Meme Kanserini Önleyen Şifalı Bitkliler

Yazar: Aralık 12th, 2011 in Kanser by admin

Bir çok kadınımızı tehtif eden bu sağlık sorunu ciddi boyutlara ulaşmış durumda son yıllarda . Malesefki bana bişey olmaz mantığı ile hareket eden türk insanımız gelen b u büyük tehlikeyi iş işten geçtikten sonra farkedebilmekteler. Bu yüzden sizlere önerimiz mutlaka doktorunuza gidip rutin kontrollerinizi yaptırmanız. Ayrıca sizlere sunacağımız meme kanserini önlemede yardımcı olabilecek şifalı bitkileri mutlaka araştırıp güvendiğiniz aktarlardan temin edip kullanmanızdır.

KEFİR:

Kefir, tümör oluşumunu engellemekte ya da var olanın ilerlemesini azaltmaktadır.

ZEYTİNYAĞI:

Zeytinyağında bulunan oleik asit, meme kanserine karşı koruyucu özellikler taşımaktadır.

ÜZÜM KABUĞU ve ÇEKİRDEĞİ:

Özellikle üzüm kabuğunda bulunan resveratrol, kanser önleyici özelliğe sahiptir.

BROKOLİ:

A, C, E ve karotenden oldukça zengindir. Brokolinin, yapılan klinik çalışmalarda, özellikle meme kanseri üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmıştır.

SOYA:

Meme kanserinin oluşumunda östrojenin seviyesi ve etkisi önemlidir. Östrojen seviyesinde yapılacak yüzde 15’ik azalma, riski 4 kat azalmaktadır. Soya fasulyesindeki genistein, östrojenin etkisini azaltmaktadır. Soya kanda östrojen bağlayan maddelerin artmasını sağlamaktadır.

Kaynak:http://cosmoturk.com/

Meme kanseri grip gibi bulaşıcı mı?

Yazar: Kasım 9th, 2011 in Kanser by admin

Kadınalrımızın kabusu olan sinsice ilerleyen meme kanseri hakkında en güncel bilgileri paylaşacağımız makalemiz de sizleri en doğru şekilde bilgilendirip aydınlatmak amacımız. Sabah Gzatesinde ki Esra Tüzün’ün köşesinde yazduığı bu önemli açıklamaları sizlere sırası ile yayınlıyoruz. Sağlığınızı asla ama asla ihmal etmeyin, benim başıma gelmez böyle birşey demeyin ve anlatınlara kulak verin…

Meme kanserine giden yolun virüslerle yakından bağlantılı olduğu belirlendi. Virüsle zayıf düşen vücut, meme kanserine davetiye çıkarıyor. Bu yolla oluşan kanser; mamografide görünmüyor, alerji zannediliyor ve altı ay içinde hızla yayılıyor!

Yoksa meme kanseri bulaşıcı mı? Washington Meme Kanseri Kongresi’nde “Tıp tarihi için önemli bir adım” olarak tanımlanan araştırmaya; bu soruya yanıt bulmak amacıyla başlandı… Kahire Üniversitesi’nde yapılan ve dünya genelinde ses getiren araştırma; meme kanserinin virüslerle bağlantısını çözdü! Avon’un sponsorluğunda yürütülen çalışma üzerinde beş yıldır yoğunlaşan bilim kadını Mona Mostafa Mohammed; araştırmanın detaylarını ilk kez GÜNAYDIN’a anlattı.

HPV’NİN AŞISI BULUNDU
Bu araştırmayı yapmaya ne zaman başladınız?
İlk verileri incelemeye, 2007 yılında başladık. Meme kanseri olan kadınların biyopsilerini tek tek gözden geçirerek bu araştırmayı yaptık. Çalışmamıza katılan hastaların tümünden yazılı onay aldıktan sonra teker teker hepsinin tümörlerini inceledik. Bu tümörlerin DNA’ları bize önemli şifreler verdi. Araştırma sonuçları, bu yıl ortaya çıktı.
Araştırmanıza göre, meme kanserine virüs mü neden oluyor?
Meme kanseri tek türü olan bir hastalık değildir. 100 farklı çeşidi vardır. En agresif ve en tehlikeli kabul edilen türünün, virüslerle önemli bir bağı olduğunu gördük. Bu bağ, daha önce rahim ağzı kanseri için de araştırılmıştı ve HPV’ye (Human Papillomavirüs) bir virüsün neden olduğu belirlenmişti. Bildiğiniz gibi daha sonra da bu virüsün aşısı bulundu. Biz de bu noktadan harekete geçtik ve meme kanserinin en agresif türüne sahip olan hastalarda virüs oranının çok yüksek olduğunu gördük. Ama bu tek tip bir virüs değildi. Bu kanser, virüs vücuda girip yeterince iyileşmeden ortaya çıkıyordu.

VÜCUDU ZAYIFLATIYOR
Vücuda giren hangi tip virüs kansere neden oluyor?
Her türlü virüs buna neden olabiliyor. HPV virüsü de olabilir, grip virüsü de… Uçuklara neden olan herpes de meme kanserinden önce vücudu yıpratmış olabilir. Meme kanseri; vücuttaki virüs oranı çok yüksek seviyedeyken ortaya çıkıyor!

