10 kadından biri risk altında

Yazar: Mart 31st, 2010 in Kanser by kartal

Kansere bağlı ölümlerde, meme kanseri 2. sırada.
Kadın Sağlığı Proje Eğitim Hekimi Dr. Füsun Kuzu, kadınlarda kansere bağlı ölümlerde, akciğer kanserinden sonra meme kanserinin ikinci sırada yer aldığını belirterek, bu hastalığın erken tanısı ve tedavisinin çok önemli olduğunu söyledi.
kan
Meme kanserinin günümüzde kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olduğunu belirten Kadın Sağlığı Proje Eğitim Hekimi Dr. Füsun Kuzu, “Yaşamları boyunca her 10 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşır. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dolayısıyla bu hastalığın erken tanısı ve tedavisi önemlidir” dedi. Meme kanserinin belirtilerini dile getiren Dr. Kuzu, “Memede ele gelen ağrılı ve ağrısız kitleler. Koltuk altında ele gelen kitle veya kitleler. Meme başında çatlama, kabuklanma, kanama, yara, içe çekilme, şekil bozukluğudur. Meme başından kanlı veya renkli akıntı gelmesi. Meme cildinde kızarıklık, ateş, damarlarda belirginleşme. Meme cildinin renk, şekil bozuklukları, portakal kabuğu görünümü. Memede çukurlaşma, şişlik. Meme üzerinde yaraların ortaya çıkması. Bu belirtilerin klinik açıdan değerlendirilmesi ve araştırılması hekim tarafından yapılmalıdır” diye konuştu.

DÜZENLİ MUAYENE ŞART

Meme hastalıklarında erken tanının çok önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Kuzu, “20 yaşından sonra düzenli olarak ayda 2 defa kişinin kendisi tarafından meme muayenesini yapması kendi memelerinin yapısı hakkında bilgi sahibi olması ve zaman içinde oluşacak değişikliklerin farkına vararak, hekime başvurması erken tanıyı kolaylaştırması açısından büyük önem taşır. Ailesinde meme kanseri öyküsü olan veya diğer risk faktörlerine sahip kadınlar için düzenli olarak hekim muayenesi yapılmalıdır. 40 yaşından sonra her yıl düzenli tarama mamografisi yapılmalıdır” şeklinde konuştu. Meme kanserinden korunmanın ancak risk faktörlerinin korunmasıyla mümkün olabileceğine işaret eden Dr. Kuzu, “En önemli risk faktörleri olan cinsiyet ve yaşı değiştirmenin imkanı yoktur. Diğer önemli risk faktörlerinin başında ailesel yatkınlık, adet görme özellikleri, doğum ve sosyo ekonomik durum gelmektedir. Diyetteki yağ miktarının azaltılmasının meme kanseri riskini azaltabileceği tartışmalıdır. Yağın günlük kalori ihtiyacının yüzde 30 altına indirilmesi bol sebze, meyve ve hububat yenmesi önerilmektedir” ifadelerini kullandı.

SAPTANAN HER KİTLE, KANSER DEĞİLDİR

Memede bir kitle tespit edildiğinde bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğunun araştırılması gerektiğine işaret eden Dr. Kuzu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.”

AHT

Kanser riskini arttırıyor!

Yazar: Mart 8th, 2010 in Kanser by kartal

İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevrez Koylan, yetişkinlerde omega 3 alınmasının yararlarının pek çok çalışma tarafından ortaya konduğunu belirterek, “Omega 3 eksikliği sonucunda direnç azalması, yorgunluk, halsizlik, kalp hastalığı ve kanser risklerinin artması gibi sorunlar da ortaya çıkmaktadır” dedi.
kanserr

Prof. Dr. Koylan, omega 3 ile ilgili yaptığı değerlendirmede, yetişkinlerde omega 3 alınmasının yararlarının pek çok çalışma ile ortaya konduğunu belirterek, omega 3 eksikliği sonucunda direnç azalması, yorgunluk, halsizlik, kalp hastalığı ve kanser risklerinin artması gibi sorunların ortaya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Koylan, özellikle büyüme çağındaki çocuklar, aktif çalışanlar, gebeler, süt veren kadınlar, diabetliler, hipertansiyonlular ve 40 yaşın üzerindeki kişilerde omega 3 takviyesinin önemli olduğuna işaret etti. Ayrıca kronik hastalığı olanlarda da omega 3 ihtiyacının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Koylan, bugün için günlük kalorinin yüzde 0.5′i kadar omega 3 alınmasının gerekli olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koylan, şunları dile getirdi: “Günlük kalorinin yüzde 0.5′i, ortalama günde 3 bin kalori alan birisinin günde 15 kalori kadar, yani 1,5 gram kadar omega 3 alması demektir. Doğal kaynaklar bu miktarı genellikle karşılamadığı için günde 500 mg kadar omega 3 alınması önerilmektedir. Sözünü ettiğimiz gruplarda bu ihtiyaç daha da artar. Omega 3 kapsülleri tercihen günde bir kez ve yemekten sonra alınmalıdır.”

