Sezaryen (Sezeryan)

Yazar: Aralık 22nd, 2010 in Gebelik by admin


SEZARYEN (Sezeryan):

Karın ön duvarının ve rahimin cerrahi yolla açılıp çocuğun karından doğurtulması işlemine sezaryen denilmektedir. Normalde bebek annenin dölyolundan (vagina, vajina) geçerek doğar (vaginal doğum). Aşağıda sezeryan doğum videolarını izleyebilir ve ayrıntılı olarak görebilirsiniz.


sezaryen, sezaryen doğum ameliyatı sezeryan

Fakat bazı durumlarda annenin bu normal yolla doğum yapması sakıncalı, hatta olanaksız olur ya da bebeğin durumu tehlikededir, normal doğuma dayanamayacağına karar verilmiştir. Böyle durumlarda bebek, ameliyatla karından doğurtularak gerek anne ve gerekse bebeğin sağlığı korunmuş olur.

Sezaryen ameliyatında, karın boşluğu açılarak, rahime varılır, rahim bebeğin çıkabileceği kadar kesilir, bebek doğurtulur. Bir bebeğini sezeryan ile doğurmuş olan kadınlar, genellikle daha sonraki doğumlarını da sezaryenle yapmak durumunda kalırlar. Fakat bu her zaman böyle olmaz.

Sezaryeni gerektiren durumlardan bazıları şunlardır:

1) Plasentanın rahim ağzına yakın olarak yapışmış olması
2) Bebeğin rahim içindeki durumunun normal vaginal doğuma engel olması.
3} Doğum sancısı sırasında, bebeğin yaşamının tehlikeye girmesi.
4) Gebe kadının yakın zamanda, üreme organlarına ilişkin bir ameliyat geçirmiş olması.

Nasıl hamile kalınır

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Çoğu kadın için anne olma duygusu biyolojik saatinde devreye girmesiyle bazı dönemler önüne geçilmez bir arzudur.Annelik kadına verilmiş en büyük lütuftur.Ve bu lütufa kavuşmak için yani hamile kalabilmek için bazı noktalar dikkat ve özen göstermek istenilen sonuca daha rahat daha kolay sahip olunmasını sağlar.

Hamile kalmak isteyen kadın adet dönemlerinin düzeniyle ilgili dönemleri iyi değerlendirmelidir. Örneğin kadının hamile kalması için iki adet döneminin ortasındaki günleri cinsel ilişkiye girerek değerlendirmesi kadını anne olmaya yaklaştıran değerli günlerdir. Yani basit bir hesap yaparsak adet döneminizin 12.günü, 13.günü, 14. günü, 15.günü, 16.günü, 17.günü,18.günü yumurtlama dönemlerinizdir.Bu günleri veya iki günde bir olan günleri cinsel ilişki ile geçirirseniz ve eşinizin sprem sayılarında ve sprem kalitelerinde bir sorun yoksa hamile kalma ihtimaliniz yüksekdir.
Bunun dışında hamile kalmak için bir ev ödevi tarzında stres ile kaygı ile cinsel ilişkiye girmeniz hamile kalmanızı olumsuz yönde etkiler.Her konuda olduğu gibi stres hamile kalma konusundada belirleyici olumsuz bir etkendir.
Hamile kalma ihtimalinizin düşük olduğu günler ise yumurtlama tarhinden önceki 5 günlük dönemi kapsar.Bu 5 günlük dönemde hamile kalma ihtimaliniz çok düşüktür.
nasıl hamile kalınır
Hamile kalmak istiyorsanız cinsel ilişki esnasında bazı pozisyonlara özen göstermeniz gerekir.Spermin vajinada ne kadar süre kaldığı hamileliği etkileyen önemli bir etkendir. Misyoner pozisyonu diye adlandırılan erkeğin üste olduğu kadının altta olduğu poziyonda belinizin altına fazla kalın olmayan bir yastık koyarsanız rahim ağzının spremleri uzun süre ve daha kolay tutmasını sağlamış olursunuz. Spermlerin artık vajinada olduğunu bildiğiniz andan itibaren bu pozizyonda dizlerinizi karnınıza doğru çekerek 1 saat kadar beklemeniz hamile kalmanıza çok faydalı olacaktır.
Oturarak, ayakda veya kadının üste olduğu poziyonlarda yaşanan cinsel ilişkide spremlerin kadının vajinasında fazla barınamayacağı için hamile kalma olasılığı çok düşüktür.
Yumurtlama günlerinize ve hamile kalmaya fayda sağlayacak pozisyonlara özen göstermenize rağman 6 ay hala hamile kalmamışsanız bir uzman doktor yardımına başvurabilirsiniz.

Adet Öncesi hamilelik belirtileri

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Hamilelikte pek çok kadının hissettiği bazı gebelik belirtileri olur. Bu belirtilerden en yaygını şunlardır:
1. Adetin gelmemesi yani tıbbi adıyla amenore
2. Bulantı ve kusmaların görülmesi
3. Düzensiz ve sık idarara çıkma
4. Hiçbir iş yapmadığı halde kendini yorgun hissetme
5. Fetal hareketlerin oluşması
6. Memelerde oluşan birtakım farklılıklar
7. Vajina akıntılarındaki renk farklılaşması
AMENORE: Normalde yani gebelik öncesi düzenli adet gören sorunsuz bayanlarda zamanında olması gereken adetin olmaması hamilelik yönünde önemli belirtilerdir. Ancak adet görememe keisnlikle tek başına hamileliğin olduğu anlamına gelmez. Çünkü adet düzensizliğini ve adet görememeyi pekçok faktör oluşturabilir. Hamile olmadığı halde adet göremeyen ya da düzensiz adet gören pekçok kadın vardır.

Çoçuğun olması ?

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Soru: Ben 25 eşim, 30 yaşında. 3 yıllık evliyiz ve bebek sahibi olmak istiyoruz. 7 aydır korunmadığım halde olmuyor. Doktora gittim, ultrasona girdim, normal çıktı. Eşim test yaptırdı, sorun yok. Doktorum bana yumurtlamayı destekleyen bir ilaç verdi. Kullandım şimdi bekliyoruz. Her türlü yöntemi deniyoruz. Sizce yapmam gereken bir şey var mı?
CEVAP:
Yaptıklarınızın hepsi doğru. Yalnız aklınız bu konuyla çok ve devamlı meşgulse o doğru değil. Panik yapmanıza hiç gerek yok. Kendinizi ne kadar rahat hissedebilmeniz hormonların çalışması o oranda düzelecek ve gebe kalma şansınız artacaktır. Burada size yapılanlarda rahim filmi çekilmediğini zannediyorum doktorunuza bir danışın belki o da lüzum görebilir. Sevgiler.