Bu meme kanseri bulaşıcı olabilir mi?
Bu konunun üzerinde daha çok araştırma yapılmalı. Bizim çalışmamızın sonuçları; meme kanserinin en agresif türüne bağışıklık sistemini zayıflatan virüslerin zemin hazırladığı yönünde. Vücuda giren virüs bünyeyi zayıflatıyor. Korunmasız haldeki vücut, kanser hücreleri ile karşı karşıya gelebiliyor.

Karanlıkta uyuyarak kanserden korunabilirsiniz

Yazar: Kasım 7th, 2011 in Kanser by admin

İnsan oğlunun en büyük sağlık sorununları arasında başı çeken “Kanser” hakkında gün geçmiyorkli yeni araştırmalar , yeni sonuçlar ortaya çıkmasın. Ypıulan en son saptamalara göre, Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı ‘muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar’ listesine dâhil etti. Yapılan araşatırmalara göre gündüz güneşten beslenen insan vücudu gecede karanlıktan beslenerek metobolizmayı besliyormuş… Bakalım yapılan araştırmalara göre ortaya çıkan sonuçlar ne olmuş birlikte inceleyelim;

Melatonin hormonu gece uyurken vücudu tamir ediyor. Kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere de kalkan. Prof. Dr. Murat Tuncer görme engellilerin kansere daha az yakalandığını söylüyor. Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyumak şart. Gece lambası da olsa ışıktan kaçının.

Vücudumuz güneşten beslendiği gibi karanlıktan da besleniyor. Vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonu, gece uyunulan saatlerde ve karanlıkta salgılanabiliyor. Melatonin, kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere karşı da kalkan görevi görüyor. Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, görme özürlü insanların kansere daha az yakalanmasını buna delil gösteriyor.

Melatonin, beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormon. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saati ve ritmini ayarlamak. Prof. Dr. Tuncer, bu hormonun protein ve yağların antioksidan etkisinden korunmasını sağladığını belirtiyor. Melatoninin gece uyurken bir nevi vücudu tamir ettiğini söyleyen Tuncer, alzheimer başta olmak üzere birçok hastalıktan koruduğunu ifade ediyor. Tuncer, özellikle de kanser üzerinde olumlu etkilerinin ispat edildiğini vurguluyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde melatoninin kanser ile direkt ilişkisinin tespit edildiğini belirten Tuncer, “Bu hormon hücreleri yeniliyor, hücresel hasarlarda da onarım sağlıyor. Araştırmalara baktığımızda görme engelliler kansere daha az yakalanıyor. Örneğin görme engelli bir kadında meme kanseri çok nadir görülüyor.” diyor.

Işık, melatonin üretimine engel oluyor. Işık kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, melatonin salınımını baskılıyor. Uykusuz kalmak, melatonin üretimini etkilemiyor. Tuncer, ışıkta melatoninin salgılanmaması sebebiyle kanser hücrelerinin daha çabuk geliştiğini vurguluyor. Tuncer, ‘Gece lambası da olsa ışıktan kaçının’ uyarısında bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı ‘muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar’ listesine dâhil etti. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise gece aydınlatmalarının zararlarını anlatmak için hazırladığı raporda melatonin hormonunun önemini vurguladı. Belediyelere gönderilen raporda ‘sağlığımız için gereksiz aydınlatmayla karanlığımızı kısmayın’ çağrısında bulunuldu. Belediyelerden şehir merkezlerini ayrı, yerleşim yerlerini ayrı aydınlatmaları istendi. Sokak lambalarının sadece aşağıya ışık vermesi, evlere yansıtılmaması gerektiği belirtildi. Zira yeterli aydınlanma dışındaki ışık gece insan sağlığına zararlı.

En kaliteli uyku 22.00-03.00 arası

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyuyun. Gece lambası kullanmayın. Zaruriyse solgun kırmızı ışık olanları tercih edin. Saat 22.00-23.00 ile 02.00 – 03.00 arasındaki uykuyu mutlaka uyuyun. Bu saatler arası uyku, sağlık ve iş performansı açısından önemli. Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalı ve prizden fişi çekilmeli. Gece çalışmaları mümkünse gündüze kaydırılmalı. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterilmeli. Yulaf, mısır, pirinç, arpa, zencefil, domates, muz, kivi, elma, vişne, lahana gibi melatoninden zengin besinler tüketilmeli.

Rahim ağzı kanseri belirtileri

Yazar: Temmuz 1st, 2010 in Kanser by admin

Serviks kanseri, servikal kanser ya da rahim ağzı kanseri, rahim ağzının (servikal alanın) habis (kötücül) kanseridir. Serviks kanseri, epitelden köken alan habis tümör, yani karsinomdur. İlk belirtisi vajinal kanama olabilir, ama iyice ilerleyene kadar bir belirti göstermeme durumu da söz konusudur. Tedavisi, erken evrelerde ameliyat, ileri aşamalarda kemoterapi ve radyoterapidir.