-OMEGA 3 İLAÇ DEĞİL, GIDA DESTEĞİDİR-
Prof. Dr. Koylan, omega 3′ün bir ilaç değil, gıda desteği olduğunun altını çizerek, “Bu nedenle, tedavi edici olarak değil, ancak destek olarak kullanılmalıdır. Bu konuda doktora danışılması mutlaka gereklidir” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Koylan, gebeler, süt veren kadınlar ve büyüme çağındaki çocuklarda omega 3 takviyesinin önemine işaret ederek, “Çünkü omega 3, bu durumda bebeklerin ve çocukların hem zeka hem de vücut gelişimine belirgin olarak olumlu etki eder. Aynı zamanda, omega 3 gebe ya da süt veren kadında ortaya çıkabilecek hızlı metabolik yıkımı önlemek açısından son derece önemlidir” diye konuştu.

-AKTİF ÇALIŞANLARDA TOKSİK ARTIKLARA KARŞI OMEGA 3-
Aktif çalışan kişilerde yüksek metabolizma hızı sonucunda fazla miktarda oksijen serbest radikalleri başta olmak üzere toksin metabolizma artıklarının ortaya çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Koylan, şunları kaydetti: “Özellikle kimi metabolizma ara ürünlerinde de eksiklik doğar. Bunun sonucunda kronik yorgunluk, uykusuzluk, depresyona eğilim, kronik iltihabi hastalıkları, kanser ve damar sertliği eğiliminin artması, şeker hastalığına gidişin kolaylaşması gibi tablolar gözlenebilir. Yeterli omega 3 alınması durumunda bu yıpranmalar büyük ölçüde ortadan kalkar.”

-HIZLI YAŞLANMAYA KARŞI DA OMEGA 3-
Prof. Dr. Koylan, kırk yaşın üzerindeki kişilerde de metabolizmada gelişen yavaşlamanın azaltılması açısından yine omega 3 takviyesinin önemini anlattı. Prof. Dr. Koylan, yaşın ilerlemesiyle değişen hücre metabolizması sonucunda kanser, damar sertliğine bağlı kalp ve damar hastalıkları, diabet, yıpranmaya bağlı kemik ve eklem hastalıkları, çeşitli beyin fonksiyon yetersizlikleri, Alzheimer ve diğer bunama şekilleri gibi sorunların ortaya çıkışına ve yaşlanmanın hızlanmasına dikkat çekti. Prof. Dr. Koylan, şunları ifade etti: “Bu durumda omega 3 takviyesi metabolizmanın değişimini azaltır ve dolayısıyla da yaşlanmayı ve hastalıkların gelişimini yavaşlatır. Örneğin romatoid artrit ve benzeri iltihaplı romatizma tiplerinde tedaviye omega 3 eklenmesi, ağrılı atakların sayı ve şiddetini azalttığı gibi eklem hareketlerini de rahatlatır. Trigliserid yüksekliğinin bilinen en etkili tedavilerinden biri yüksek doz omega 3 yağ asitleridir. Kalp krizi sonrasında tedaviye omega 3 eklenmesinin kalp krizinin tekrarı olasılığını azalttığı kanıtlanmıştır. Benzer şekilde omega 3 yağ asitleri diabette de kan şekerinin kontrolünü kolaylaştırmaktadır.”

-SAFLAŞTIRILMIŞ OMEGA 3 KULLANIN-
Prof. Dr. Koylan, omega 3 desteğinin, piyasadan düz balık yağı olarak sıvı ya da saflaştırılmış omega 3 kapsülleri olarak temin edilebileceğini belirtti. Saflaştırılmamış balık yağlarında deniz kirliliğinden ötürü civa başta olmak üzere ağır metal toksisitesi riskine dikkat çeken Prof. Dr. Koylan, şu uyarılarda bulundu: “Bu nedenle saflaştırılmış kapsüller alınmalıdır. Bu sahada denetim tüm dünyada son derece sınırlı olduğu için ruhsatlar gıda takviyesi olarak verilir. Bu nedenle de bu ürünlerde firma güvenilirliği büyük önem taşır. Omega 3 çoklu doymamış yağ asitlerinden en önemli olan ikisi EPA ve DHA’dır. Bu sebeple önemli olan kişinin sadece balık yağı kullanması değil, EPA ve DHA yağ asitlerini tüketmesidir.”irdi.