Gebelik Yaşı 30 ve Sonrası

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Son on yıl içinde başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada ilk gebeliğini ileri yaşlarda yaşayan anne adaylarının sayısında önemli artışlar gözlenmektedir.
Kadınların eğitimlerini daha ileri aşamalara kadar götürmeleri ve iş yaşamında erkeklerle aynı alanlarda çalışmaları, etkin doğum kontrol yöntemlerinin geliştirilmesi, yasal tahliyenin serbest bırakılması ve infertilite (kısırlık) tedavi yöntemlerinin ilerlemiş olması bu duruma önemli katkılarda bulunmaktadır.

Elbette yukarıdaki olgu oldukça ender rastlanan bir durumdur. 5 yaşında bir gebelik oluÅŸabilmesi için bu kızın ergenlik çağına oldukça erken bir yaÅŸta girmiÅŸ olması gerekir. Prekoks puberte (“çok erken yaÅŸta oluÅŸan ergenlik”) adı verilen bu durum çok ender görülmese de tarihte buna benzer bir olgu bir daha bildirilmemiÅŸtir.

Tüp bebek teknolojisinin ilerlemesi ve donör oositi (yumurta bağışı) ile oluşan hamileliklerin sayısında artış ileri anne yaşının daha farklı bir perspektif kazanmasına yol açmıştır. Yumurta bağışı hamileliklerinde anneyle ilgili oluşması muhtemel riskler bebeği taşıyan kadının yaşıyla ilgiliyken doğacak bebekle ilgili kromozom kusuru oluşma riski donör (yumurtayı veren) kişinin yaşıyla ilgilidir.

Amerika’dan alınan bir istatistik bilgisine göre 1982′de tüm doÄŸumlar arasında 35 yaÅŸ üzerinde doÄŸum oranı %5 iken, 2001 yılında bu oranın %9 olacağı öngörülmektedir. Aynı bilgilerde 1970 yılında 35 yaşında kadınların %9′unun çocuÄŸu yokken, 1989da bu oran %20 bulunmuÅŸtur.

Hamilelikte kızamıkçık

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

merhaba arkadaşlar, 8 haftalık hamileyim. salı günü doktora gitmiştik. tahlil sonuçlarını almaya ve bebeğimizin kalp atışlarını dinlemeye. doktor sonuçlara baktı ve 1-2 ay önce kızamıkçık veya döküntülü bi rahatsızlık geçirip geçirmediğimi sordu. öyle bi şikayetim olmadığı için hayır dedim. sonra laboratuvarı aradı ve sonuçlarımı tekrar kontrol etmelerini istedi. tabi eşim ve ben çok endişelendik. Ne olduğunu sorduğumuzda kızamıkçık geçirmiş gibi değerlerim olduğunu, kızamıkçık geçirmişsem eğer gebeliğin sonlandırılmasının gerektiğini söyledi. nasıl kötü oldum anlatamam. O sırada telefon geldi laboratuardan ve sonuçların yanlış yazıldığını söylediler. doktor içimi biraz rahatlattı ama hala şüphelerim var. Bebeğime bişey olacak olsa sonuçta doğuma kadar takip edecek olan doktor aynı doktor bu riske girmez herhalde diye kendimi teselli ediyorum. Tekrar tahlil yaptıralım dedik. Doktor gerek olmadığını labotuvardaki sorumlu kişi ile görüştüğünü, bi sorun olmadığını söyledi. Acaba başka bir yere tekrar tahlil yaptırayım mı ne dersiniz??

Gebelikte parvovirüs

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Parvovirüs B19 kaynaklı enfeksiyonların belirtileri kızamıkçığa benzer ama çok hafif olduğu için fark edilmeyebilir. Parvovirüs zerrelerle (öksürme ve hapşırma) veya fomiderle (Mikroplu parçacıkları emen maddeler, yatak, kıyafet ve halı gibi) temas sonucu bulaşır. Organizma doğumsal anormalliklere neden olmaz ve hamilelikte görülen enfeksiyonların çoğu sağlıklı be­beklerin doğumuyla sonuçlanır. Hamile­likte yaygın olarak görülmez ama geç düşüklere ve HIDROPS FETALIS ile ilgili olan rahim içi ölüme neden olabilir.
Sitomegalovirüs (CMV)
Sitomegalovirüs (CMV) herpes ailesinden bir virüstür ve genç çocuklarda sıkça gö­rülür, yetiÅŸkinlerin en az yüzde 50′lik bir kısmı 30 yaÅŸma gelmeden bu enfeksiyonu geçirmiÅŸ olur. Enfeksiyon genellikle fark edilmez ama boÄŸaz aÄŸrısı, hafif ateÅŸ, ek­lemlerde aÄŸrı ve yorgunlukla birlikte nezlemsi bir duruma neden olur. Genellikle yalan temas, mikroplu kan, idrar, tükü­rük, mukus veya anne sütüyle bulaşır.
Gebelikte Parvovirüs
Yalnızca bazı hassas kadınlar ilk kez hamilelik sırasmda CMV enfeksiyonu ka­par ve bu kadınlar arasında virüsün be­beÄŸe geçme ihtimali yüzde 40′ür. Bu be­beklerde zekâ geriliÄŸi, görme, duyma ve geliÅŸim problemlerine neden olabilen doÄŸumsal CMV görülme riski vardır ama hastalık kapan bebeklerin sayısı çok azdır. Günümüzde CMV’vi tedavi etmek veya etkilerini durdurup tersine çevirmek mümkün deÄŸildir ama yeni antiviral ilaçlar araÅŸtırılmaktadır, ingiltere’de zekâ geri­liÄŸinin baÅŸlıca ve en yaygın nedeni CMV olduÄŸu için aşı bulma çalışmaları sürmek­tedir. Hamileler gibi risk altında olan kiÅŸiler (hastane ve laboratuvar personeli ve hemÅŸireler) ellerini yıkamak gibi anti­septik önlemler almalıdır.