Serviks kanseri; dünya üzerinde her 2 dakikada bir kadının ölümüne neden olan ve değişik ülkelerde yapılan çalışmalarda kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir[1].

“Papanicolaou smear” (PAP smear) testi ile serviks kanseri oluşumu öncesi değişikliklerin tanınması mümkün olmaktadır. Serviks tarama çalışmalarının rutin olarak kullanıldığı ülkelerde invaziv serviks kanseri oranı %50′den fazla azalmıştır.

Epidemiyolojik çalışmalar serviks kanseri için majör risk faktörünün insan papilloma virüs (Human Papilloma Virus ‘den kısaltma HPV olarak anılır) enfeksiyonu olduğunu göstermektedir. Serviks kanseri – HPV enfeksiyonu ilişkisi, akciğer kanseri – sigara ilişkisinden daha sıkı bir ilişkidir[2]. Serviks kanser vakalarının hemen hepsinin (%99,7) gelişmesinde HPV enfeksiyonunun gerek şart olduğu bulunmuştur[2][3]. Morbidite ve mortalite oranları çok yüksek olan bu kanserden korunmada HPV aşısının geliştirilmiş olması büyük öneme haizdir. Serviks kanserinin %70′ine[4] neden olan iki HPV suşuna karşı geliştirilmiş bir aşı, AB ve ABD pazarları için lisanslanmıştır[5]. Bu aşı, sadece en sık görülen virüs tiplerine karşı etkili olduğu için, aşılanan kadınların PAP smear taramasına devam etmeleri önerilmektedir[6].

Kaynak: wikipedia

Rahim Ağzı Kanseri ve Rahim Ağzı Kanseri Aşısı

Yazar: Haziran 21st, 2010 in Kanser by kartal

Rahim ağzı kanseri nedir?, Rahim ağzı kanseri ne kadar yaygındır?, Rahim ağzı kanserinin sebebi nedir?, Rahim ağzı kanserine kimler yakalanılır?, Rahim ağzı kanserine ne zaman yakalanılır?, Rahim ağzı kanseri nasıl tespit edilir?, HPV virüsü nedir?, Nasıl bulaşıyor?, HPV virüsü bu kadar tehlikeli mi?, vs.. gibi birçok soruya yanıt bulabileceğini geniş içerikli makalemizi sizler için hazırladık…

Rahim ağzı kanseri çok kişinin sandığından daha sık görülmektedir. İsveç’te, 20-44 yaş grubundaki kadınlarda en sık rastlanan üçüncü kanser türüdür (meme ve cilt kanserinden sonra). İsveç’te her yıl yaklaşık 450 kadında rahim ağzı kanseri görülmekte olduğu, çoğu kimsenin bilmediği bir gerçektir. Rahim kanserinin kalıtsal olmadığı ve bir virüsten kaynaklandığı da çok kişi tarafından bilinmemektedir. Neyse ki rahim kanserinden etkin biçimde korunmak mümkündür. Aşağıda bu hastalık ve en iyi korunma yolları hakkında bazı bilgiler yer almaktadır.
aşı
Rahim ağzı kanseri nedir?
Rahim ağzı kanseri, rahim ağzı hücreleri kontrol edilemez biçimde büyüyüp çevre dokuları tahrip etmeye başladığında ortaya çıkar. Çoğu vakada, rahim ağzı kanseri,rahim ağzının iç ve dış yüzü arasındaki bölgede gelişme gösterir. Bu bölge, ergenlik, gebelik, doğum ve menopozda değişime uğrayan bir bölge olduğu için
daha yüksek bir hassasiyete sahiptir.

Rahim ağzı kanseri ne kadar yaygındır?
Dünyada her yıl yaklaşık yarım milyon kadında rahim ağzı kanseri görülmektedir. Bu, Avrupa’da* 15-44 yaş grubundaki kadınlar arasında en sık rastlanan ikinci kanser türüdür. İsveç’te ise her yıl yaklaşık 450 kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konmakta ve bu hastalıktan dolayı üç günde bir, birden fazla kadın (yani yılda
yaklaşık 150 kadın) hayatını kaybetmektedir.

Rahim ağzı kanserinin sebebi nedir?
Rahim ağzı kanseri bir virüsten kaynaklanır, dolayısıyla kalıtsal değildir. Bu(insan papillom virüsü) yaygın bir virüs türü olup cinsel yoldan bulaşır. Neyse ki bu virüsün yol açtığı enfeksiyonlar genellikle kendiliğinden kaybolur –virüsü taşıdığınızı dahi bilmezsiniz- ancak bazı kadınlarda virüs hücre tahribatına yol
açabilir ki, bu da ender vakalarda rahim ağzı kanserine dönüşür.

Rahim ağzı kanserine kimler yakalanılır?
Rahim ağzı kanseri cinsel temas yoldan bulaşan bir virüsten kaynaklandığından, çoğu kadın rahim ağzı kanserine yakalanma riski taşır. Neyse ki virüsü taşıyan kadınların sadece pek azında rahim ağzı kanseri gelişmektedir (İsveç’te her yıl yaklaşık 450 kadında görülür). Buna karşılık maalesef hangi kadınların bu hastalığa yakalanabileceğini önceden söylemek mümkün değildir. Bu yüzden, her kadının kendini bu virüsten bizzat koruması önemlidir.

