sırada kanserler gelmektedir”” dedi.
İstatistik verilere bakılınca erkek ölümlerinin, kadın ölümlerine göre daha fazla olduğunu anımsatan Görgüner, şunları kaydetti: “”Erkeklerin ölüm nedenlerinin kadınlara göre daha fazla olmasının nedeni de sigara kullanımıdır. Kadınlar erkeklere göre daha az sigara kullanmaktadır. Tüm kanser ölümleri içerisinde de gerek erkeklerde, gerekse kadınlarda akciğer kanseri ilk sırada yer almaktadır. Akciğer kanseri ayrıca erkekler arasında en çok rastlanan kanser türüdür ve kadınlarda da giderek artış göstermektedir. Kuşkusuz hastalığın bu kadar ölümcül seyretmesindeki en önemli faktör, sinsi seyri nedeniyle çoğu kere ileri evrelerde tanı konulmasıdır.””
UZUN SÜREN ÖKSÜRÜK ÖNEMSENMİYOR
Akciğer kanseri hastalığı görülen çoğu kişide uzun süreli öksürük şikâyetinin başlangıçta sigaraya bağlandığını ve önemsenmediğini vurgulayan Görgüner, ilerleyen süreçte hastalığa yakalanan kişilerin sigaranın başlattığı bu öksürüklerin, ciddiyetini çok geç kavradığını belirtti.
Sabahları başlayıp, uzun süreli devam eden öksürüğün, gün boyu sürekli olması ve kişiyi rahatsız eder bir hal alması şeklindeki karakter değiştirmesinin başka akciğer hastalıklarında da sebep olabileceğine dikkat çeken Görgüner, şunları söyledi: “”Akciğer kanseri gelişiminde sigaranın rolü kanıtlanmıştır. Sigara dumanı içerisinde yüzden fazla kanserojen madde vardır. Sigara içen kişi sadece kendisini değil, özellikle kapalı ortamlarda bulunan çevresindekileri de olumsuz yönde etkiler. Amerika Birleşik Devletleri”nde, 1970″li yılların ortalarından itibaren sigara ile yapılan mücadele sonucu ülkede sigara içimi, 1980″li yıllarda azalmaya başlamıştır. Aynı ülkede ve özellikle erkeklerde akciğer kanserinden ölümlerin de buna paralel olarak azaldığı görülmüştür.””
Görgüner, birçok Avrupa ülkesinin benzer durumlar karşısında, sigaraya karşı savaş başlattıklarını, akciğer kanserini yenmek ve gençlerin, sigara içmemesi için çeşitli yöntemlere başvurduklarını söyledi.
SİGARA TEDBİRLERİNE YENİLERİ EKLENMELİ
Sağlık Bakanlığı tarafından, sigara kullanımını azaltmak için alınan tedbirlerin çok önemli olduğuna da değinen Görgüner, yeni tedbirlerin sigara kullanım oranını daha asgari seviyeye çekeceğini belirtti. Alınan tedbirlerinin meyvelerinin önümüzdeki yıllarda yapılacak araştırmalarla gözler önüne serileceğini kaydeden Görgüner, şöyle konuştu:
“”Ülkemizde de son yıllarda başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere sivil toplum örgütleri ve uzmanlık dernekleri bu konuda takdir edilecek çok önemli adımlar atmıştır. Yapılan çalışmaların dışında yeni uygulamaların, yeni yaptırımların TÜİK verilerine bakınca kaçınılmaz olduğu görülmekte. Sigara içme oranını aşağı çekebilirsek, ölüm nedenlerinin arasında akciğer kanserinin oranını düşürmüş oluruz.””

ÇEVRESEL FAKTÖRLER DE ETKİLİ
Görgüner, ayrıca akciğer kanserinin görüldüğü kişilerin yaşadıkları ortamların etkenlerinin göz ardı edilemeyeceğini, sigaranın dışında çevresel ve mesleki faktörlerin, beslenme, radyasyon, daha önce geçirilmiş akciğer hastalıkları ile genetik faktörlerin de bu hastalığa zemin hazırladığını sözlerine ekledi.

Karalahana Guatr Yapar mı?

Yazar: Eylül 14th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Lahana, kış mevsiminin önemli sebzelerindendir. Genelde üç türü ülkemizde yetiştirilir. Bunlar; beyaz baş lahana, kırmızı baş lahana ve kara lahanadır. Kara lahana daha çok Karadeniz Bölgemizde yetişir.
Lahana özellikle C vitamini yönünden zengindir. Yenebilen 3 – 4 yaprak kara lahana insanın günlük C vitamini ihtiyacını karşılar.