Gebelikte toksoplazma

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Nüfusun çoÄŸu daha önce bu enfeksiyonu geçirdikleri için toksoplazmaya karşı bağışıklık sahibidir. Enfeksiyon o kadar hafif geçmiÅŸtir ki düşük ateÅŸ ve ÅŸiÅŸ salgı bezleri gibi nezleye benzeyen belirtiler fark edilmemiÅŸ olabilir. Enfeksiyona ilk defa hamilelikte yakalanmak nadir görülen bir durumdur (2000′de 1) ama bebekte ciddi sorunlara neden olabilir. HamileliÄŸin ilk üç ayında bebeÄŸin hastalık kapma riski düşüktür ama erken veya ilerleyen za­manda düşükler ve nörolojik sorunlarla (HİDROSEFALİ, serebral kalsifikasyon ve gözlerde hasar) doÄŸan bebeklerin gö­rülme riski yüksektir. DoÄŸuma yakın za­manlarda bebeÄŸin hastalığı kapması daha kolaydır ama doÄŸumsal toksoplazma en­feksiyonunun nörolojik hasara yol açması pek olası deÄŸildir.
Gebelikte Toksoplazma
İngiltere’de hamile kadınlara rutin olarak toksoplazma testi yapılmamaktadır ama eÄŸer kan testi kadının mikrobu kapmış olabileceÄŸini gösteriyorsa, hastalığın be­beÄŸe geçme riskini azaltmak için antibiyo­tik tedavisine baÅŸlanması önerilecektir. BebeÄŸe geçip geçmediÄŸinin anlaşılması için kordosentez  diyebilir. Eser hastalığın bebeÄŸe geçtiÄŸi kesinleÅŸirse bazı kadınlar hamileliÄŸi sonlandırmayı düşünebilir.

Hamilelikte ve doğumda karşılaşılan sorunlar

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

Hamileliklerin ve doğumların büyük çoğunluğu sorunsuz geçse de olayların planlandığı gibi gitmediği zamanlar olabilir. Karşılaşabileceğiniz sorunların bir kısmı güncel tedavi yöntemleriyle birlikte bu bölümde verilmiştir.
Dış gebelik (ektopik gebelik)
Dış gebelik rahim içinden baÅŸka yerde geliÅŸen hamileliktir, ingiltere’de 200 ha­milelikten l’inde görülmektedir. Bazı dış gebelikler sorunsuz bir ÅŸekilde; sonuçlansa da, hamileliÄŸin büyümesiyle fallop tüplerinin gerilerek yırtılma riski bulunmaktadır. Dış gebelik genellikle fallop tüplerinde görülür ama bazen yumurtalıklarda veya karın boÅŸluÄŸunda görülebilir.
Genel belirtiler hamileliğin ilk başlarındakilerle aynıdır; gebelik testi pozi­tiftir. Buna ek olarak vajinal kanama başlamadan önce ortaya çıkan bir karın ağrısı da görülür. Eğer doktorunuz dış gebelikten şüphelenirse sizi ultrasona gönderecektir. Burada rahim kalınlaşmış olsa bile rahim içinde hamilelik kesesi ol­madığı görülür ve ameliyatla alınabilir. Git gide daha çok hastane açık ameli­yata gerek kalmadan bu işlemi laparoskopiyle yapmaya başlamıştır. Eğer ekto­pik yırtılmamışsa ve HCG hormon oranı düşükse metotreksat ile tedavi edilmesi mümkün olabilir. Plasenta tümörlerinin en yaygını hidati­diform mollerdir.
doğumda karşılaşılan sorunlar
Tam ve kısmi moller vardır. Tam moller beyaz ırka mensup kadınlarda nadir görülür (her 1200-2000 hamilelikte 1) ama Güney DoÄŸu Asya’da daha çok görülmektedir.
Moller, döllenme sırasında oluşan bir kazaya bağlı olarak babadan gelen hücrelerden kaynaklanır. Hamilelik ke­sesinde embriyo yoktur ama plasenta dokuları kontrol edilemez bir hızda ge­lişir ve ultrasonda üzüm salkımı şeklinde görünür. Mollerle birlikte ısrarcı vajinal kanama ve mide bulantısı da görülür ve rahmin boyutu âdet dönemlerinde bek­lenenden daha büyüktür. Tam mol, va­kaların ufak bir yüzdesinde invaziv kan­sere dönüşebilir ve özel tedavi gerektirebilir.
Kısmi moller daha yaygındır ve ge­nellikle kaçınılmaz veya tamamlanma­mış düşük şekline benzeyebilir. Kısmi mol, iki yerine üç set kromozoma sahip (TRİPLODİ) bir fetüs/embriyo içerir. Plasenta hücreleri şişer ve çoğalır ama tam molde olduğu gibi değildir. Kısmi mol rahimden alınan bir dokunun pa­toloji uzmanı tarafından incelenmesi ile düşükten ayrılabilir.
Miyomlar (fibroid)
Miyomlar rahim kası duvarında bulu­nan iyi huylu küdelerdir ve büyüklükleri küçük bir bezelye ile büyük bir kavun arasında değişiklik gösterebilir. Bunlara neyin neden olduğu tam olarak bilin­memektedir ama ailesel olmaya meyilli­dir ve daha çok Afro-Karayip kökenli kadınlarda görülür. Çoğu hamile kadın miyomlardan şikâyetçi değildir ama eğer embriyo, rahim boşluğunda çıkıntı ya­pan bir miyom üzerinde gelişirse erken düşük riski artar.
Yükselen östrojen seviyesi ve rahme giden kanın artması nedeniyle miyomların büyüklüğü hamilelik süresince ar­tar. Eğer miyomlarda kırmızı dejeneras­yon olursa (Miyoma giden kan kesilir, miyom kırmızılaşır ve ölür) geç düşük veya prematüre doğuma neden olabilir. Rahim boşluğuna zarar veren büyük mi­yomlar, prezantasyon ve duruş bozuk­luklarına neden olabilir. Miyomlar za­man zaman doğum kanalını tıkayarak vajinal doğumu engeller ama doğum sonrasında boyudan küçülür.
Rahim ağzı (serviks) yetmezliği
Hamilelik süresince rahim ağzı sıkı bir şekilde kapalıdır ve mukus tabakasıyla mühürlüdür. Yetersiz olan rahim ağzı, hamileliğin dördüncü veya beşinci ayında zarları ortada bırakıp kısalarak açılır, zarların yırtılması ve düşük riski oluşur. Bu durum nadir olarak görülür.
ORAK HÜCRELİ ANEMİ
Orak hücreli anemi, he­moglobin üreten protein zincirlerindeki kalıtsal bozukluktur. Üretilen alyuvar­ların şeklinde değişikliğe neden olarak, bu hücrelerin kan damarlarında rahatça dolaşmalarını zorlaştırır. Zarar gören al­yuvarlar parçalanırsa, hemolitik anemiye neden olur. Hücre parçacıkları kan da­marlarını tıkayarak felce, enfeksiyona ve kemiklerde, organlarda, göğüs ve ka­rında ağrıya neden olur. Orak hücreli anemiye sahip olan hamile kadınlar sü­rekli olarak orak hücre krizi geçirme riski altındadır. Bu, annenin hayatını teh­likeye atabilir, plasentanın fonksiyonunu ve fetüsün büyümesini etkileyebilir. Bu kişilerin, özel merkezlerde uzmanlar ta­rafından tedavi altına alınmaları gerek­mektedir.
TALASEMİ
Talasemi , baÅŸka bir he­moglobin anormalliÄŸi grubundandır. Alfa talasemi Güney-DoÄŸu Asya’da yaygın­ken, beta talasemi genellikle Akdeniz ve OrtadoÄŸu’da görülmektedir. Hastalığı taşıyan kiÅŸiler hamilelikte daha ciddi anemi geçirme riski altındadır. Beta tala­semi ÅŸiddetli anemiye ve kan sirkülasyonundaki aşırı demiri vücuttan atma prob­lemine neden olmaktadır. Bu yüzden bu kiÅŸilere folat tedavisi verilmesine raÄŸmen  talasemi hastalarına kesinlikle demir takviyesi verilmemesi gerekmektedir.
ABO Uyuşmazlığı
ABO uyuşmazlığı, annesinin kan grubu 0 olan, kendi kan grubu A, B veya AB olan bebeklerde görülür. 0 grubu ka­dınlarda A ve B gruplarına karşı rutin antikorlar vardır ama plasentayı geçe­meyecek kadar büyüktür. Ancak, hami­lelikte bebeğin alyuvar hücrelerinden birkaçı annenin kan dolaşımına girer ve burada daha küçük bir anti-A veya B an­tikoru üretilmesini tetiklerse, bu yeni antikorlar da bebeğin kan dolaşımına geri girerek bebeğin alyuvarlarına saldı­rır. Eğer çok fazla alyuvar yok olursa bu, bebeğin doğumdan sonra sarılık olma­sına neden olabilir ve fototerapi veya kan değişimi tedavisi almasını gerektire­bilir.
Annede alyuvar antikorları
DoÄŸum öncesi tetkikleriniz sırasında kan grubunuza bakılır ve alyuvarlarınıza karşı atipik antikor varsa bunlar not edi­lir ve size üzerinde bu bilgilerin olduÄŸu ve doÄŸum öncesi uzmanlarınıza göster­meniz gereken bir kart verilir. Alyuvar antikorları genellikle daha önceki bir kan nakli veya hamilelik nedeniyle geliÅŸir ama doÄŸal olarak da ortaya çıkabilirler. Herhangi bir enfeksiyona veya hastalığa baÄŸlı olarak ortaya çıkmazlar ve saÄŸlığa zararlı deÄŸildirler. Ancak bu antikorları hamilelikte öğrenmek çok önemlidir çünkü eÄŸer size kan verilmesi gerekirse, “diÄŸer kan grupları, Rh ve ABO’ın göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Buna ek olarak alyuvar antikorları bazen bebeÄŸin alyuvarlarına saldırarak sarılığa neden olabilir.
Rhesus hastalığı
Rhesus faktörü (Rh) alyuvarların yüze­yinde bulunur. Üç eÅŸli kısımdan oluÅŸur -C, D ve E- bunlardan D en önemlisidir çünkü Rhesus izoimmünizasyonuna ne­den olabilir. Beyaz ırka mensup kiÅŸilerin yüzde D antijenine sahiptir ve bu kiÅŸilere Rhesus pozitif de­nir, diÄŸer yüzde 15′lik kısım da Rhesus negatif olarak adlandırılır. EÄŸer Rh-ne-gatifseniz, Rh-pozitif bir bebek taşıyor­sanız problem doÄŸabilir çünkü plasen­tayı aÅŸarak bebeÄŸin alyuvarlarını yok edecek antikor üretme riskiniz vardır, ilk hamileliklerde çok nadir rastlanan bir sorun olsa da doÄŸum sırasında be­beÄŸinizin Rh-pozitif kanıyla temas ede­rek antikor üretebilirsiniz ve bu da bir sonraki hamilelikte sorun yaÅŸanmasına neden olabilir.