Rahim ağzı kanserine ne zaman yakalanılır?
Rahim ağzı kanseri normalde uzun bir süreç içinde gelişir (gelişim süreci genellikle 10-15 yılı aşar) Çoğu kadında rahim ağzı kanseri 30 ile 59 yaşları arasında ortaya çıkar, ama aslında muhtemelen virüs bu kişilere daha genç yaşlarda bulaşmıştır.

Rahim ağzı kanseri nasıl tespit edilir?
Rahim ağzı kanseri, tarama olarak da bilinen PAP smear testi (jinekolojik hücre testi) ile tespit edilir. PAP testi rahim ağzındaki hücrelerin sağlıklı olup olmadığını gösterir. Bu işlem, rahim ağzındaki çözük hücrelerin küçük bir tahta çubukla toplanarak mikroskop altında incelenmesiyle yapılır. Bu şekilde, rahim ağzındaki
hücre tahribatlarının daha kansere dönüşme fırsatı bulamadan tespit edilmesi mümkündür. Ve bu hücreler ne kadar erken farkedilirse, hastalığın tedavisi de o kadar kolay olur. İsveç’teki 23 yaşından itibaren tüm kadınlara PAP smear testi hizmeti sunulmaktadır.
Hücre tahribatlarının kanser olmadığını unutmamak gerekir. Hücre tahribatlarının çoğu kendiliğinden iyileşir ve çoğu vakada tedaviyle ortadan kalkar. İsveç çapında her yıl kadınlara gönderilen servikal smear testi sonuçlarından yaklaşık 35 000’i anormal hücre gelişimi göstermektedir. İleri bir aşamaya gelmiş olan rahim ağzı kanserinin en sık görülen belirtisi, cinsel ilişki sırasında kanamadır. Pelvis ağrısı, siyatik, idrar ve barsak rahatsızlıkları ile bacak şişmesi diğer belirtilerdendir. Bu belirtilerden birisi varsa mümkün olan
en kısa zamanda doktora görünmek önem taşır. Ancak, bu belirtilerin ille de rahim ağzı kanseri anlamına gelmeyeceğini; başka nedenleri de olabileceğini unutmayın.

HPV virüsü nedir?
HPV (Human Papilloma Virus) cinsel ilişki ile geçen bir virüstür. Rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişikliklerin yüzde 80’ine bu virüs neden olur. Son yıllarda önemi daha çok anlaşılan HPV virüsünün ABD’de yapılan bazı çalışmalarda, kadınların yüzde 60-70’nde mevcut olduğu görüldü ve son yıllardaki en büyük önemi rahim ağzı, vajina ve vulva kanserinde etken olmasının keşfedilmesiyle ortaya çıktı. İnsan bağışıklık sistemi bu tür enfeksiyonları bir ya da iki yıl içinde temizliyor, ancak daha dirençli HPV türleri rahim ağzı kanseri veya genital bölgede başka kanserlere yol açabiliyor.

Nasıl bulaşıyor?
Cinsel olarak aktif kadınların yüzde 50’den fazlasında HPV’nin bir ya da daha çok tipine ait enfeksiyon izlerine rastlandı. Bu enfeksiyonların çoğu da klinik belirti vermiyor. Bulaşma şekli, çoğu zaman cinsel ya da çok yakın tensel temas olabiliyor. Kolaylaştırıcı faktörler olarak bölgenin nemliliği ve dokuda harabiyet sayılabilir. Ayrıca, gebelik, AIDS, kortizon tedavisi gibi kişinin bağışıklık sisteminin çok iyi çalışmadığı durumlarda hastalık hızla ve çok yaygın olarak seyredebiliyor.

HPV virüsü bu kadar tehlikeli mi?
Tüm dünyada kadınlar arasında kanserden kaynaklanan ölümlerin ikinci en yaygın nedeni olan rahim ağzı kanseri, her yıl yaklaşık yarım milyon teşhis ve 240 bin ölümle sonuçlanıyor. Ayrıca, düşük dereceli riske sahip belirli HPV tipleri, genital siğillere ve anormal Pap sonuçlarına yol açabiliyor. Her yıl dünya çapında yaklaşık 32 milyon genital siğil vakası ortaya çıkıyor. ABD’de, her yıl yaklaşık 15 bin kadın, rahim ağzı kanserine yakalanırken, bunlardan yaklaşık 6 bini ölüyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu problem çok daha büyük, çünkü kadınlar kansere yol açan ajanların gelişimini hastalığa yakalanmadan kontrol ettirmiyorlar ve bu da her yıl binlerce kadının ölümüne yol açıyor.

HPV virüs türlerinin hepsi kansere yol açıyor mu?
HPV’nin bazı türleri kansere yol açarken, diğerleriyse cinsel hastalıklara yol açıyor.

Yeni piyasaya çıkan HPV aşısı koruma amaçlı mı?
Genel olarak koruma amaçlı bir aşı olup, HPV 6, 11, 16, 18 tiplerine maruz kalmamış kadınlarda, rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100 koruma sağlar.