ANKA

Turpgiller kanserden koruyor

Yazar: Şubat 23rd, 2010 in Kanser by kartal

Turpgiller kanserden koruyor
Bilim adamları, yaptıkları araştırmalarla turpgilller familyasından olan sebzelerin bağırsak, akciğer ve prostat kanserlerine karşı koruyucu etkisi olduğunu tespit ettiler.
Uzmanlar; lahana, karnabahar, brokoli ve Brüksel lahanası gibi sebzelerin bağırsak kanserine karşı koruyucu etkisinin yanında, kanser hücrelerini kanser ilaçlarıyla aynı etkiyi göstererek yok ettiğini belirtti.

İngiltere Gıda Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Ian Johnson, lahana, karnabahar, brokoli ve Brüksel lahanasından haftada iki ya da üç porsiyon yemenin bağırsak kanserine karşı koruma sağlayacağını söyledi.

Ian Johnson, ayrıca turpgillerin bir bileşeni olan sinigrin maddesinin vücutta çözülmesinin kanser hücrelerini öldürdüğünü, bu çözülmeden kaynaklanan ve AITC adı verilen aktif kimyasal etmenin sebzeler doğrandığında, çiğnendiğinde ve sindirildiğinde ortaya çıktığını söyledi.
Turpgiller özellikle akciğer ve prostat kanserlerine karşı koruma sağlıyor.

Kanserden korunma

Yazar: Şubat 18th, 2010 in Kanser by kartal

topuz
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz konuşmaya başlayınca herkes pür dikkat kesiliyor. Dile kolay, sözünü ettiği hastalık, çağımızın vebası olarak kabul edilen kanser…

Prof. Topuz, “Çevrenizdeki her dört kişiden biri kanserden ölecek!” diyor, sonra ekliyor: “Benimkisi kehanet değil, bilimsel istatistikler.” Geçtiğimiz ay yayınlanan ve Prof. Topuz’un çeviri editörlüğünü yaptığı “Kanser- Salgını Önlemek İçin 101 Çözüm Önerisi” adlı kitabın sayfalarını çevirirken kanserde üç noktanın çok önemli olduğunu söylüyor: “Bir… Kanserden korunma. İki… Erken tanı. Üç… Tedavi. Bunlardan en önemlisi ise kanserden korunmadır. Diğerleri kansere yakalandıktan sonra yapılması gerekenleri ve tedavi sürecini anlatır.”

Topuz’un “Olmazsa Olmaz” Listesi
- Haftada 2-3 kez balık çorbası için.
- Mevsimiyse her gün mutlaka nar ya da nar suyu.
- Kırmızı eti 15 günde bir tüketin. Balık ve hindi eti ile köy tavuğu tercih edin.
- Öğle ya da akşam yemeğinde mutlaka zeytinyağlı yiyin.
- Yıkanırken bebek şampuanı ya da zeytinyağlı sabun kullanın.
- Pamuk yorganda yatın, yatağın üzerine şilte koyun.
- Evde halı yok, yerler parke. İlla bir şey sermek isteyen kilim kullanabilir.
- Televizyonu 5 metreden izleyin.
- Karanlıkta uyuyun. Aydınlıkta uyumak kanser riskini artıran bir etkendir.
- Yatak odasına TV, bilgisayar sokmayın.
- Tıraş makinesi yerine jilet tercih edin. Tıraş sonrası losyon kullanmayın.
- Kavrulmuş kuruyemişlerden de uzak durun. Örneğin fındığı kavurduğunuz zaman fındığın üzerindeki zar erir ki, o da fındığın en yararlı kısmıdır. Cevizi açık almayın, kabuklusunu tercih edin. Badem de kansere karşı çok faydalı.

KAYNAK: GAZETE HABERTÜRK

Kanser Hücrelerini Öldüren Baharat

Yazar: Ocak 9th, 2010 in Kanser by admin

Köri baharatında bulunan bir maddenin, kanser hücrelerini öldürebildiği belirtildi.