Hamilelikte enfeksiyonlar

Yazar: Eylül 25th, 2010 in Gebelik by admin

SuçiçeÄŸi: SuçiçeÄŸine varicella zoster virüsü neden olur ve hastalık yüz yüze iletiÅŸim halin­deyken yayılan zerrelerle kiÅŸiden kiÅŸiye bu­laşır. Kuluçka süresi 10 ila 21 gün arasın­dadır, bu süreçte ateÅŸle birlikte kaşınan ve ilerleyen günlerde kabarıp kabuk tutan sulu döküntüler görülür. SuçiçeÄŸine yaka­lanan bir yetiÅŸkin, döküntülerin çıkmasın­dan 48 saat öncesinde baÅŸlayıp hepsi ka­buk tutana kadar geçen süre boyunca hastalığı baÅŸkasına bulaÅŸtırabilir. SuçiçeÄŸi çok bulaşıcıdır ve çocukların yüzde 90′ı er­genlik çağına girmeden bu hastalığa yaka­lanmaktadır. Hastalığa ilk kez hamilelik sırasında yakalanmak çok nadir görül­mektedir (binde 3). EÄŸer ilk suçiçeÄŸini hamileliÄŸin ilk sekiz haftası içerisinde geçirirseniz bu düşüğe yol açmaz ama eÄŸer sekizinci ve 20. hafta­lar arasında hastalanırsanız risk çok az (yüzde 1-2) olmakla birlikte bebeÄŸinizin el ve ayaklarında, gözlerinde, cildinde, barsaklarında, mesanesinde ve beyninde bo­zukluklar ve büyüme sorunuyla birlikte, doÄŸuÅŸtan suçiçeÄŸi sendromu görülebilir. 20. ve 36. haftalar arasında bebeÄŸiniz et­kilenmez ama virüs vücutta kalır ve doÄŸumdan sonraki ilk yıllarda zona hastalığı ÅŸeklinde ortaya çıkabilir. Ancak eÄŸer 36. hafta ile doÄŸumdan sonraki 21. gün arasındaki bir zamanda suçiçeÄŸi olursanız, bebeÄŸiniz de suçiçeÄŸi olabilir. DoÄŸumdan sonraki beÅŸ gün veya üç hafta içerisinde or­taya çıkarsa çok ciddi bir enfeksiyon gö­rülebilir (Neonatal suçiçeÄŸi) çünkü yeni doÄŸan bebeÄŸin bağışıklık sistemi virüsle baÅŸa çıkacak kadar geliÅŸmemiÅŸtir. EÄŸer so­run belirlenirse ve bebeÄŸinize antikor en­jeksiyonu (ZIG- zoster immunoglobulin) yapılırsa, belirtiler ortaya çıkmadan yapılan bu enjeksiyon atağının ÅŸiddetini azaltacaktır. Antiviral bir ilaç olan asiklovir, döküntüler baÅŸladıktan sonraki 24 saat içinde verildiÄŸi sürece belirtileri azaltacaktır. EÄŸer suçiçeÄŸi hastalığına maruz kal­dığınızı düşünüyorsanız, doktorunuz bağışıklığınıza bakmak için bir kan testi is­teyecektir. EÄŸer bir belirsizlik olursa doÄŸum sırasında bebeÄŸinize ZIG enjeksiyonu yapılacaktır.
hamilelikte hastalık
Kızamıkçık: Hamile kadınların yüzde 90′ı çocukken bu hastalığı geçirdiÄŸi veya aşı olduÄŸu (MMR programının bir parçası- kızamık, kızamıkçık, kabakulak) için kızamıkçığa karşı bağışıklıkları vardır. Kalan yüzde 10′luk kesimden sadece birkaç kiÅŸi ilk defa hamileyken kızamıkçık geçirir ve bunun doÄŸuÅŸtan kızamıkçık sendromu geçirebi­lecek olan bebek üzerinde ciddi etkileri vardır. Kızamıkçık, havadaki mikroplu parçacıkların solunmasıyla bulaşır ve be­lirtiler, bulaÅŸmadan iki ila üç hafta sonra or­taya çıkar. Bunlar yüzde ve kulaklarda or­taya çıkan düz pembe döküntülerdir, daha sonra tüm vücuda yayılır, eklemlerde ÅŸiÅŸme ve aÄŸrıya neden olur, ateÅŸ yükselir ve lenf bezleri ÅŸiÅŸer. Hastalıklı kiÅŸiler, belirtiler gö­rülmeden bir hafta öncesini ve belirtilerin geçmesinden birkaç gün sonrayı kapsayan sürede hastalığı baÅŸkasına bulaÅŸtırabilir­ler. EÄŸer hamilelikte döküntüler ortaya çı­karsa doktorunuz kızamıkçık olup olma­dığım anlamak için bir kan testi yapar ve iki hafta sonra testi tekrarlayarak antikor üretip üretmediÄŸinize bakar. EÄŸer 12. haf­tadan önce size kızamıkçık teÅŸhisi konursa, bebeÄŸinizde yüzde 80 ihtimalle gözde ka­tarakt, sağırlık, kalp bozukluÄŸu ve öğrenme zorluÄŸu gibi doÄŸumsal anomalikler görülme riski olacaktır. 13. ve 17. haftalar arasında ortaya çıkan kızamıkçık bebeÄŸin sağır olmasına neden olabilir. 17. haftadan sonra bebeÄŸiniz tehlike altında deÄŸildir. DoÄŸumsal kızamıkçıkla doÄŸan bebeklerin kiloları az, cildi döküntülü, karaciÄŸeri ve dalağı sanlıkla büyümüş olabi­lir ve aylarca bulaşıcı kalabilirler.
Parvovirüs: Parvovirüs B19 kaynaklı enfeksiyonların belirtileri kızamıkçığa benzer ama çok ha­fif olduğu için fark edilmeyebilir. Parvovi­rüs zerrelerle (öksürme ve hapşırma) veya fomiderle (Mikroplu parçacıkları emen maddeler, yatak, kıyafet ve halı gibi) temas sonucu bulaşır. Organizma doğumsal anormalliklere neden olmaz ve hamilelikte görülen enfeksiyonların çoğu sağlıklı be­beklerin doğumuyla sonuçlanır. Hamile­likte yaygın olarak görülmez ama geç düşüklere ve HIDROPS FETALIS ile ilgili olan rahim içi ölüme neden olabilir.
Sitomegalovirüs (CMV): Sitomegalovirüs (CMV) herpes ailesinden bir virüstür ve genç çocuklarda sıkça gö­rülür, yetiÅŸkinlerin en az yüzde 50′lik bir kısmı 30 yaÅŸma gelmeden bu enfeksiyonu geçirmiÅŸ olur. Enfeksiyon genellikle fark edilmez ama boÄŸaz aÄŸrısı, hafif ateÅŸ, ek­lemlerde aÄŸrı ve yorgunlukla birlikte nezlemsi bir duruma neden olur. Genellikle yalan temas, mikroplu kan, idrar, tükü­rük, mukus veya anne sütüyle bulaşır.Yalnızca bazı hassas kadınlar ilk kez hamilelik sırasmda CMV enfeksiyonu ka­par ve bu kadınlar arasında virüsün be­beÄŸe geçme ihtimali yüzde 40′ür. Bu be­beklerde zekâ geriliÄŸi, görme, duyma ve geliÅŸim problemlerine neden olabilen doÄŸumsal CMV görülme riski vardır ama hastalık kapan bebeklerin sayısı çok azdır. Günümüzde CMV’vi tedavi etmek veva etkilerini durdurup tersine çevirmek mümkün deÄŸildir ama yeni antiviral ilaçlar araÅŸtırılmaktadır, ingiltere’de zekâ geri­liÄŸinin baÅŸlıca ve en yaygın nedeni CMV olduÄŸu için aşı bulma çalışmaları sürmek­tedir. Hamileler gibi risk altında olan kiÅŸiler (hastane ve laboratuvar personeli ve hemÅŸireler) ellerini yıkamak gibi anti­septik önlemler almalıdır.