Aşıyı herkes olabilecek mi?
Şu an 9 – 26 yaş grubundaki kadınlar, aşının uygulanabileceği grubu oluşturuyor. İlerleyen dönemlerde ise 26 yaş üstü kadınlar için ve erkekler için de aşının kullanılması planlanıyor.

HPV’si olan her kadına aşı önerilecek mi?
Öncelikle, aşının HPV ile temas öncesi uygulanması öneriliyor. Öte yandan çalışmalarda aşının içinde bulunan dört HPV tipinden herhangi bir tanesine maruz kalmış kişilerde aşılama sonrası aşının içinde bulunan diğer tiplere karşı koruma sağladığı gözlenmiş.

Kanserden kaçınmak için neler yapılabilir?
Rahim ağızı kanserinin ortadan kaldırılması için bir kadının yaşamı boyunca üç ayrı yaklaşımın benimsenmesi gerekir. İlki, ergenler için davranışsal eğitimdir (diğer müdahalelerin yanı sıra cinsel ilişkiden kaçınma). İkincisi, aşılanmadır. Üçüncüsü ise rahim ağızı kanserinin erken teşhisi ve önlenmesinde gerekli ve değerli bir araç olmaya devam edecek olan Pap taramasıdır.

Aşının etkili olması için kaç kere yapılması gerekiyor?
9 – 26 yaş arasındaki bayanlara 0 – 2. ve 6. aylarda 3 doz olarak uygulanıyor.

Aşı uygulandıktan ne kadar süre sonra etkisini gösteriyor?
Aşının uygulanması ile HPV’ye karşı oluşan antikor düzeyleri ölçülür.
Uzun süreli takip çalışmalarında da aşı alan gruptaki HPV enfeksiyonları ile plasebo alan gruptaki HPV enfeksiyonları kıyaslanır ve böylelikle klinik etkinlik ortaya çıkar.
Şu an eldeki verilere göre, aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor yanıtı oluşturuyor.
Çalışmalar koruyuculuk süresi üzerinde halen devam ediyor ve ilk veriler 5 yıldan daha uzun süreli korumayı vaat ediyor.

Aşı hangi HPV tiplerine karşı koruma sağlıyor?
Aşı HPV 6, 11, 16, 18 tiplerini içeriyorr. HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’den fazlasına neden olurken, HPV 6 ve 11 ise dünya üzerindeki genital siğillerin yüzde 90’nından fazlasında sorumlu tutuluyor.

Türkiye’de rahim ağzı kanseri görülme sıklığı nedir?
Dünya çapında toplanan GLOBOCAN verilerine göre ülkemiz, rahim ağzı kanser sıklığı 100 bin’de 9,3’den düşük olan ülkeler grubunda yer alıyor. T.C. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi verilere göre bir lokal çalışmada, rahim ağzı kanseri sıklığının yaklaşık 100 bin’de 5 olduğu tahmin ediliyor. Dünya çapında konuya bakacak olursak, yılda yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulup, yine yaklaşık 250 bin kadın bu kanser nedeni ile hayatını kaybediyor. Kabaca bir hesapla her 2 dakikada bir kadın, bu hastalıktan yaşamını yitiriyor.

Yeni MSD aşısını ne zaman yaptırabileceğiz?
MSD aşısı, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından 9 Haziran 2006 tarihinde onaylandı. Yeni MSD aşısı için yapılan başvurular halen beş kıtada, ülkelerin ruhsatlandırma kurumlarında değerlendirme aşamasında. Ruhsat başvurusu yapan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor.

Kanser Hastaları Neler Yemeli

Yazar: Haziran 19th, 2010 in Kanser by kartal

Çağımızın vebası kanser hastalığında uygulanan tedavilerin yanında beslenme düzeninin de önemi vardır.
kanser
Kanser hastalarının beslenmesinde önerilen gıdalar şöyle sıralanmaktadır,

*Betakaroten ve antioksidanca yüksek değerler içeren, lifli yapısı ile bağırsak koruyucu olan Kayısı
*E ve B vitaminleri ile kalsiyum ve potasyum içeren, bağırsak kanseri riskini azaltan tahıllar.
*C vitamini ve betakarotenler ile antioksidanlar içeren Fasulye

kanser hakkında herşey

Yazar: Haziran 2nd, 2010 in Kanser by kartal

Kanserden korunmak içinhangi gıdaları tüketmeli? Hangi sıklıkta mamografi çektirmeli?Çocuklar kanserden nasıl korunur?Kanser hakkında en çok merak edilen 10 sorunun cevabı?
1
KANSERDEN KORUNMAK İÇİN NASIL BESLENMELİYİM?::Günde en az 3 orta boy meyve, 2 tabak çiğ ya da pişmiş sebze yiyin.Yoğurt,balık,havuç,zerdeçal,kara erik,karnabahar,brokoli,beyaz lahana, küçük kuru fasulya, bezelye, domates, semizotu, yaban mersini, ananas, arnavut bıberi, kuşkonmaz, yer elması, kereviz, fesleğen, tarhun, soğan, sarımsak, yeşil kabak, kırmızı turp, elma sirkesi tüketin.Hergün bir avuç ayçekirdeği ve ceviz yiyin.