Cork Kanser Araştırma Merkezi bilimcileri, köri yapımında kullanılan zerdaçalın etken maddesi “kurkumin”in laboratuvar ortamında yemek borusu kanseri hücrelerini öldürdüğünü saptadı.
Kanser-Hucrelerini-olduren-Baharat_m
Dr. Sharon McKenna ve ekibi, kurkuminin kanser hücrelerini 24 saatte öldürmeye başladığını gördü.
Uzun zamandır kurkumin maddesinin iyileştirici etkisi bulunduğu düşünülüyordu. Bazı ülklerde

Kanser uzmanları, British Journal of Cancer gibi dergide yayınlanan araştırmanın, doktorların yeni tedaviler bulmalarına yardımcısı olacağını belirtmiştir.

Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumundan Dr. Lesley Walker, bu araştırmanın, zerdaçalda (hint safranı) bulunan doğal kimyasalların özafagus (yemek borusu) kanserinde yeni tedaviler için kullanılması olanağı sağlayacağını söylediği gibileri

Walker, özafagus kanseri oranının 1970′leri bu yana yarısını alarak arttığını, bunun obezite, alkol tüketimi ve reflü hastalığındaki artıştan kaynaklanıyor olabileceğini anlatmiştir

Saç telinden meme kanseri tespiti

Yazar: Ocak 6th, 2010 in Kanser by admin

Kanser araştırmalarında yeni sonuçlara ulaşılmaktadır. son araştırmalar ile saç telinden uygulanacak bir test ile meme kanserinin tesbit edilebileceği ve yakın bir süre sonra testin piyasaya sürüleceği belirtiliyor.

New Scientist Dergisi’nde yayınlanan bir haberde, yalnızca yirmi adet saç teline uygulanabilecek bir test ile daha çok genç yaşlardaki kadınlarda meme kanserinin erken teşhisinde yüzde 80 başarılı olunduğu açıklanıyor.
me

Sağlıklı bir kişiden alınan saç teli mikroskop altında incelendiğinde saç telinin kavis dizileri şeklindeyken, meme kanseri olan bir kişinin saç teli ise bu kavislerin birbiri üzerine binmiş olarak farklı bir halka görüldüğü bildiriliyor.
Bu araştırma yaklaşık sekizyüz kadın için uygulandığında testlerin de % 80 doğru sonuçlandığının görülmesi de umut verici olarak değerlendiriliyor.

Ayrıca bazı İngiliz uzmanlar, araştırmada yanlış sonuçların da alınabildiğini, bu anlamda sorgulanması gerektiğini savunuyorlar.

Yumurtalık Kanseri

Yazar: Eylül 2nd, 2009 in Kanser by admin


Amerika da 70 kadından l inde yumurtalık kanseri görülmektedir. Bu hastalık ölümcül olabilir, ilk safhalarında pek dikkati çekecek bulgu vermez ve genellikle rutin alt karın muayenesi sırasında fark edilir. Erken teşhis edilmezse, sonunda ağrılı bir hale gelir ve tümörün salgıladığı sıvı karnın şişmesine neden olabilir. Yüzde 70-80 vakada hastalık, bu ilerlemiş safhada teşhis edilir.

Belirtiler

- Başlangıçta genellikle hiçbir belirti yoktur;

- Karnında hafif rahatsızlık ve hafif hazımsızlık;

- şişkin karın ve karnın altında ağrı (hastalığın son safhasında)

Yumurtalık kanseri genellikle menopozdan sonra gelişir. Hiç hamile kalmamış veya hamile kalmak konusunda sorunları olmuş kadınların yumurtalık kanserine yakalanmaları olasılığı daha fazladır. Tersine, çok çocuğunuz olmuşsa veya doğum kontrol hapı kullanmışsanız bu olasılık daha azdır. Ancak her iki durumda da yıllık alt karın muayenesi çok önemlidir. Çünkü erken teşhis ve tedavi çok daha fazla iyileşme şansı sağlar.

Teşhis

Alt karın muayenesinde yumurtalıklarda bir kitle fark edilirse, doktor birtakım testler ister. Karın içinin durumunu anlamak için ultrasonografi, (yumurtalık kisti baskı yaparak şekillerini bozacağı için) kolon, böbrekler ve üreterlerin (böbrekleri mesaneye bağlayan kanallar) röntgen filmleri, yumurtalıkların durumunu görebilmek için (doktorun karında bir kesik yapıp içeriye bir alet sokarak yaptığı) laparoskopi gerekebilir. Doktor laparoskopi sırasında tümörden (habis olup olmadığını anlamanın tek yolu) küçük bir parça alabilir. Yumurtalık tümörlerinin dörtte üçü habis değildir.