Toksoplazma: Nüfusun çoÄŸu daha önce bu enfeksiyonu geçirdikleri için toksoplazmaya karşı bağışıklık sahibidir. Enfeksiyon o kadar hafif geçmiÅŸtir ki düşük ateÅŸ ve ÅŸiÅŸ salgı bezleri gibi nezleye benzeyen belirtiler fark edilmemiÅŸ olabilir. Enfeksiyona ilk defa hamilelikte yakalanmak nadir görülen bir durumdur (2000′de 1) ama bebekte ciddi sorunlara neden olabilir. HamileliÄŸin ilk üç ayında bebeÄŸin hastalık kapma riski düşüktür ama erken veya ilerleyen za­manda düşükler ve nörolojik sorunlarla (HİDROSEFALİ, serebral kalsifikasyon ve gözlerde hasar) doÄŸan bebeklerin gö­rülme riski yüksektir. DoÄŸuma yakın za­manlarda bebeÄŸin hastalığı kapması daha kolaydır ama doÄŸumsal toksoplazma en­feksiyonunun nörolojik hasara yol açması pek olası deÄŸildir. İngiltere’de hamile kadınlara rutin olarak toksoplazma testi yapılmamaktadır ama eÄŸer kan testi kadının mikrobu kapmış olabileceÄŸini gösteriyorsa, hastalığın be­beÄŸe geçme riskini azaltmak için antibiyo­tik tedavisine baÅŸlanması önerilecektir. Be­beÄŸe geçip geçmediÄŸinin anlaşılması için kordosentez yapılabilir. Eser hastalığın bebeÄŸe geçtiÄŸi kesinleÅŸirse bazı kadınlar hamileliÄŸi sonlandırmayı düşüne­bilir.
Tüberküloz: GeliÅŸmiÅŸ ülkelerde akciÄŸer TB’nun gö­rülme oranı çok az olduÄŸundan ve ge­liÅŸmemiÅŸ ülkelerde de pelvisi etkileyen ve kısırlıka yol açan daha yaygın bir hastalık olduÄŸu için, TB enfeksiyonunun hamilelik sırasında görülmesi oldukça az rasdanılan bir durumdur. Ancak nüfus hareketliliÄŸindeki artış ingiltere’de yaÅŸayan tüberkülozlu hamile kadın sayısında büyük bir artışa neden olmuÅŸtur. HIV enfeksiyonu olan kiÅŸiler, bağışıklık sistemlerindeki deÄŸiÅŸiklikler nedeniyle TB enfeksiyonuna karşı daha hassastır. HamileliÄŸin ilk yarı­sında görülen aktif TB genellikle izoniazid antibiyotiklerle tedavi edilebilmektedir ama 20. haftadan sonra rifampisin kullan­mak daha güvenlidir. EÄŸer doÄŸum sıra­smda annede TB aktif deÄŸilse bebeÄŸe BCG aşısı yapılmalıdır, karantinaya alın­masına gerek yoktur ve emzirmeye izin ve­rilir.
Listeria: Listeria yiyecek yoluyla geçen bir bakteri­dir. Hamilelik sırasmda görülmesi yaygın değildir ama bebek üzerinde ilerleyen za­manda düşük ve rahim içi ölüm görülmesi gibi ciddi sonuçları olabilir. Hamilelik sü­resince anne adaylarının bu enfeksiyona olan dirençleri azalır ve bu direnç plasen­tada daha da azdır. Tipik belirtileri, kırık­lık, mide bulantısı, ishal ve kann ağrısı ile birlikte aelisen nezlemsi bir rahatsızlıktır. Penisüinli antibiyotikler hızlı bir şekilde tedavi edebilir ama hamilelik sırasında bu sorundan kaçınmanın en iyi yolu önlem al­mak ve enfeksiyona maruz kalmamaya ça­lışmaktır.
B grubu streptokok enfeksiyonu: Kadınların yüzde 5 ila yüzde 30′unda bu normal barsak bakterisi vajinanın üst kıs­mında bulunmaktadır. Akıntı veya idrar enfeksiyonuna yol açabilmesine raÄŸmen çoÄŸu zaman bir belirti göstermez. EÄŸer doÄŸum sırasmda enfeksiyon mevcutsa be­bek etkilenebilir. Risk altındaki bebeklerin yalnızca yüzde l’inde vajinal salgıları yutma veya soluma nedeniyle bu enfeksi­yon görülmektedir, ama bu neonatal en­feksiyon ölümcül olabilir. Genellikle sep­tisemi ve menenjit belirtileri doÄŸumdan iki gün sonra ortaya çıkar. EÄŸer annenin zarları yırtılmışsa prematüre bebekler çok büyük risk altındadır. DoÄŸum öncesinde streptokok taraması yüzde 100 kesin sonuç vermez ve ingiltere’de rutin olarak yapıl­maz. Ama daha önce bu enfeksiyondan etkilenen bir bebeÄŸiniz veya erken doÄŸum yapma riskiniz olduysa, size test yapılması önerilecektir çünkü doÄŸum sırasında ve doÄŸumdan dört saat önce damardan veri­len antibiyotikler bebeÄŸi neonatal enfeksi­yonlara karşı korumanın en etkili yoludur.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar
HERPES: İki tür herpes enfeksiyonu vardır. Tip I (HSV1) ağızda ve dudaklarda yaralara neden olur. Genital herpes olarak da bilinen Tip TJ (HSV2) ise vulvada, vajinada veya servikste aÄŸrılı ülsere neden olur. EÄŸer an­nede, genital herpes enfeksiyonu ilk olarak doÄŸuma yakın bir zamanda görülürse, be­beÄŸin doÄŸum sırasında enfeksiyonu kapma riski yüzde 10′dur. Enfeksiyonun, herpes ensefaliti veya menenjit gibi çok ciddi so­nuçları olabilir, bu yüzden sezaryen yapıl­ması önerilmekte ve doÄŸumdan sonra be­beÄŸe antiviral ilaçlar verilmektedir, ilk enfeksiyondan sonra anne bir sonraki be­beÄŸi koruyacak antikorlar üretir ama bu annenin yeniden enfeksiyon kapmasını ön­lemez. Hamilelikte ikincil genital herpes enfeksiyonu anne için hoÅŸ olmasa da be­beÄŸi etkilemez. Bu durumda en iyisi vajinal doÄŸum yapmaktır.
Gonore: Gonore genellikle rahim aÄŸzını etkileyen ama idrar yolu, rektum veya boÄŸazda da görülebilen çok bulaşıcı bir bakteri enfek­siyonudur. Genellikle KLAMİDYA, TRİ-KOMONAS ve FRENGİ üe birlikte gö­rülür. Enfeksiyonlu biriyle korunmasız cinsel iliÅŸkiye girmek, vakaların yüzde 90′ında bulaÅŸmaya sebep olur. Enfeksiyon belirtisiz seyreder veya vajinal akıntı, aÄŸrı ve idrara çıkarken rahatsızlık gibi belirtileri olabilir. Fallop tüplerine zarar vererek DIÅž GEBELİĞE ve kısırlığa yol açan pelvik in-flamatuar hastalığının baÅŸlıca nedenlerin­den biri bu enfeksiyondur. Hamilelik sıra­smda görülen enfeksiyon zarların erken yırtılması ve erken doÄŸumla iliÅŸkilendirilebilir. DoÄŸum sonrasında pelvik inflamatuar hastalığı ve sistemik yayılma (eklem aÄŸrısı ve ciltte döküntü) riski artar. Hastalık en iyi rahim aÄŸzından kültür alınmasıyla teÅŸhis edilir ve penisüinli antibiyotiklerle tedavi edilir. Hamüelik sırasmda bebek enfeksi­yon riski altında olmasa da doÄŸum sıra­smda organizmayla temas etmesi neonatal konjonktivite ve yoÄŸun tedavi gerektiren septisemiye neden olabilir.