Lahana, turp, şalgam gibi sebzelerde guatr yapıcı maddelerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak, bu maddelerin daha çok bitkilerin tohumlarında yer aldığı, yenen yaprak ve yumrularında az miktarlarda bulunduğu bildirilmektedir. Günlük normal miktarlarda yenen lahana, turp ve şalgamla alınabilen az miktarlar¬aki guatr yapıcı maddelerin guvatrm oluşmasında önemli etkisi olmadığı araştırıcılar tarafından belirtilmiştir.
Basit guatr olarak bilinen troid bezinin büyümesinin esas nedeni iyot yetersizliğidir. Genellikle, iyot toprağın yüzey kısımlarında bulunur. Dağlık yörelerde yağmur suları ile toprağın iyotlu kısmı denizlere aktığından, toprakta iyot azalabilmektedir. Buralarda yetişen bitkilerde, o yöre bitkileriyle beslenen hayvanların et, süt ve yumurtalarında da iyot yetersiz bir duruma gelmektedir. Bu yörelerde yaşayan insanlar besinleriyle sürekli az iyot aldıklarından, iyodu kullanarak hormon yapan troid bezi büyümektedir.
Ülkemizde, lahana, şalgam, turp gibi sebzelerin guatr yapıcı maddelerin yer aldığı tohum kısımları yenmediğinden, guatr oluşumunda bu sebzelerin önemli rolleri olmadığı söylenebilir.

Karaciğer Hastalığında Yağ, Yumurta, Et Zararlı mıdır?

Yazar: Eylül 14th, 2011 in Sağlık Haberleri by admin

Karaciğer vücudumuzun fabrikasıdır. Proteinler karaciğerde yapılır. Proteinin yapıtaşı amino asitlerden ayrılan amonyak karaciğerde üreye çevrilerek sıvılarla vücuttan atılır. Yağların sindirimi . için gerekli safra karaciğerde oluşur. Yağda eriyen vitaminler, demir, glikojen karaciğerde depolanır. Yine karaciğerde bütün besin öğelerinden enerji oluşur. Alkol karaciğerde enerjiye dönüşerek vücuttan atılır.

Bu kadar çok çalışan organın sağlığını koruması için yeterli ve dengeli beslenmesi zorunludur. Karaciğere en çok zarar alkolden gelir. Yine her türlü toksik madde karaciğeri bozar. Bazı mikroplar da karaciğerde hastalık yapar. Karaciğer haftalıklarının en çok bilineni tıp dilinde enfeksiyöz hepatit denen sarılık ve sirozdur.

Karaciğer hastalıklarının tedavisinde hastanın uygun şekilde beslenmesi önem taşır. Hastalarda iştah azlığı, bulantı ve kusma görülmesi besin alımını azaltabilir. Ayrıca hastalığın ilk döneminde, hasta karaciğer amonyağı üreye çeviremediğinden kanda amonyak yükselmesi olabilir. Yine sirozda amonyaklı su birikimi ile karın şişliği olabilir.
Hastalıkta, yıpranan karaciğer hücrelerinin onarımı için proteince zengin ve enerjisi yüksek diyet alınması gerekir. Karaciğer hastalığında diyet önemlidir. Et ve yumurta en iyi kalitede protein kaynaklarıdır. Ancak fazla alman yağ, karaciğeri safra yapmaya zorlar. Halbuki iyileşmede karaciğerin dinlenmesi önemlidir. Ayrıca fazla yağın sindirimi güçtür, zaten iştahsız olan hastanın bulantı ve kusmalarını arttırabilir.

Karaciğer hastalıklarında diyet hastalığın belirtilerine ve hastanın durumuna göre ayarlanmalıdır. Aşağıda, belirtilere göre yenecek besinlere örnekler verilmiştir:

Kanda amonyak yüksek olduğu sırada proteinli besinler biraz azaltılmalıdır. Kaliteli protein kaynakları olan peynir, süt, yoğurt, yumurta, tavuk, balık ve et gibi besinler kullanılarak hem vücuda aşın protein vermekten sakınılmış olur, hem de bireyin protein ihtiyacı daha kolay karşılanır. Bunun yanında düşük kaliteli bitkisel proteinler biraz azaltılabilir. Yağı az olduğundan suda pişmiş tavuk eti özellikle tercih edilir. Sütlü tatlılar hem kaliteli protein hem enerji sağlarlar.
Ödemli durumda tuz sınırlanır.
Bunların dışındaki durumlarda yağı biraz az, kaliteli protein ve karbonhidratlardan zengin, hastanın kolayca yiyebileceği ve sindirimi kolay besinler verilir. Bu nitelikleri taşıyan besinlerin başında süt, yoğurt, peynir, sütlü tatlılar, et, tavuk ve balık, yumurta, meyve, pekmez, bal gelir. Yemekler suda, fırında veya ızgarada pişirilir, yağda kızartılmaz. Et konmuş yemeklere yağ eklenmez. Çok yağlı etlerden sakınılır.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Salk ve Tp