HANGİ SIKLIKTA MAMOGRAFİ ÇEKTİRMELİYİM?::Ailesinde meme kanseri olanlar en geç 30 yaşından itibaren mamografi çektirmeye başlamalı.Ailede meme kanseri öyküsü yoksa ilk mamografi 35 yaşta çekinmeli.Sorun yoksa ikinçi kontrol 40 yaşına ertelenmeli.40′ından sonra her kadın yılda en az 1 kez mamografi-ultrasonografi yaptırmalı.

MEME KANSERİNDEN NASI KORUNURUM?::Yoğurt,yagsız peyaz peynir,çökelek yiyin.beta karoten içeren vişne,karpuz,çilek,domates,kara üzüm,karadüt ve havuç tüketin.Brokoli, kanlı bahar, beyaz lahana,kırmızı lahana, kıvırcık salata, semiz otu, turp, kereviz, yer elması, bezelye, enginar ve yeşil kabak yiyin.Haftada 1 kere kuru fasülye tüketin.Kara hindi bağa, kuzu kulağı, biberiye ve tere yiyin.Günde en az 2 fincan yeşil çay için.Limon,portakal ve mandalina kabuğundan çay yapın.Nar ve nar suyu meme kanserinde tümörü öldürüyor.İçkiden mutlaka uzak durun.

STRES KANSERE YOL AÇARMI?::Son yıllarda stres kanseri hazırlayıcı bir sebeb olarak görülüyor.Özellikle bir ykının sırasız ölümü,beklenmeyen boşanma,parasal sorunlar,iş hayatında cöküş gibi sebebler kanseri açığa çıkara biliyor.Uzun süreli stres bağışıklık sistemini zayıflatarak uyuyan kanseri tetikliyip uyandırıyor.

KEMOTERAPİ NEDENİYLE DÖKÜLEN SAÇLAR NE ZAMAN ÇIKAR?::Kemoterapi bitdikten sonra saçlar 1ay içinde cıkmaya başlar.6 aydan sonrada saçlar eskisi gibi taranır hale gelir.

KEMOTERAPİ SIRASINDA NASI BESLENMEK GEREKİR?::Omega 3 yağ asitlerinden zengin sardalya,somon gibi balıkları tercih edin. El ve ayaklarda karıncalanma halsizliye karşı arnovut biberi yiyin.Cvitamini alın.İlaçların etkisini azalttığı için başta greyfurttan uzak durun.Selenyum ve likopen bağışıklık sistemini güclendirir.Tahıl,nişasta,brokoli,lahana,sogan,sarımsak gibi kükürt oranı yüksek olan sebzeler bolca selenyum içerir.Günde 2 bardak dometes suyu için.Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve turunç giller bol miktarda folik asit içerir.Evitamini içeren çeviz,badem ve findik yiyin.Ananas,cörek otu ve kara üzüm tüketin.

KEMOTERAPİDE AĞIZDA ÇIKAN YARALAR İÇİN NE YAPILMALI?::Kemoterapi sırasında ağızda mutlaka yara çıkacak diye bir durum söz konusu deyil.Çıkarsa şunları yapın,dişlerinizi düzenli fırçalayın.Yumuşak diş firçası kullanın.Ağzınızı nemli tutun.Alkol içeren gargaralardan kaçının.1 bardak ilik su içine 1 çay kaşığı karbonat karıştırın ve bu suyla ağzınızı ara ara calkalayın.Baharatlı,tuzlu gidalardan uzak durun.Ananas,çilek,üzüm,elma, nar suyu için.Alkol ve sıgara kullanmayın.Bol bol su için.Kara tut şurubu,zencefil ve papatya çayı tavsiye edilir.

PROSTAT KANSERİNDEN NASIL KORUNURUM?::Prostat kanseri 50 yaşından sonra her üç erkekten birinde görülür.Belirti vermeden ilerler.Çok ilerlediğinde bel ağrısıyla kendini gösterir.Bel ğrısı hastalığın kemiklere atladığının işaretidir.Korunmak için 40 yaşından sonra bütün erkeklere 6 ayda bir PSA’’sına (prostat kanserini gösteren kan testi) baktırmasını ve yılda 1 kez prostat muayenesi olmasını öneririz.Korunmak için domatesi bol tüketin.Soya fasulyesi yiyin.Haftada 2-3 kez balık tüketin.Az yağlı yoğurt,peynir ve çökeliği tercih edin.Kabuğu ve çekirdeğiyle birlikte kara üzüm yiyin.Haftada 2 kez kurubaklagil tüketin.Kızarmış yiyeceklerden uzak durun.Et seçiminiz balık,handi ve tavuk olsun.Hergün 5-6 porsiyon sebze meyve yiyin.Sofranızda brokoli,karnıbahar,beyaz ve kırmızı lahana,kabak,semizotu, kıvırcık salata ve biberiyeye yer açın.Düzenli uyuyun.Kabız kalmayın.Boy-kilo endeksine dikkat!! Her gün yarım saat egzersiz yapın.