Klamidya: “Chlamydia trachomatis” adı verilen bak­teri İngiltere’de en sık görülen cinsel yolla bulaÅŸan hastalıklardan biridir. Hastalığın görüldüğü erkeklerin yüzde 40′ında pe­niste akına, testis ütihabı ve idrar yaparken yanma gibi belirtiler görülse de, kadınların yalnızca yüzde 15′inde vajinal akıntı, pel­vik aÄŸrı veya idrar problemi gibi belirtiler görülmektedir. Belirti görülmediÄŸi du­rumlarda büe vajinada, rahim aÄŸzında, ra­himde, anüste, idrar yolunda veya göz­lerde enfeksiyon olabilir ve çok ciddi sorunlara neden olabilir. Fallop tüplerine verilen zarar dış gebelik riskini artırır ve kı­sırlığa neden olur. EÄŸer doÄŸum zamanında enfeksiyon varsa bebeklerin yüzde 40′ı en­feksiyonu kapar. Klamidya, körlüğe veya yeni doÄŸan zatürreesine neden olabüen neonatal konjunktivitin (göz enfeksiyonu) baÅŸlıca nedenlerindendir. Enfeksiyon an­tibiyotiklerle kolayca tedavi edüebüdiÄŸi için erken teÅŸhis önemlidir.
Frengi: Frengi, Treponema pallidum adlı bir bak­teri tarafından taÅŸman bir enfeksiyondur. Ingütere’de hamüe kadınlarda yaygın ola­rak görülmez ama enfeksiyon bazı etnikgruplar arasında artmaktadır ve bebeÄŸe verebileceÄŸi zararlar penisilinle erken te­davi sayesinde önlenebilir. Bu yüzden ha­mile kadınların hepsine rutin kontrolleri sırasında frengi testi yapılmaktadır. En­feksiyonun ilk aÅŸamasında, herpese ben­zeyen ama üç ila altı hafta boyunca süren bir ülser (ÅŸankır) ortaya çıkar. Tedavi edil­mediÄŸi takdirde enfeksiyon birkaç ayda ilerleyerek, ateÅŸ, kaşıntı, ÅŸiÅŸ salgı bezleri, kilo kaybı ve yorgunluÄŸun görüldüğü ikinci aÅŸamaya geçer. Tedavi edilmezse ilerleyen yıllarda üçüncül frengiye dö­nüşerek beyne, sinirlere ve diÄŸer organlara zarar verebilir. Frenginin hamilelik üze­rindeki etkisi, bakterilerin 15. haftadan sonra plasentadan geçerek fetüse bu-laÅŸabilmesidir. Hastalığı taşıyan hamile kadınların yüzde 70′i enfeksiyonu bebek­lerine bulaÅŸtırır. EÄŸer fetüs ilk enfeksi­yonu adatırsa doÄŸumda hastalığın ikinci aÅŸamasında olacaktır. Bu vakaların yüzde 30′unda ölü doÄŸum görülür, diÄŸer bir yüzde 30′luk kısımda da bebek doÄŸumsal frengiyle doÄŸar ve bebeklerde nöbet, ge­liÅŸme geriliÄŸi, deri ve ağız yaralan, enfekte kemikler, sarılık, anemi ve mikrosefali gibi sorunlar görülebilir. Tek doz penisilin an­nedeki frengiyi tedavi ederek bebeÄŸe geç­mesini önler. EÄŸer gerekirse doÄŸumda be­beÄŸe ek antibiyotikler de verilebilir. Frengi tanısı konduÄŸunda klamidya, gonore, FHV ve hepatit B ve C enfeksiyonlarına da bakılması gerekir.
HIV Enfeksiyonu: HIV enfeksiyonu yaygın olarak cinsel yolla, virüs bulaÅŸmış iÄŸne kullanımı, mikroplu kan ve kan ürünleriyle bulaşır. Batı ülkelerinde HIV enfeksiyonu daha çok homoseksüel/biseksüel erkekler ve heteroseksüel madde bağımlılarında görül­mektedir. Londra’nın merkezinde HIV enfeksiyonu olan hamile kadınların oranı yüzde l’den daha azken bazı Afrika ülke­lerinde bu oran yüzde 40 civarındadır. Hamile kalmak HIV virüsü taşıyan bir kadının saÄŸlığını etkilemez ama bebek üzerinde ciddi sonuçlan vardır. Yaklaşık olarak HIV virüsüyle doÄŸan bebeklerin yüzde 20′sinde doÄŸumdan sonraki ilk yıl içerisinde AİDS görülür ve bebekler dört yaşından önce ölür. Bazılarında da altı yaşından önce AİDS ortaya çıkar. DoÄŸum öncesinde yapılan rutin taramalar ve HIV pozitif olan kadınların tedavileri, virüsün bebeÄŸe geçme riskini ve annede AİDS’in bir hastalık ÅŸeklini alarak ortaya çıkma riskini büyük ölçüde azaltır ve annenin ömrünü uzatır. HIV pozitif olan kadınlara hamileliÄŸin son aylarmda antiretroviral ilaç kombinasyonu verilerek, bebek se­zaryen doÄŸurtularak, emzirmekten kaçı­narak ve yeni doÄŸan bebeÄŸi aktif olarak te­davi ederek, HIV virüsünün anneden bebeÄŸe geçme oranı yüzde 20′den yüzde 2′ye düşürülebilmektedir. HIV virüsü taşıyan hamile kadınların maalesef çoÄŸu pahalı ilaçların ve tıbbi mü­dahalelerin hayatlarını kurtarma imkânı olmadığı ülkelerde yaÅŸamaktadır.
Trikomonas: Bu enfeksiyona, idrar yollarında ve vaji-nada bulunan Trichomonas vaginalis or­ganizması neden olur ve enfeksiyon genelikle klamidya ve gonore ile birlikte görülür. Enfeksiyon belirti göstermeyebilir veya kötü kokulu sarı yeşil renkli kö­püklü vajinal akıntıyla birlikte vajina ve id­rar yolunda iltihap ve ağrı şeklinde ortaya çıkar. Hamilelikte görülen enfeksiyon yeni doğan zatürreesine neden olabilmektedir. Hastalığın teşhisi rahim ağzından alman sürüntü örneği veya vajinal örneğin ince­lenmesiyle konur. Enfeksiyon, hamilelikte ve emzirirken kullanılması güvenli olan metronidazol antibiyotiklerle tedavi edilir.
Bakteriyel Vajinoz: Kadınların yaklaşık yüzde 10′u ila 20′sini etkileyen vajinal akıntının nedenidir ama belirti göstermeyebilir. Bu genellikle ince gri renkli ağır ve kötü kokulu kaşıntı yap­mayan bir akıntıdır. Vajinal yayma tes­tinde bulunan ipucu hücreleri sayesinde tanı konur. Hamilelikte vajinadaki deÄŸiÅŸen hormonal ortam daha az asidik olduÄŸu için bakteriyel vajinozda bulunan orga­nizmaların büyümesi için uygundur. Hamilelikte görülen BV enfeksiyonu geç düşük ve prematüre doÄŸumla yakından il­gilidir. Klindamisin veya metronidazol gibi antibiyotikler enfeksiyonu birkaç gün içerisinde geçirse de hamilelikte nükset­mesi sık rasdanan bir durumdur. Tara­malar ve enfeksiyonlu kadınların her biri­nin tedavi edilmesi erken doÄŸum oranını azaltmamıştır. Daha önce erken doÄŸum yapmış olan kadınların bu enfeksiyona yatkınlığı bulunmaktadır ve enfeksiyon görüldüğünde testlerden ve antibiyotik tedavilerinden yararlanmalan gerekmek­tedir.