Wilms Tümörü

Yazar: Eylül 2nd, 2009 in Kanser by admin


Nefroblastom olarak da bilinir. Wilms tümörü, kötü huylu böbrek tümörlerinin yüzde 6-8 ini, bebeklik çağı kötü huylu tümörlerinin yüzde 40 ını oluşturur. Çocukluk çağı kötü huylu tümörleri arasında sıklık açısından sinir sistemi tümörlerinden hemen sonra gelen nefroblastom, bu yaşlarda böbreklerde görülen hemen hemen tek kötü huylu tümördür. Temel özellikleri:

- Hemen her zaman yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkar (ergenlik sonrasında ya da erişkinlerde bildirilen olgu sayısı 50 den azdır).

- Tümörün doku yapısının nasıl geliştiği kesin biçimde bilinmemekle birlikte, embriyonun gelişim evreleriyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

- Doku yapısı bakımından tümörün embriyonsu ve gelişmiş dokulardan oluştuğu görülür.

Olguların yüzde 70-80 inde tümör, yaşamın ilk 6 ayında ortaya çıkar.

Tümör cinsiyet ayırımı yapmaz. Bu tümörün kalıtım yoluyla geçtiği yönünde kesin kanıtlar vardır. Nefroblastomların yüzde 30-40 oranında kalıtıma bağlı olduğu bildirilmiştir. Tümörün kalıtsal kökenli olduğu durumlarda genellikle her iki böbrek de hastalanır ve tümöre ek olarak öbür doğumsal bozukluklar görülür.

Bu nedenle öbür tümörler gibi nefroblastomun da sorumlu bir genden kaynaklanması büyük olasılıktır. Gerçekten de nefroblastomun tedavi ile yok edildiği hastalarda yeni bir tümörün oluşma eğilimi görülmektedir. İki yanlı nefroblastomu olan hastaların çocuklarında bu tümörün gelişme olasılığı yüzde 30 iken, bu oran tek yanlı nefroblastomu tedavi edilmiş hastaların çocuklarında yüzde 9 dur. Çocukların sorumlu geni taşımakla birlikte, sağlıklı olmaları da olasıdır. Bu tümöre eşlik eden doğumsal üreme ve boşaltım sistemi bozuklukları embriyon gelişiminde devreye giren bozucu etkenleri düşündürmektedir.

VULVA KANSERI

Yazar: Eylül 2nd, 2009 in Kanser by admin


Vulva kanseri çok enderdir. Bazen atrofik vulva distrofisinde görülür. Kadın üreme organı kanserlerinin ancak yüzde 3-4 ünü teşkil eder. Menopozdan sonra daha çok görülür.

Belirtiler

- Vulva derisinde küçük, sert, kaşıntılı bir yumru;

- Vulvada kenarları kabarık ülser, kanayabilir veya sıvı sızıntısı olur.

Vulvadaki şüpheli bir kitleyi teşhis için doktor laboratuvarda incelemek üzere, çok küçük bir doku parçası alır. Vulva kanseri genellikle çok yavaş ilerler ve erken teşhisle hastalık tamamen tedavi edilir.

Tedavi – Ameliyat

Genellikle vulvatomi gereklidir; operatör tümörü, çevresindeki deriyi, belki de kasıktaki lenf bezlerini ve lenf -bezleriyle tümör arasındaki deriyi de çıkarır. Kanserin cinsi ve tümörün büyüklüğü ne kadar doku çıkarılması gerektiğini belirler. Bazen radyoterapi de gereklidir.

Vitamin, Kanser Riskini Azaltmıyor

Yazar: Eylül 2nd, 2009 in Kanser by admin


C veya E vitaminlerinin, başta prostat olmak üzere kanser hastalığına yakalanma olasılığını azaltmadığı bildirildi.

Araştırmacılar, 4 ayrı gruptaki erkeklerde prostat kanserine yakalananların sayısında istatistik olarak herhangi bir farklılık gözlenmediğini söylediler.
Her grupta 5 yıl içinde prostat kanseri teşhisi koyulanların oranının yüzde 4 ila 5 olduğu kaydedildi.
Boston Brigham ve Kadın Hastanesi’nin yaptığı ikinci bir araştırmada da düzenli E ve C vitamini alımının kanser üzerindeki etkilerini test etmek için 14 bin 641 erkek doktorla çalışıldı.
8 yıl süren araştırma sırasında E vitaminin prostat veya diğer kanser türlerine yakalananların sayısını etkilemediği, C vitaminin de benzer bir etkiye yol açmadığı gözlendi.
Vitaminlerin, belirli kanserlere yakalanma olasılığını azaltabileceği yönünde yaygın bir görüş bulunuyor.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Salk ve Tp