KANSERİN EN SIK GÖRÜLEN BELİRTİLERİ NELERDİR?::Genellikle kanserin ieri aşamalarında ortaya çıkıyor.Fakat bazı kanser türlerinde erken dönemlerde halsizlik görülebilir.Uzun süreli aşırı yorgunluk kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın işareti olabilir.İSTEK DIŞI KİLO KAYBI::Ağırlığınızın yüzde 10”undan fazlasını istem dışı kaybettiyseniz hemen doktora gidin AĞRI:Ağrı genellikle kanser başka organlara ya da sinirlere atladığında ortaya çıkar.ATEŞ::Kanserle bağlantılı olan ateş, devamlıdır ya da sık sık kaybolup belirir.BAĞIRSAK DÜZENİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER::Tuvalet alışkanlıkları normalken son dönemlerde uzun süreli kabızlık,uzun süreli ishal,dışkıda kan gibi sorunlar varsa bir uzmana danışın.Kronik öksürük::Devamlı yani ortaya çıkmış yada giderek kötüleşen öksürüğün nedeni mutlaka araştırılmalı.

Yumurtalık kanserinde umut veren gelişme

Yazar: Nisan 26th, 2010 in Kanser by kartal

yy
Viyana Tıp Fakültesinden araştırmacılar, AD5-10 adı verilen bir antikorun yumurtalık kanserinde, kanserli hücrelerin direncini azalttığını buldu.

VİYANA – Yumurtalık kanseriyle ilgili yapılan araştırmanın başındaki Profesör Michael Krainer ve ekibi, kültür hücreleri ve hayvanlarda, vücuttaki ihtiyaç duyulmayan veya anormalleşmiş hücrelerin “intiharını” sağlayan TRAIL proteinine dirençli tümörlerin direncinin kırıldığını belirtti.

Prof. Krainer ve ekibi, tümörlerin direncinin kırılmasını, TRAIL ile AD5-10 antikorunun vücutta aynı anda bulunması halinde gerçekleştiğini gözlemledi.

AD5-10′un, kanserli hücrenin TRAIL’in yerleştiğinden farklı bir yerine yerleşmesiyle bu etkinin görüldüğünü kaydeden bilim adamları ayrıca, AD5-10′un kemoterapide kullanılan birçok ilacın etkisini artırdığını da kanıtladı.

Ntvmsnbc

Kanserde çevresel etkenler daha önemli

Yazar: Nisan 19th, 2010 in Kanser by kartal

Uluslararası çalışmalarda, teknofobik ürünler olan mikro dalga fırınlar, bulaşık makinesi ve cep telefonlarının kanser yaptığına dair kesin veriler bulunmadığı, kansere yol açan nedenler arasında tütün kullanımı ve beslenme alışkanlığının ilk sırada olduğu belirtiliyor.
Uzmanlar, yapılan uluslararası çalışmalarda, bu cihazların kanser yaptığına dair kesin bir veri bulunmadığını, kanser sebepleri arasında listenin son sıralarında bile yer almadığını ancak yine de aşırı kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtiyor.
kan
Kansere yol açan nedenler arasında tütün kullanımı, beslenme alışkanlığı, aşırı kilo, hareketsiz yaşam ve çevre kirliliği gibi faktörlerin ilk sırada yer aldığına dikkat çekiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı, İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, teknofobik cihazlar ve kanser ilişkisi hakkında AA muhabirine yaptığı açıklamada, medeniyetin en önemli göstergesinin teknolojik gelişmeler olduğunu söyledi.

Ortalama insan ömrünün 80-90 yaşına kadar uzamasının modern ilaçlar, tanı yöntemleri ve yeni tedavi metotları gibi teknolojik gelişmelerle gerçekleştiğini ifade eden Çelik, teknolojik ilerlemelerin getirdiklerinden duyulan endişe anlamına gelen ”teknofobi”yi de yarattığını belirtti.

Çelik, bunun yeniliğe ve bilinmeye karşı olan endişe, çekinme ve korkuya yol açtığını, bunun normal olduğunu ancak bilimsel temele dayanmayan çekincelerin yaşamı zorlaştırmak ve gerçekten sağlığa zararı ispatlanmamış şeylerden uzaklaşılmasına yol açabileceğini bildirdi.

Teknofobi kurbanları arasında modern teknoloji ürünü cihazların ön sırada yer aldığını belirten Çelik, şunları kaydetti:

”Bilimsel zeminden ziyade daha çok dedikodu şeklinde yayılan teknofobinin kurbanları, televizyon, cep telefonu, bilgisayar, mikrodalga fırınlar, bulaşık makineleri gibi cihazlardır. Bu cihazlar, aslında kanser sebepleri arasında listenin son sıralarında bile yer almazlar.

Kansere yol açan gerçek sebepler çoğunlukla çevresel ve yaşam tarzı kökenlidir. Tütün ve tütün mamulleri kullanımı, beslenme alışkanlıkları, şişmanlık, fizik aktivite azlığı, alkol kullanımı, çeşitli enfeksiyonlar (Hepatit B ve Human Papilloma virüsleri) ve bilinçsiz güneş ışığı maruziyeti kanser sebeplerinin yüzde 90-95′ini oluşturur.