arasında artmaktadır ve bebeÄŸe verebileceÄŸi zararlar penisilinle erken te­davi sayesinde önlenebilir. Bu yüzden ha­mile kadınların hepsine rutin kontrolleri sırasında frengi testi yapılmaktadır. En­feksiyonun ilk aÅŸamasında, herpese ben­zeyen ama üç ila altı hafta boyunca süren bir ülser (ÅŸankır) ortaya çıkar. Tedavi edil­mediÄŸi takdirde enfeksiyon birkaç ayda ilerleyerek, ateÅŸ, kaşıntı, ÅŸiÅŸ salgı bezleri, kilo kaybı ve yorgunluÄŸun görüldüğü ikinci aÅŸamaya geçer. Tedavi edilmezse ilerleyen yıllarda üçüncül frengiye dö­nüşerek beyne, sinirlere ve diÄŸer organlara zarar verebilir. Frenginin hamilelik üze­rindeki etkisi, bakterilerin 15. haftadan sonra plasentadan geçerek fetüse bu-laÅŸabilmesidir. Hastalığı taşıyan hamile kadınların yüzde 70′i enfeksiyonu bebek­lerine bulaÅŸtırır. EÄŸer fetüs ilk enfeksi­yonu adatırsa doÄŸumda hastalığın ikinci aÅŸamasında olacaktır. Bu vakaların yüzde 30′unda ölü doÄŸum görülür, diÄŸer bir yüzde 30′luk kısımda da bebek doÄŸumsal frengiyle doÄŸar ve bebeklerde nöbet, ge­liÅŸme geriliÄŸi, deri ve ağız yaralan, enfekte kemikler, sarılık, anemi ve mikrosefali gibi sorunlar görülebilir. Tek doz penisilin an­nedeki frengiyi tedavi ederek bebeÄŸe geç­mesini önler. EÄŸer gerekirse doÄŸumda be­beÄŸe ek antibiyotikler de verilebilir. Frengi tanısı konduÄŸunda klamidya, gonore, FHV ve hepatit B ve C enfeksiyonlarına da bakılması gerekir.
HIV ENFEKSİYONU
HIV enfeksiyonu yaygın olarak cinsel yolla, virüs bulaşmış iğne kullanımı, mik-
roplu kan ve kan ürünleriyle bulaşır. Batı ülkelerinde HIV enfeksiyonu daha çok homoseksüel/biseksüel erkekler ve hete-roseksüel madde bağımlılarında görül­mektedir. Londra’nın merkezinde HIV enfeksiyonu olan hamile kadınların oranı yüzde l’den daha azken bazı Afrika ülke­lerinde bu oran yüzde 40 civarındadır. Hamile kalmak HIV virüsü taşıyan bir kadının saÄŸlığını etkilemez ama bebek üzerinde ciddi sonuçlan vardır. Yaklaşık olarak HIV virüsüyle doÄŸan bebeklerin yüzde 20′sinde doÄŸumdan sonraki ilk yıl içerisinde AİDS görülür ve bebekler dört yaşından önce ölür. Bazılarında da altı yaşından önce AİDS ortaya çıkar. DoÄŸum öncesinde yapılan rutin taramalar ve HIV pozitif olan kadınların tedavileri, virüsün bebeÄŸe geçme riskini ve annede AİDS’in bir hastalık ÅŸeklini alarak ortaya çıkma riskini büyük ölçüde azaltır ve annenin ömrünü uzatır. HIV pozitif olan kadınlara hamileliÄŸin son aylarmda antiretroviral ilaç kombinasyonu verilerek, bebek se­zaryen doÄŸurtularak, emzirmekten kaçı­narak ve yeni doÄŸan bebeÄŸi aktif olarak te­davi ederek, HIV virüsünün anneden bebeÄŸe geçme oranı yüzde 20′den yüzde 2′ye düşürülebilmektedir. HIV virüsü taşıyan hamile kadınların maalesef çoÄŸu pahalı ilaçların ve tıbbi mü­dahalelerin hayatlarını kurtarma imkânı olmadığı ülkelerde yaÅŸamaktadır.
TRİKOMONAS
Bu enfeksiyona, idrar yollarında ve vaji-nada bulunan Trichomonas vaginalis or­ganizması neden olur ve enfeksiyon ge-
ilikle klamidya ve gonore ile birlikte görülür. Enfeksiyon belirti göstermeyebi-lir veya kötü kokulu sarı yeşil renkli kö­püklü vajinal akıntıyla birlikte vajina ve id­rar yolunda iltihap ve ağrı şeklinde ortaya çıkar. Hamilelikte görülen enfeksiyon yeni doğan zatürreesine neden olabilmektedir. Hastalığın teşhisi rahim ağzından alman sürüntü örneği veya vajinal örneğin ince­lenmesiyle konur. Enfeksiyon, hamilelikte ve emzirirken kullanılması güvenli olan metronidazol antibiyotiklerle tedavi edilir.
 
 
BAKTERİYAL VAJİNOZ
Kadınların yaklaşık yüzde 10′u ila 20′sini etkileyen vajinal akıntının nedenidir ama belirti göstermeyebilir. Bu genellikle ince gri renkli ağır ve kötü kokulu kaşıntı yap­mayan bir akıntıdır. Vajinal yayma tes­tinde bulunan ipucu hücreleri sayesinde tanı konur. Hamilelikte vajinadaki deÄŸiÅŸen hormonal ortam daha az asidik olduÄŸu için bakteriyel vajinozda bulunan orga­nizmaların büyümesi için uygundur. Hamilelikte görülen BV enfeksiyonu geç düşük ve prematüre doÄŸumla yakından il­gilidir. Klindamisin veya metronidazol gibi antibiyotikler enfeksiyonu birkaç gün içerisinde geçirse de hamilelikte nükset­mesi sık rasdanan bir durumdur. Tara­malar ve enfeksiyonlu kadınların her biri­nin tedavi edilmesi erken doÄŸum oranını azaltmamıştır. Daha önce erken doÄŸum yapmış olan kadınların bu enfeksiyona yatkınlığı bulunmaktadır ve enfeksiyon görüldüğünde testlerden ve antibiyotik tedavilerinden yararlanmalan gerekmek­tedir.
 
     
         
         
     
 
Sonraki Sayfa »
Saðlýk ve Týp