Bir diğer anlatımla kanserden korunmak için yaşam biçimimizi değiştirmemiz ve sigara dumanına maruz kalmayan, sağlıklı beslenen, şişman olmayan ve fiziksel olarak aktif bireyler olmamız gerekli ve yeterlidir. ”

”CEP TELEFONUN KANSERE YOL AÇTIĞINA İLİŞKİN UYARI MEVCUT DEĞİL”

En çok tartışılan teknofobik cihazın cep telefonu olduğunu belirten Çelik, ”Dünya genelinde iki milyardan fazla kişinin cep telefonu kullandığı tahmin edilmekte ve bu sayı gün geçtikçe artmaktadır. 2000 yılında her 100 kişiden 12.2′si cep telefonu kullanırken bu sayı 2007 yılında 100 kişide 49.5′a yükselmiştir” dedi.

Çelik, cep telefonu kullanımı ile kanser gelişimi riski arasındaki ilişkinin uzun süredir sağlık otoritelerinin, teknoloji üreticilerinin ve kamuoyunun gündeminde önemli bir yer işgal ettiğini ifade ederek, ”Günümüzde cep telefonlarının çoğunun yaydıkları elektromanyetik dalgalar 800 ila 2000 MHz arasındadır ve mikrodalga spektrumundadır ve bu frekanstaki dalgalar Uluslararası İyonize Olmayan Radyasyondan Korunma Komitesince belirlenen sağlık güvenliği sınırlarının dışındadır” diye konuştu.

Bu yüzden çalışmaların devam ettiğini ve güvenlik ölçütlerinin sürekli sorgulandığını, bu kapsamda Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Çelik, Ekim 2009 tarihinde yapılan bir çalışmada, cep telefonu kullanımı ile kanser gelişim riski hakkındaki tüm araştırmaların biraraya getirilerek incelendiğini bildirdi.

Çelik’in verdiği bilgiye göre, ”bu çalışmada geçtiğimiz on yıl içinde yapılmış bazı epidemiyolojik çalışmalarda mobil telefon kullanımı ile beyin tümörleri, baş boyun tümörleri, non-Hodgkin lenfoma ve testis kanseri gibi malign veya benign tümörlerin gelişimleri arasında bir risk ilişkisinin var olup olmadığı incelendi. Bir araya getirilen ve incelenen vaka-kontrol çalışmalarının bazılarında mobil telefon kullanımı ile tümör riski arasında pozitif bir ilişki bulunurken diğer vaka-kontrol çalışmalarında herhangi bir ilişki tespit edilemedi.

Ayrıca bu vaka-kontrol çalışmaları dışında kalan tek geriye dönük kayıt incelemesi çalışmasında, kısa veya uzun dönem kullanım ile risk arasında herhangi bir ilişki gösterilmedi. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda cep telefonu kullanımının kansere yol açtığına ilişkin halihazırda bir bulgu ve uluslararası örgütlerce yapılmış bir uyarı mevcut değil. Yine de bilim insanları, daha geniş kapsamlı çalışmalar yaparak konuyu araştırmaya devam ediyor.”

”CEP TELEFONU KULLANIRKEN TRAFİK KAZASI RİSKİ

TÜBİTAK tarafından konuya ilişkin yayımlanan rapor hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çelik’e göre, raporda şu görüşlere yer veriliyor:

”Cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyonun sağlık üzerine etkileri konusunda henüz tam olarak bilinmeyen birçok nokta bulunuyor. Bugüne kadar yapılan laboratuvar deneyleri, deney hayvanları ile yapılan çalışmalar ve epidemiyolojik araştırmalar, bu radyasyonun kanserle bir ilişkisini ortaya koymamıştır.

Yapılan çalışmalar sonucunda cep telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların beyin fonksiyonlarını kısa süreli etkilediği gösterilmekle birlikte, bu değişimlerin baş ağrısı, uykusuzluk veya psikolojik bozukluklarla ilişkisini gösteren bilimsel bir kanıt elde edilmemiştir. Cep telefonu veya araç telefonu kullanımının bugün için kanıtlanmış tek sağlık riski, araç sürerken kaza riskini arttırmasıdır.”

Cep telefonu kullanımına ilişkin bilimsel olarak zararlı olduğu tespitinin elde edilmediği ancak çalışmaların devam ettiği vurgulanan raporda, cep telefonu kullanımında özellikle çocuklar açısından aşırıya kaçınılmaması, baz istasyonu ve cep telefonlarının standartlara uygun olarak imal edilmesi, baz istasyonları anten yerleşimlerinin yaşam alanları göz önüne alınarak planlanması ve periyodik kontrollerinin yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

TÜBİTAK’ın raporunda, elektromanyetik radyasyonun insan yaşamından tümüyle çıkarılmasının mümkün olmadığı belirtilerek, ”dolayısıyla, her yeni teknolojide olduğu gibi kullanımında dikkatli davranılması gerektiği” uyarısında bulunuluyor.

AA

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp