infantil kolik

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

İnfantil kolik
İnfantil kolik için çeşitli yazarlar çeşitli tanımlar yapmaktadır. Ancak en çok kullanılan tanım; sağlıklı bir bebekte barsak kökenli olarak en az günde 3 saat, en az haftada üç gün ve en az 3 hafta süren periyodik ağlamalardır.Ancak çok ağlamanın ölçüsü her anne baba için değişebilmektedir. Bu nedenle en basit tanım belirli aralıklarla oluşan ve ilk üç ay boyunca süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki ağlamalar olarak yapılabilir.

Genellikle akşam saatlerine doğru sağlıklı olan bebekte birdenbire suratta kızarma, dizlerini karnına çekme ile birlikte tiz bir çığlık şeklinde ağlama başlar ve birkaç dakika içinde geçer. Yine birkaç dakika sonra yeni bir nöbet başlar ve bu ağlamalar 2-3 saat sürer. Bebek birtürlü avutulamaz. Karnından artmış barsak sesleri duyulabilir. Gaz çıkartmakla ağrı hafifleyebilir.

Kolik genellikle yaşamın ilk veya ikinci haftasında başlar. Altıncı haftada şiddetlenir. Bebeklerin %25 i günde 3 saatten fazla ağlamaktadır. 2-3. ayda, bazen de 4. ayda kendiliğinden kesilir. Tüm bebeklerin yaklaşık % 20-30 unda görülmektedir.

Nedeni bilinmemekle birlikte bazı teoriler oluşturulmuştur:
1.Gıda allerjisi/intoleransı:Birçok emziren anne bebeklerinde koliğe sebep olabilecek gıdaları yedikleri ile aldıklarına inanmaktadırlar. İnek sütünde bulunan antijenler anne sütünde de bulunabilmektedir. İnek sütü proteinine karşı bir kez duyarlılaşan bebek ( placenta yolu ile, anne sütü ile veya hastanede iken verilen formul mamalarla olabilir) anne sütünü aldığında inek sütü proteinine karşı allerjik reaksiyon gösterir. Yapılan çift kör araştırmalarda ısrarcı karın ağrılarının 3 te birinde sebebin gıda allerjisi olduğunu
göstermiştir.
Yapılan bir başka çalışma ise annenin yediği besinlerle bebeğinde görülen kolik arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle annenin yediği lahana, karnıbahar, brokoli gibi sebzeler, inek sütü, çukulata ve soğanın bebekte kolik oluşturma olasılığı yüksektir.
Hamilelik esnasında sigara ve cafein tüketimi de anne sütünün kalitesini bozmaktadır.
2.Anormal peristaltizm veya çok fazla gaz:
Uzun süre aç kalmış ve laktoz içeren mama ile beslenen infantil kolikli bebeklerin nefeslerinde koliği olmayan bebeklere nazaran daha yüksek oranlarda hidrojen gazına rastlanmıştır. Ancak laktozsuz mama ile beslenme de herhangi bir olumlu değişiklik yaratmamıştır.
Anne sütü ve inek sütü içerdikleri oligosakkaridlerle immunolojik fonksiyonu yerine getirirler ancak nefeste bulunan hidrojeni de arttırırlar.
3.Artmış hassasiyet:
Bu aylarda bebeklerin sinir sistemleri henüz gelişmemiştir ve uyarılara karşı daha duyarlıdırlar. Normal bir gazı acı olarak algılıyor olabilirler.
4.Doğum öncesi gerilim.
Gebelik esnasında psikolojik gerginlik yaşayan annelerin bebeklerinde kolik daha sık görülmektedir.
5.İnter reaksiyonel model:
Anne babadaki gerilimler ve çevresel faktörler bebeğin duygularını etkileyebilir.

Tedavi:
Koliğin hiçbir bilinen tedavisi yoktur.Ancak bazı önlemler yararlı olabilmektedir:

Öncelikle bebeğinizi bir hekime götürün ve ağlama ve karın ağrısına neden olabilecek diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayın.

Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.

Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.

Biberonla beslenme 20 dakikadan az sürüyorsa daha az delikli bir biberon başıyla beslemeyi deneyin.Böylece emme arzusunu giderin.

Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak yardımcı olabilir.

Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.

On dakikadan fazla süredir bebeğiniz ağlıyorsa yüzüstü yatırmayı deneyin.

Çok aktif bebeklerde bebeğin bir battaniye ile sarmalanması işe yarayabilir.

Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazılarıda saç kurtma makinası veya elektrik süpürgesi sesi ile sakinleşebilmektedirler.

Ana baba olarak çocuğunuzun sağlıklı bir bebek olduğunu, infantil kolik in çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir müddet sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayın ve moralinizi bozmayın.

Bebeğinizi formul mamaları ile besliyorsanız mamayı değiştirin. İnek sütü proteini olan mamalar yerine soya formüllü mamalar bazen yararlı olabilmektedir.

Bebeğinizi emziriyorsanız yediğiniz gıdalara dikkat edin (Lahana,karnıbahar,brokoli,inek sütü,çukulata ve soğandan uzak durmayı deneyin)

Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır. Bazı yan etkilere neden olabilirler.

saglikbilgisi.com

tek çocuk

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Bazı aileler bir çocuktan fazla çocuk sahibi olmak istemezler. Bu bazen bilinçli bir aile planlaması sonucu oluşur ki, anne-baharın ileri yaşta olmaları yada sağlık durumlarının elverişli olmaması yeterli sebeptir Bunun dışında ekonomik sebep çoğu ailede temel etmen olmakta ve bu tür aileler gerekçe olarak Birden fazla çocuğa bakacak maddi gücümüz yok yanıtını vermektedirler.

Bunun yanı sıra tek çocuklu ailelerin, genelde sosyo-ekonomik koşulları üst düzeyde olan aileler oldukları, özellikle ülkemizde, sosyo-ekonomik koşulların bozulmasıyla çocuk sayısının arttığı da bir başka ger-çektir. Sosyo-ekonomik düzeyi iyi olan anne. sosyal ilişkilerinin bozulmaması ve alıştığı rahat ortamı bırakıp yeniden çocuk büyütmek için çocuk sahibi olmak istememektedir..

Tek çocuk sahibi olmanın bazı avantaj ve dezavantajları vardır. Bunlar şöyle özetlenebilir Tek çocuğun beslenme, giyim ve eğitimi anne-baba açısından daha kolaydır Bu bakımdan tek çocuk, çok çocuğa oranla daha iyi yaşam ve eğitim imkanlarına sahiptir. Buna karşılık dezavantajlara bakıldığında, tek çocuğun oyun arkadaşlığının azlığı, onun için önemli bir engeldir Tek çocuğun büyüklü küçüklü kız ve erkek kardeşi olan çocuğa oranla deneyim zenginliği daha azdır. Oyun arkadaşı olmadığı taktirde çocuk, oyundan zevk almaz olur,

sorumluluk almayı öğrenemez. Bunların yerine, yetişkinlerle konuşmayı ve onları dinlemeyi tercih eder ve işlerinde anne-babaya yardımcı olur. Oyun oynamak zamanla ona gereksiz ve saçma bir faaliyet gibi gelir.

Çocuğun gelişiminde, kardeş çok önemli bir faktördür. Hiç kimse kardeşlerin yerini tutamaz. Böyle bir ortam çocuğu sosyal yaşama hazırlar. Tek çocuk, yeni bir deneyim girişiminde bulunmaktan nefret eder. 0, anne-babasıyla olan ilişkilerinden memnundur ve bunu yeterli görür Yetişkinlerle iletişim kurması, bazı durumlarda çocuğun kendisini yaşıtlarından üstün görmesine sebep olabilir Yetişkinin yardıma her an hazır olması, Çocuğun doğasındaki zayıflığı arttırır Böyle durumlarda, güvensizlik duygusu ve sıkıntı artar Bu tıp müdahaleler, çocuğu korumaktan çok, onu daha büyük tehlikelere sokar..

Tek çocuğun etrafı, kendini fizik ve zihin yönünden aşan yetişkinlerle çevrilidir. Çocuk, bazen sömürülüyormuş hissine kapılır. Sonuçta her şeyi bilme isteğiyle birlikte, taşkınlık, sinirlilik oluşur. Erken olgunlaşma, çocuğun hayal gücüne sığınmaya götürebilir.

Okul öncesinde anne-babaya bağımlı olan tek çocuk, bunu okul yaşamında da sürdürmek ister. Hep yardıma alışan çocuğun, kendine olan güveni kalmayabilir ve tek başına başaramayacağı endişesi yerleşebilir. Bu nedenle, sınıftaki ortak çalışmalardan kendini çeker

.

Tek çocuk, derin ve gizli bir güvensizlik duygusuna sahiptir. Kendilerini güçsüz hissedenler ya hayallerin de kahraman olurlar yada dışarıya karşı güçlü bir imaj vermeye çalışırlar. Bu tip çocuklar için ergenlik zorlu bir dönemdir. Belirsizlikler, repressionlar (bastırma), aşağılık duygulan, onlara kolaylıkla içe kapanmaya götürebilir.

Tek çocukla çok fazla ilgilenilir,şımartılır,gereken süreden önce olgunlaşması beklenir. Yoğun entelektüel baskı altında bırakılır. Çocuğun hızlı gelişimi,bozuk bir sağlık. sinirlilik yaşın üzerinde istekler gibi sonuçlar doğurabilir. Bu çocuklara çevresi ile ilişki kurma fırsatı verilmemiştir. Oysa,çocukları dış dünya ile ilişkiye sokacak olan ancak arkadaşlarıdır. Arkadaş ilişkilerinde çocuk. farklı değerleri, farklı ihtiyaçları tanır. özenir.Bir çok durumda,tek çocuğu hataya götüren anne-babanın duygusal yaklaşımıdır. Böyle durumlarda da çocuk terkedilmiş hissine kapılabilir. Tek çocuğa erken verilen oto-kontrol (kendi kendini denetleme)normal gelişim için gerekli olan dengeyi bozabilir.

Zamanından önce olgunlaşan ben uyarım ve dış yardıma karşın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Kendini değerlendiremez,yetişkin yaşama ulaşamaz. Davranışlar daha çok taklitten ibaret oluşur.Grup karşısında bağımsızlık eksikliği,kişisel gelişim yetersizliği .istek ve güç arasındaki dengesizlik,tek çocuğun tam bir birey olması için aşılması gereken durumlardır.Tek çocuklar,uyku ve yemek eksikliğinde sınırlı davranışlara bulunmaya yatkındırlar. Anne-baba,eğer tüm ilgilerini çocuk üzerinde toparlarsa. böyle bir ortamda büyüyen çocuk,en ufak bir ilgi eksikliğiyle karşılaştığında sorun çıkarır Tek çocuk kolavlıkla şımarık ve inatçı bir çocuk haline gelebilir. Hem kendisine gösterilen özenden hoşnut olmaz,hem de yakınlarının ilgisini çekmeye çalışır. Genelde isyankar tutum içinde çevresini rahatsız eder.

Sabırsızlık ve hükmetme, tek çocuğu karakterize eder. İyiliksever ve anlayışlı görünümdedir. Ancak,bu olumlu özellikler onun gerçek-duygularında yer almaz: Tek çocuk,genelde istek ve kaprislerini empoze etmeye çalışır.

Çok çocuklu ailelerde çocuk oyun yoluyla farklı rollere girme olanağı bulur. Bu da onu topluma ve hayata hazırlamak açısından büyük önem taşır. Buna karşın tek çocuk,monoton ilişkiler içinde görünür. Tek çocuğun insan doğasında var olan saldırganlık dürtüsüne bir çıkış yolu veya ifade etme konusundaki imkanların azlığı bir başka zorluğudur.

Tek çocuk,genelde arkadaşlarıyla oyunda dışta kalır. Oyun dışında kalmak,tek çocuğu kırıcı ve dayanılmaz hale getirir. Diğerleri tarafından istenmeyen çocuk,belirli bir yalnızlık çemberi içine girer. İster saldırganlık isterse çekingenlik şeklinde görülsün, bu tutumun sonuçları hem birey,hem de toplum açısından büyük önem taşır.

Tek çocuk için yaşam ve eğlence birbiriyle iç içedir. Ciddi konular hemen espriye dönüştürülür. Anne-baba her zaman yardıma hazırdır. Eğlence bir alışkanlık haline gelir. Böyle bir eğitimde,hiçbir şey başarısızlık ve tehlikeyi anımsatacak şekilde değildir. Çocuk,hiçbir şeyi ciddiye almaz,çünkü hep alkışlanmakta ,hep önemli olduğunu görmektedir

Tek çocuklarda görüntü ile yetinme eğilimi vardır. Bir çok yapay davranışlar gösterebilirler, bazen normal güçlüklere bile katlanamazlar.

Özet olarak,tek çocukta istenmeyen davranışların daha çok olduğu ve kızlara oranla erkek çocukların daha sorunlu olduğu göze çarpar. Tüm vakalarda değişik şekillerde görülen güçlü bir bencillik söz konusudur. Genelde benlik arayışı ,çekingenlik ve içe kapanma ile kendini gösterir. Eğer çocuk sosyalleşmemişse,bu arayış hep önde olma isteği şeklindedir.Mantığa büründürme, ego-centrısm (ben merkezcilik) ,narcısme (özseverlik-kendine hayranlık duyma) alınganlık,davranışlarını karakterize eden özellikler arasındadır.

Tek Çocukta Anne-Babanın Tutumu Nasıl Olmalıdır

Tek çocuk,her zaman yanlış bir eğitim biçimiyle yetişmez. Bu durum, büyük ölçüde yetişkinleri çocuğa olan tutumuna bağlıdır. Bunun için farklı ortamlarda çocukla olan ilişkilere dikkat etmek gerekir. Anne-baba her şeyden önce dengeli ve sakın olmalıdır Çoğunlukla anne-babalar hoşgörülü ve sabırlı mı, yoksa kızgın ve otoriter mi davranacaklarını bilemezler. Sonunda endişeli ve karamsar bir tutum içine girerler. Davranışlardaki kaygı ve tereddüt,hatayı daha da büyütür. Çocukta aksayan yön için öncelikle eğiticiler (anne-baba)kendi istek ve davranışlarını gözden geçirmeli;böylelikle başka suçlu aramak yerine,kendi hatalarını görebilmelidirler. Bu amaçla gerekirse çocuk için ortam değiştirilmelidir.

Çocuğa gerçeklerle baş başa kalma imkanı verilmelidir Bazı tehlikeleri yaşayarak aşmak, tehlikeden kaçınmaktan daha iyi sonuçlar verir. Uzun süreli soyutlama iyi eğilimler çerçevesinde olsa bile karakteri bozar. Böyle bir ortam çifte egoizmi oluşturur.(Biri bireysel,diğeri bireyin ait olduğu grup için oluşturduğu egoizm) Buna yol açmamak için çocuk kapalı ortamdan çıkarılmalı: kreş, ana okul gibi yaşına uygun gruplara girmesi sağlanmalıdır

Güven eksikliğinden kaçınmak dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir noktadır Çocuk ancak bir başkasının yanında kendini güvenli hissedip,ödevlerini yapabiliyorsa, yavaş yavaş metodu değiştirip, çocuğa yalnızken de güvenli olması sağlanmalı ve sınıf öğretmeni metot değişikliği üzerinde uyarılmalıdır.Gerçek sevgi,özveridir. Anne-babanın çocuğa gösterdiği sevgi ne aşırı,ne de eksik olmalıdır. Anne-baba isteklerini çocuğun gelişim basamaklarına göre uyarlamalıdır. Çocuk keşfedeceği geniş dünya içine girdiğinde sevgi ve koruyuculuk biraz azaltılmalıdır. Aşırı sevgi göstermekten vazgeçmek,çocuğu tek başına bırakmak anlamına gelmez.

Çocuğun yaşadığı ortamın sıcak bir yuva olması sağlanmalıdır. Baba ocağı imajı çocukta derin iz bırakır. Bu çocuğun tüm yaşamı için önemlidir. Ailenin hep birlikte olduğu zamanlar zevkle geçmelidir Düzenli, sevgi dolu bir aile ortamı, çocuğun iç dünyasına etki eder;ilerde ona direnç sağlar.

çoçuklarda kıskançlık

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Bu konuda anne ve baba nasıl hareket etmelidir?

Büyük insanlarda bile çok kuvvetli bir heyecan olabilen kıskançlık, küçük çocuklarda çok daha şiddetli olur, hatta zamanla çocuğun kişiliğinde önemli zararlara yol açabilir. Bu nedenle kıskançlığı önleyebilmek için mümkün olan her şey yapılmalı ve hiç olmazsa kıskançlığın yarattığı olayların etkilerini azaltmaya gayret etmelidir. Genellikle çocuklardaki kıskançlığın en sık rastlanan sebeplerinden biri yeni bir kardeşin dünyaya gelmesidir.

Çocuk küçük bir bebeğin eve geleceğini önceden bilmeli ve bu fikre yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Bu o vakte kadar evin tek çocuğu olan 6 yaşından aşağı çocuklar için özellikle önemlidir. Çünkü bu yaştaki bir çocuğa anne sevgisini, ilgisini yaş farkı az olan kardeşi ile paylaşmak çok zor gelir.

Onun için anne baba sevgisi tıpkı bir avuç şeker gibidir. Eğer bundan bir başkasına da verilirse kendisine daha az kalacağını sanır.

Yeni doğan çocuğun gelişi ile ortaya çıkan ev içindeki değişiklikler onda kendisinin bir yana itildiği, pabucunun dama atıldığı duygusunu yaratabilir. İşte o zaman anne- baba çocuğun yine sevildiğine, istendiğine, yine büyüklerin kalbinde yeri olduğuna inandırılmasının ne kadar önemli olduğunu bilmelidir. Ama büyük çocuğu buna inandırmak pek kolay olmayacaktır.

Ona, yeni gelen bebeğin sadece anne-babaya değil, kendisine de geldiğini anlatmalısınız.Çocuk bu yeni durumu bu yolla daha kolay kabullenecektir.

Şayet bebeğin doğumu evde bazı değişiklikleri gerektiriyorsa bunu doğumdan çok önce yapmalıdır.Örneğin; büyük çocuğun bakımını alacak kimse onun önceden tanıdığı ve sevdiği kimse olmalıdır.

Büyük çocuğun yatağını ve odasını küçük bebeğe vermeyi uygun buluyorsanız, yapılacak değişiklik büyük çocuğa sırf kendisinin artık büyümüş olduğu için yapıldığı anlatılmalıdır.

Annenin hastaneden bebekle birlikte dönüşü büyük çocuk için üzüntü duyduğu bir andır.Zira herkes anne ile, bebek ile meşguldür. Bu anda büyük çocuk kendinin bir kenara bırakıldığını, terkedildiğini zannedebilir. Bu nedenle büyük çocuğu annenin eve döneceği sırada bir yakına, eğlenebileceği başka bir yere göndermek daha iyi olur. Annenin ve bebeğin gelişinin verdiği telaşlı hava geçipte, ortalık yatışınca çocuğun eve gelmesi daha uygun olur.Eve gelir ve özlediği annesinin kollarına atılarak onu öper. Bu sırada onu ille de kardeşi ile ilgilenmesi için ısrar etmemelisiniz. Zira o biraz sonra merak içinde kendiliğinden bir ilgi gösterecektir. Büyük çocuk kendisinin bebeği sevmek zorunluluğunda olduğunu ve her herşeyi onunla paylaşmak gerektiğini hissetmemelidir.

Kıskançlığı Önlemek İçin Ne yapılabilir?

Burada babanın davranışı etkili ve yararlı olabilir. Babanın rolü bu noktada önemlidir. baba yeni bebeğin doğumundan çok önce büyük çocukla arasında yakın arkadaşlık ilişkisi kurmuş olmalıdır.

Baba, büyük çocuğu eğlencelere, alış-verişe götürmeli, birlikte gezintiler yapmalı, tatil günleri ve akşamları işinden döndüğü zaman onunla oyunlar oynamalıdır.Ona hikayeler okumalı, bir arkadaş gibi konuşmalıdır.

ilkgünler ana baba çocuğun yanında bebekten mümkün olduğu kadar bahsetmemelidir.Bebeği görmek için misafirler geldiği zaman da onların dikkatini, pek hissettirmeden büyük çocuğun üzerine çekmek yararlıdır. misafirlerin yeni bebeğe hediyeler getirdiği ve bu arada kendisini unuttuklarını görmek büyük çocuğa çok ağır gelir. Fazlasıyla üzüntüye kapılır. Aslında misafirler yeni bebeği görmek ve büyük çocuğa da hediye vermek için gelmiş olmalıdır.

Büyük çocuğun üzülmesini önlemek için, onunla ilgilenmeyen, ona birşey getirmeyen misafirlerin bu yanlış hareketlerini düzeltmek anne ve babaya düşer. Bu gibi durumları önlemeyi düşünen anne ve babalar evde yedek bir kaç oyuncak bulundurmalı ve sanki misafir getirmiş gibi gerektiğinde bunları çocuğa vermelidir.

Büyük çocuktan, bebeğin bakımı için onun yapabileceği yardımları bekleyip bu ortamı yaratacak fırsatları hazırlayınız.

Bu onda güven duygusunu yaratır ve kendini daha önemli hisseder. Örneğin; bebeğin örtüsünü getirmeyi, mama şişesini tutmayı büyük çocuktan isteyebilirsiniz. Eğer o da şişeden bir kaç yudum içmek isterse kızıp azarlamayın, bırakın yapsın, yeniden o da bebekleşiyor diye endişeye kapılmayın. Kız veya oğlan olsun büyük çocuğa bir oyuncak bebek alabilirsiniz. Hele kundak, örtü, emzik gibi şeyleri de verirseniz, o tıpkı annesinin bebeğe yaptıklarını, oyuncağına yapmaktan hoşlanır. Anne mümkün olduğu oranda zamanının bir kısmını büyüğe ayırmalıdır. Onun oyuncakları ile ilgilenmeli, diğer işlerini bebek uyurken kendisinin büyüğün yanında kalabilmesine olanak verecek şekilde ayarlamalıdır. Yani bebek uyurken, fırsat bu fırsattır diyerek, büyüğü bir kenara itip ev işleri ile uğraşmamalıdır, büyük çocuk ile ilgilenmelidir.

Kıskançlığın Çeşitli Belirtileri Nelerdir?

Her çocuk kıskançlığını açıkça göstermeyebilir. Yani bebeğin doğması ile ortaya çıkan kıskançlığı ve bunun gösterilerini bilen ana babalar kıskançlık nedeni ne olursa olsun, ona karşı sevgilerini bol bol göstermekten sakınmamalıdırlar.

Büyük çocuk bebeğe rağmen, kendisinin de sevildiğini görür ve buna inanırsa, anne baba sevgisini kardeşi ile paylaşması onun kişiliğini kuvvetlendirir.

Aksine büyük artık ihmal edildiğini hissederse bir gün kederli ve kıskanç olmaktan kendini alamaz. Bu durumda kıskançlığını ya açıkça gösterir, yani bebeğe vurur, hücum eder veya parmağını emer, konuşurken kekeler, iştah ve uyku düzeni bozulur, yahut da öç alma duygusu ile her türlü olumsuz hareketleri yapmaya kalkışır. Bu arada zaman zaman bebeği sevebilir, ilgilenebilir ama akşamları sert ve incitici olur.

Bir de eve yeni bebek geldiğinde çocukta aşırı bir sıkıntı ve durgunluk, içe kapanıklık hali görülebilir, yahut da çocuk elinde olmadan devamlı bebekle meşgul olur. Bunlar büyük çocuktaki kıskançlığın en çekinilen iki şeklidir. Eğer böyle bir durum varsa uzmanlara başvurmak gerekir. Şüphesiz ana baba çocuğun bu kıskançlık gösterilerinden hoşlanmazlar. Fakat; çocuğa kızar, azarlar, sert davranırlarsa bu ondaki sevilmediği(dışlandığı ) vb. olumsuz duygularını ve korkularını daha da arttırır. Onu istememek, itelemek, horlamak şöyle dursun, ona güven vermeli, sevildiğini göstermeli, fakat sık sık birlikte olmak için gereken zamanın ellerinde olmadan azaldığı çocuğa usulünce anlatılmalıdır. Ona, ası şimdi sizin onun yardımına ihtiyacınız olduğunu anlatmalısınız. evde arandığını belirtmelisiniz. Bu ondaki üzücü duyguları hafifletecektir.

Çocuk anne ve babasının kendisini aradığını, sevdiğini bilirse kendini suçlu ve kederli hissetmez.

Çocuklar büyüyünce, ister gerçek ister gerçek dışı olsun bir takım haksızlıklar aile yaşamında sarsıntılar doğurur.

Anne baba farkında olmadan yaptıkları kıyaslarla çocukta ona karşı haksız davranıldığı duygusunu uyandırırlar. Zira bu karşılaştırmalar çocuğu yaralar. “Şu haline bak her tarafın pislik içinde, ama Ayşe öylemi? O ne kadar temiz bir çocuk” veya ” Bak Ali ne kadar çalışkan, söz dinleyen uslu bir çocuk gibi sözler onda düşmanlık ve kıskançlık duygusunu uyandırır. Onun için çocuğunuzu, başka çocuklarla, ya da kardeşleriyle karşılaştırmaktan kaçınınız.

Kıskançlık sadece aile içinde kalmadığı gibi kıskanç olmanın yaşı da yoktur. Bir çocuk büyükannesini ve büyükbabasını, öğretmenini, oyun arkadaşlarını da kıskanabilir. Çocuk bu kimseleri o kadar sevebilir ki artık onları tamamen kendine mal eder.

Çocuk kıskançlık belirten davranışlar gösterdiğinde ona karşı yakın, samimi sevgi gösterin, ona haklı bulunduğunuzu açıklarsanız çocuk kıskançlık duygularını azaltmaya, kendine hakim olmaya gayret eder.

Eğer ana baba her türlü tercihten sakınıp çocuklarının her birini eşit derecede sevdiklerini gösterirlerse aile yaşamında huzursuzluk olmaz. Ama çocuklar kendi aralarında atışırlar, münakaşa ederler. Bu çatışmalar sonunda her biri kendi dilediğini az çok elde eder, kendi aralarında uzlaşabilirlerse ana babaların bu olayları normal karşılayıp hiç karışmaması daha iyidir. Çünkü bunlar çocukların toplu yaşama yasalarını öğrenme yollarından biridir. Fakat çatışma tehlikeli bir hale dönüşürse büyüklerin araya girip dövüşenleri ayırması gerekir. Uzun ve sıkıcı öğütler yerine hakemlik yaparak iki taraf için bir uzlaşma yöntemini teklif edebilirsiniz. Özellikle küçük çocuklarda kardeş sevgisi doğuştan bulunmaz. Bu sevgi ancak aile yaşamının düzeni ve huzuru içinde gelişebilir.

kaynak: http://www.sivasram.gov.tr

çocuklarda çiş eğitimi

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Tuvalet eğitimimize başlayalı 10 gün oldu. Durumumuz henüz oldukça belirsiz. Hem tuvalete ve oturağa yanaşmama sorunumuz var. Hem çişinin geldiğini söylediği halde yapmıyor tutuyor oğlum. Bugünlerde neden böyle yaptığını anlamaya çalışıyorum. Kardeş kıskançlığı, bazen çişi geldiğinde bebekle ilgileniyor olmam sanırım çişini tutmasının başlıca sebeplerinden. Elimden geldiğince sebepleri bertaraf etmeye çalışıyorum.

Bakalım, olumlu ya da olumsuz bir sonuç alıp karar verdiğimizde tuvalet eğitimi hikayemizi neler yaşadığımızı yazacağım. (Tuvalet Eğitimi Hikayemiz) Dün gece oturdum konuyla ilgili bir sürü yazı okudum internette. Radyo programından dinlediğim ve okuduklarımı birleştirerek tuvalet eğitiminde genel olarak nelere dikkat etmek gerekiyor özetleyeyim:

Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğuna dair belirtiler şunlar:

*Gündüzleri en az 2 saat kuru kalması
*Kakasını gizlenerek yapması ve yaptıktan sonra haber vermesi
*Çişini ve kakasını yaptığını dışarıdan fark edilecek kadar belli edecek hareketler, mimik veya işaretler yapması.
*Öğlen uykularından kuru kalkması
*Söylediğiniz basit şeyleri anlaması ve uyması

- Evinizin normal düzeni işliyorken başlayın, taşınma öncesi ya da sonrası, ölüm, ayrılık, tatil, kardeş doğumu, evde kalan yatılı misafir, hasta gibi çocuğu ve aileyi etkileyen faktörlerden kurtulun, erteleyin. Yaza memlekete gideceğim orada alışır diye düşünüp hata yapmayın. “15 gün/1 ay/2 ay sonra tatile gideceğiz, gidene kadar alışsın” diye düşünerek başlamayın, siz gidene kadar alışamazsa çok daha kötü olur.

- Kas kontrolünün tamamlandığı 1,5 yaştan sonra, eğer çocuğun hazır olduğuna dair belirtiler de tamamsa başlanabilir. Ancak kızlarda 29, erkeklerde 30 ay ortalama olarak tuvalet eğitimi kazanma yaşlarıymış. Ortalama demek bu aylara gelindiğinde hala çocukların yarısının tuvalet eğitimini tamamlamamış olması demekmiş. Fazla acele etmeyin yani. Eğitimin 4 yaştan sonraya bırakılması ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.

-Çocuklar ayaklarını yere basabildikleri için oturak kullanmayı daha çok tercih ediyorlarmış. Oturağı çocuğun odasına, koridora ya da banyoya koyabilirsiniz. Hepsini tavsiye eden uzman psikolog var. Koridor evin merkezi olması açısından daha mantıklı. Oturağı evin her yerine taşımamak gerekiyormuş. Ve şu müzik çalan alkış yapan oturaklar tavsiye edilmiyor. Çocuk normal bir şey yaptığını anlamalı imiş. Oturak istemeyen çocuksa kesinlikle zorlamamalı, tuvalet adaptörü kullanmaya çalışmak lazım.

- Oturağa alışma süresi ayarlayın. Eğitime başlamadan 1 ay önce yerine yerleştirdiğiniz oturağa çiş yapıldığını anlatın, oyun oynarken televizyon izlerken çocuğun ona oturmasına izin verin. Bebeği ya da bir oyuncağının çişini yaptırın ( Biz Buzz Light Year?ın çişini yaptırıyoruz sürekli ve sonra da pipisini yıkıyoruz.) Lazımlığa oturmuyorsa asla zorlamayın. Gerçekten asla zorlamayın, biz tam kakasını yaptığı esnada -tuvalete de oturmayı reddetmişti- lazımlığa oturması için biraz zorladık yere yapmasın diye. Ama çocuk daha da soğudu lazımlıktan.

- Çocuğun bezini çıkarın bir daha asla takmayın diyen de var uzman kişiler arasında, gündüzleri belli saatlerde çıkarın, yani yavaş yavaş başlayın, sonra uzun saatler takmayabilirsiniz diyen var. Bezi çıkardıktan sonra bir daha takmayın diyenler daha çok gördüğüm kadarıyla. (Eee hangisi doğru demeyin, genel geçer doğrular hariç her çocuğun doğrusu kendine. Her iki yöntemle de alışan çocuklar var. Kanımca anne çocuğunu inceleyip hangisinin doğru olduğuna karar verebilir. Bezi ilk çıkardığınızda ve ilk çişe tuttuğunuzda çocuğunuzun verdiği tepkilere bakarak verebilirsiniz kararı, çocuk çok tepkili olursa gündüzleri yavaş yavaş çıkarmayı deneyebilirsiniz mesela. Ama çocuk dünden hazırsa bezi çıkarıp bir daha takmayabilirsiniz.) Evde bezi tamamen çıkardıysanız, dışarıya çıkarken de aynını yapmak gerekiyor. Bugün oğlumla dışarı çıktığımızda lazımlığın tasını da yanımızda taşıdık.

- Gece bezlemeyin çocuk ona güvenir diyen uzman psikolog var, başlarda geceleri bezleyebilirsiniz diyen de var. Kayınvalidem 3 torununun başlarda geceleri bezlenerek kolayca alıştıklarını söyledi. Ama bezi çocuk pek fark etmesin dedi, uyuturken bezle, uyanırken hemen çıkar çişe tut dedi, ancak ben kayınvalidemden bu tavsiyeyi almadan önce bezi bir çıkarıp pir çıkaranlardan olduğum için bir daha yöntem değiştirmek istemedim. Çocuğun kafası zaten çok karışık, daha beter etmeyelim.

- Çocuğa keyfinin yerinde olduğu bir zaman büyüklerin çiş ve kakalarını tuvalete yaptıklarını, kendisinin de yavaş yavaş büyüdüğünü zamanının geldiğini çocuğa uygun bir üslupla anlatın. Herkesin çiş ve kaka yaptığını bunun normal bir şey olduğunu da vurgulayın. Böyle daha temiz olacağını daha rahat edeceğini, daha rahat oynayacağını koşacağını anlatın.

- Çocuk çekinmeden lazımlığa oturur hale gelince eğitime başlayın. Lazımlığın altına örtü ya da naylon koyun, alt elbisesini çıkararak oturtun. Sıklığını yavaş yavaş arttırarak (özellikle çiş vakti yaklaştığı zaman) bu işlemi günlük rutin haline getirin. Bu işlem çocuk yapana kadar uzun sürse bile yanında olun, onunla sohbet edin. Bir şey yapmasa da oturduğu için tebrik edin, cesaretlendirin.

- 1-2 saatte bir, çocuğun çişinin geldiğini fark ettiğinizde çişe tutun. Bizim oğlan gece süt içtiği için sabahları 1 saatte bir, öğlen ve akşama doğru 2- 2,5 saatte yapıyor. Kakanın geldiği zaten anlaşılıyor. Kakayı lazımlığa ya da tuvalete yapmak istemezse zorlamayın.

- Çişini ya da kakasını yaptığında ödül verin, destekleyin, çoşkuyla tebrik edin. Çocuğu alıştırmak için ne gibi ödüller verip, nasıl senaryolar oyunlar uyduracağınız sizin hayal gücünüze kalmış. Çişi kakayı tuvalete döküp çocukla bay bay yapanlar, hadi şimdi onları ait oldukları yere gönderelim deyip çocuğa sifonu çektirenler, çocuk alışsın diye oturağa kendisi de oturanlar var. Her anne babanın buna benzer geliştirdiği çocucğu ısındırıcı yöntemler olabilir.

- Ortalığa yaptığında asla olumsuz bir şey söylemeyin, çok kötü kokuyor, ne pis oldu demeyin. Kızmayın, azarlamayın. Bak rahatladın değil mi, ne güzel yaptın sonrakini oturağa yapmaya çalışacağız, şimdi sileriz gibi şeyler söyleyin. Çikolata şeker gibi ödüller vaad edin. Ve lazımlığa yapınca ödülleri verin.

Siz:

-Tuvalet eğitiminin her aşamasında çocuğu cesaretlendirici ve sakin bir tarzda konuşun.
- Ayıplama, cezalandırma, azarlama, tehdit gibi olumsuz davranışları bir yöntem olarak zaten denemeyin. Kendinizi kaybedip bu yanlışlara düşme hatasını da yapmamaya çalışın.
- Ne zaman çişini yapacağı konusunda dikkatli ve takipçi olun.
- Ortalığa yapmalar ve evin içindeki çiş göletleri karşısında, başta sabırlı olmak daha kolaydır, ilerleyen günlerde de sabrınızı koruyun. Şimdi sabretmezseniz, daha sonra sabretmek zorunda kalacağınız başka problemlerin çıkmasına neden olabilirsiniz bunu unutmayın.
- Belli bir yönteme sadık kalın. Bir öyle bir böyle yapmayın, değişiklik yapacaksanız iyice düşünüp emin olarak yapın.
- Uzun uğraş ve gayretleriniz sonucunda yine de olmuyorsa (bunun için yaklaşık 1,5 ay geçmesi beklenir), eğitime ara verin.

Olası Sorunlar:

- Çocuk lazımlığa da tuvalete de oturmayı reddediyorsa sonra oturursun deyin, ama vazgeçmediğinizi gösterin.
- Belli bir dönem gündüz çişini çok güzel söylediği halde sonra bırakırsa sebebini anlamaya çalışın. Çocuğa söylemek zor gelmiş eski rahatını arıyor olabilir, stres ya da tepki vermek için olabilir. Sebepleri ortadan kaldırmaya çalışın, sabırlı olun ve devam edin.
- Kardeş kıskançlığı durumunda, çocuğun yanında kardeşe ilgiyi olabildiğince minimuma düşürüp çocuğa ilgiyi abartın. Çocuğu oturağa oturtma ve ilgilenme işini bazen babaya yaptırmak iyi bir yoldur.
- Altını ıslatmadığı halde kakasını yapmak için illa ki bez bağlatan çocuklar için büyük bir ödül vaad edebilir ya da uzman bir kişinin fikrini alabilirsiniz.
- Geceleri alt ıslatma sorunu için Saliha Erdim yatırmadan önce çişini yaptırırken ?hadi hepsini yap hiç kalmasın hepsini bitirelim? gibi telkinlerle sabaha kadar hiç yapmamasını psikolojik olarak hedef göstermiş olursunuz demişti. Çocukların 5 yaşa kadar geceleri alt ıslatmalarının normal odluğu da bir çok kaynakta belirtilmiş.

geniz eti belirtileri

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Kulak burun boğaz
Bademcik ve Geniz EtiBademcik Tonsil ve geniz eti Adenoid olarak isimlendirilen dokular lenfoid hücrelerden oluşmuştur. Lenfosit yapımında rolü vardır. Yeni doğanda anneden geçen immünglobulinler nedeniyle küçüktürler. 4-5 yaşlarda daha sık olmak üzere enfeksiyonlara bağlı olarak büyürler.

İleri yaşlarda küçülme eğilimi gösterirler. Geniz etinin büyük olması burundan solunuma engel oluşturur. Ayrıca kulak ve sinüslerin boşalımını bozarak değişik boyutta problemlere yol açarlar. Bu çocuklarda işitme kayıpları, horlama, ağızdan soluma, gece öksürükleri, burun akıntıları gözlenmektedir.

Kronik geniz eti iltihapları veya büyümeleri ortodontik bozukluklar, yüz gelişiminde bozukluklar ve konuşma bozukluğuna yol açabilmektedir.

Bademcik ve geniz eti büyümeleri üst solunum yolunu daraltacak boyuta ulaştığında horlama ve apne dediğimiz uykuda nefessiz kalma gibi ciddi sorunlar başlatır. Bu durumlarda bir KBB uzmanı ile görüşülmesinde yarar vardır.

Romatizmal ateş olarak bilinen hastalık A grubu beta hemolitik streptokoklara karşı oluşturulan antikorların yol açtığı bir komplikasyondur. Kalp kapakçıklarında bozukluklara yol açabilmektedir.

Bademcikler ve Geniz Eti Hangi Durumlarda Alınmalıdır ?

Bademcik ve geniz eti ameliyatları KBB kliniklerinde sık uygulanmaktadır. İlaç tedavisinden fayda görülmediğinde cerrahi olarak bunların çıkartılmasına baş vurulmaktadır. Bu ameliyata karar vermek için kullanılan iki kriter vardır.

Kesin ve göreceli olarak ameliyatın gerekliliği belirlenir.

Kesin ameliyatı gerektiren durumlar:

* Üst solunum yolunun bademcik ve geniz eti büyüklüğüne bağlı olarak tıkanması
* Bademcik etrafında abse Peritonsiller abse
* Kötü huylu tümör şüphesi
* Çene yapısını bozan geniz eti ve bademcik büyümeleri.

Göreceli kriterlerin en başında sık tekrar eden bademcik enfeksiyonları gelmektedir. Bademcik ameliyatlarının 40ı bu nedenle yapılmaktadır.

* Son bir yılda 7 defa veya son iki yılda yıl başına 5 şer defa veya son üç yılda yıl başına 3 er defa yada daha sık ateşli bademcik iltihaplanması geçirilmesi
* Difteri Kuş palazı mikrobu taşıyıcıları
* Kalp kapak bozukluğu olan kişiler.
* Bademcik ve geniz eti iltihaplanmasına bağlı olarak sık orta kulak iltihabı geçirilmesi.

Bu gibi durumlarda kronik bademcik iltihaplanması olarak adlandırılır. Çözümünde cerrahi tedavisi önerilir, planlanır.

Bu Ameliyatlar Hangi Yaşta Yapılır?

Bademcik hastalıkları çocuk yaş grubu sorunu olarak bilinmekle birlikte erişkin işinde aynı kurallar geçerlidir. Ameliyata engel oluşturacak herhangi bir ciddi sağlık problemi olmayan erişkinlerde de bademcik ameliyat uygulanmaktadır. Alt yaş sınırı zorunlu haller dışında 4-5 yaş olarak belirlenmiştir. Üst yaş sınırını belirlemek mümkün değildir. Genel olarak ileri yaşlarda bu hastalığın görülme oranı düşüktür ve çoğu zaman basit çözümler tercih edilmektedir.

Bademcik Ameliyatı Riskli midir?

Bademcik ameliyatları riski oldukça düşük orandadır. İstatistiklerde 14.000 ameliyattan birinde anesteziye veya cerrahiye bağlı ciddi komplikasyon bildirilmektedir. Ameliyat sonrası ciddi kanama oranı 5/1000 gibi düşük orandadır. Bademcik ameliyatından sonra vücudun savunma sistemi ile ilgili bir çok bilimsel çalışma yapılmış ancak net bir sonuç elde edilmemiştir. Bademcikleri alınmış insanlarda lenfositlerin bazı tiplerinin sayısında azalma gösterilmiştir. Ancak bunun klinik olarak sorun doğurduğuna rastlanılmamıştır. Bademcik ameliyatından sonra daha kolay farenjit olunduğu yolunda bir inanış vardır. Bademciği alınmış yada alınmamış insanlarda farenjit görülme oranı aynı sıklıktadır. Bademciklerin alınması farenjit olma oranını artırmamaktadır.

çalışan anne ve çocuğu

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Günümüzde kadınlar, gerek ekonomik zorunluluklardan dolayı aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla, gerekse yaşam standartlarını yükseltmek, meslek sevgisi,toplumda presti] kazanmak, çevre edinmek, yeni İnsanlar tanımak ve eşinin yanında konumunu yükseltmek gibi bir dizi psikolojik nedenlerle çalışma hayatında yerlerini

almışlardır.Ülkemizde çalışan kadınların büyük bir çoğunluğu ekonomik zorunluluklar

nedeniyle; aile geçindirmek veya aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla çalışmaktadır.Yaşam standartını yükseltmek, veya eğitim gördüğü bir alanda uzman olduğu için çalışanların oranı İse oldukça azdır (Topçuoğlu, 1957, Çiftçi, 1979).

Kadının çalışması beraberinde bazı sıkıntılar da getirmektedir. Özellikle kadının evli ve çocuk sahibi olduğu hallerde bu durum daha da zorlaşmaktadır. Bu zorlukların başında; annenin olmadığı saatlerde çocuğun bakımı, İşinden yorgun ve gergin gelen annenin çocuğuna yeterince zaman ayıramaması ve onunla sağlıklı bir iletişim kuramaması gelmektedir (Yavuzer, 1992|. Bu durumda akljmıza şöyle bir soru gelebilir: “Annenin çalışması çocuğu nasıl etkilemektedir?”

Aslında annenin çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkileri tek bir faktöre indirgemenin doğru olmadığı; annenin, eğitim düzeyi, çalışma koşulları, çalışma nedeni, anne-çocuk ilişkisinin niteliği, aile ilişkileri, annenin yokluğunda çocuğun kim tarafından nasıl bakıldığı, çocuğa bakan kişinin özellikleri ve bakanın sürekliliği, çocuğun hangi gelişim basamağında olduğu, ailedeki çocuk sayısı ve çocuğun doğum sırası gibi bir dizi faktörün de etkili olabileceği görüşündeyiz (Razorı, 1990)

.

Çalışan anneler ve çocukları üzerinde yapılan araştırmaların arasında tam bir tutarlılık olmamakla birlikte, bulgular genellikle beklenilenin tersine, annenin çalışmasının çocuğu olumsuz yönde etkilemediği şeklindedir. Bu konuda yapılan çalışmalar, çalışan annelerin çocuklarının okul başarılarının ve sosyal gelişimlerinin çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha üstün olduğu yönündedir (Cherry ve Eaton, 1977, Gold ve Andres, 1978, Topalak, 1985).

Çalışmayan annelerin çalışan annelere göre çocuklarının fiziksel bakını ve disiplinlerine daha fazla zaman ve enerji harcamaları ve bütün gün evde çocuğu ile birlikte olmaları bu ailelerde anne-çocuk ilişkisinin daha fazla yıpranmasına neden olmaktadır. Çalışmayan annelerin parasal sıkıntıları da bazı problemlerin ortaya çıkmasına neden

olmakta ve bu durum anne-çocuk ilişkisini olumsuz yönden etkilemektedir (Santrock, 1983, Stewart ve Friedman, 1987).

Buna karşın çalışan anneler çocuklarının bakımına günde iki saatten daha az zaman harcamakla birlikte, evde olduğu saatlerde çocuğu ile daha fazla ilgilenerek bu yoksunluğunu telafi etmektedirler. Bir yandan günlük ev işleriyle ilgilenirken bir yandan da çocuğu ile konuşmakta, onu dinlemekte ve boş zamanlarında çocuğuyla kitap okumak onunla sinemaya gitmek, alışveriş yapmak gibi etkinliklere de daha fazla zaman ayırmaktadır. Özellikle aile üyelerinin hep birlikte olduğu akşam saatlerinde ve hafta sonlarında zamanlarının çok büyük bölümünü birlikte ortak faaliyetlerde harcadıklarından annenin çalışmasının olumsuz etkisi ortadan kalkmaktadır (Compos vd. 1983, Dworetzky, 1990, Crockenberg ve Litman, 1991).

Ancak, annenin işinden tatmin olmaması, çocuğun bakımı ve emniyeti konusunda endişe duyması veya çalışma şartlarının çok ağır ve stresli olması gibi faktörler çalışan anne ve çocuğu arasındaki etkileşimi olumsuz olarak etkileyebilmektedir. Fakat işinde mutlu olan ve çocuğunun bakımı konusunda hiçbir endişe duymadan çalışan anneler, çalışmayan annelere göre daha iyi bir ebeveyn rolüne sahiptirler (Gold ve Andres 1978,Steward ve Fredman, 1987; Dworetzky, 1990J.

Annenin çalışması, çocuğun kendi benliğini algılamasında da önemli bir etkiye sahiptir. şöyleki, annesi çalışan çocuklar annesi evhanımı olan çocuklara oranla “büyüyünce ne olacağını?” sorusunu daha fazla düşünürler. Bu çocuklar kendilerine daha fazla hedef belirleyip, bu yönde çaba gösterirler.Özellikle annenin çalışması kız çocuğunu daha olumlu yönden etkilemektedir. Annesi çalışan kızlar, annelerini daha yetenekli, becerikli hissetmekte ve onunla daha fazla gururlanmaktadırlar. Yapılan çalışmalar da göstermiştir ki, annesi çalışan kızlar annesi çalışmayan kızlara oranla sosyal kavramda kadınlık rolüne daha fazla sahiptirler ve daha fazla akademik başarı ve daha fazla kariyer tutkusu göstermektedirler. Annenin çalışması kız çocuğun kendini yüksek eğitimsel ve mesleki hedeflere yöneltmesinde güdüleyici olmakta ve annelerinin çalışmasından duydukları hayranlıktan dolayı, onu önemli bir model olarak görmektedirler ki, bu durum özellikle okul öncesi dönem çocuklarında sözel olarak görülebilir ve çocuk bundan duyduğu gururu sık sık belirtir (Stewart ve Friedman, 1987,Dworetzky, 1990).

Annenin çalışmasının kız çocuklar üzerindeki bu olumlu etkilerinin yanısıra, yapılan çalışmalar annesi çalışan erkek çocukların bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği şeklindedir. Annesi çalışan erkek çocukların okul başarılarının özellikle annesi çalışmayan erkek çocuklara ve annesi çalışan kızlara oranla daha düşük olduğu bulunmuştur (Gold ve Andres, 1978, Stewartve Friedman, 1987).

Bu duruma, babanın ailenin ekonomik kaynağı görüntüsünün azalması ile annenin geleneksel kadınlık rollerine uyumunun azalması neden olabilir. Annenin çalışma yaşamındaki yerini almasıyla daha fazla sosyal ve siyasal eşitliğe sahip olması ve onun erkek çocuğa tanınan ayrıcalıklı geleneksel rolleri daha az benimsemesine ve desteklemesine neden olmaktadır. Bu nedenle çalışan anneler oğullarına oranla kızlarına daha hassas davranabilmekte ve onunla daha fazla İlgilenmektedir. Bell 1982, Bronfenbrenner ve Crouter 1982 ve Bronfenbrenner vd 1983 tarafından yapılan çalışmalarda da, çalışan annelerin kızlarına daha olumlu davrandıkları ve onlarla daha fazla ilgilendikleri belirlenmiştir (Alıntı: Stewart ve Friedman, 1987).

Ayrıca çalışan anneler çocuklarını erken yaşlarda birçok konuda cesaretlendirmekte ve yönlendirmektedirler. Bu nedenle çalışan annelerin çocukları küçük yasta kendi kendine yeten, daha bağımsız davranan bir kişilik geliştirmekte ve çevreye uyumları daha iyi olmaktadır. Aile içinde günlük aktiviteleri planlayan, organize eden ve aileye ait görevleri üstlenen çocuk daha bağımsız ve birçok konuda daha başanlı olabilir. Oysaki evde annesi ve kendinden büyük kardeşleri tarafından bütün ihtiyaçları karşılanan çocuk, zorunlu olarak diğer bireylere bağımlı olmaktadır (Arık ve Ayçiçeği 1990; Dworetzky 1990). Bununla birlikte tüm gün annesinin gözetiminde ve denetiminde olan çocuklar daha korku dolu ve ergenliklerinde de daha çekingen ve bağımlı bir kişilik geliştirebilmektedir (Santrock, 1983).

Çalışan anne ve çocuklar arasında sağlıklı bir iletişim nasıl kurulabilir? Çalışan anneler genellikle çocuklarını ihmal ettiklerini düşünerek sürekli suçluluk duymakta ve çocuğu iie birlikte olduğu saatlerde büyük bir özveri ile onların her istediğini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle eve dönerken hergün ona hediyeler (çikolata, çiklet, oyuncak vb. gibi) getirerek bu durumu telafi etmeye çalışırlar (Razon, 1983).

Oysa daha Önce de söylediğimiz gibi, önemli olan annenin çocuğu ile geçirdiği sürenin uzun veya kısa oluşu değil, çocuğu ile geçirdiği sürenin niteliği ve onunla kurduğu iletişimin türü, annenin çocuğuna iyi bir model olması, onunla olumlu bir iletişim kurarak, onun güven, sevilme ve bağımsızlık ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir.Bu nedenle, annenin çocuğu yeterince tanıyabilmesi ve onunla duygu ve isteklerini doğru olarak algılayabilmesi İçin çocuğu ile birlikte olduğu saatlarde günlük işlerine ayırdığı zamanı ayarlayarak çocuğuna da zaman ayırmalıdır.

Zamanın çok sınırlı olduğu durumlarda,anne ev işlerini yaparken çocuğu ile hem o gün neler yaptığı hakkında konuşarak onun duygularını ve kendisini ifade etmesine fırsat vermeli hem de işlerini sürdürmelidir. Çocuğun yaşına ve yeteneğine göre anne ondan yardım isteyerek hem ailedeki rolleri paylaşmasını sağlamalı hem de çocuğun güven duygusunu gelişmesine ve sorumluluk sahibi bir birey olmasına yardımcı olmalıdır. İşlerini bitirdikten sonra ise anne çocuğun istediği herhangibir faaliyeti (kitap okumak, ev ödevlerini birlikte gözden geçirmek, bir oyun veya filmi birlikte seyretmek, alışveriş yapmak gibi) birlikte yapmalıdır [D w o r e t z k y , 1990, Razon, 1990).

Özellikle okul öncesi dönem çocuğu annesi ile birlikte ortak birşeyler yapabilmek ve onunla oynayabilmek için fırsatlar arar. Bu yaşlarda çocuğu olan anne işten eve döndüğünde, Öncelikle çocuğu ile günü konuşmalı, onu dinlemeli, onun yapmayı istediği şeyleri yapmalı ve daha sonra günlük İşlerini yapmalıdır. Anne bu şekilde hem çocuğunu mutlu etmiş olacak hem de kendisi iş yaparken onun sürekli ortalıkta dolaşıp mızıldanarak ve sürekli sorular sorarak kendisini rahatsız etmesini önlemiş olacaktır. İşten eve döndüğünde çocuğa ayrılan yarım saatlik oyun süresi hem çocuğu rahatlatacak hern de anne-çocuk ilişkisini kuvetlendîrecektir. Ayrıca anne iş yaparken çocuğa da küçük görevler verebilir veya kendisi mutfakta yemek yaparken ona da birkaç tabak, kaşık vererek onun yanında oynamasına İzin verebilir.

Çalışan annelerin yaptıkları hatalı davranışlar nelerdir? Daha önce de belirttiğimiz gibi, çalışan annelerin büyük bir bulumu çocuklarına yeterince zaman ayıramadıklarını düşünerek, suçluluk duyarlar. Bu suçluluk duygusundan kurtulmak için de, çocuğu ile birlikte olduğu saatlarde büyük bir özveri ile onun her istediğini yerine getirmeyi çalışırlar ve sürekli şımartırlar. Parasal olanaklarının elverdiği ölçüde hergün eve dönüşte ona hediyeler alarak bu durumu telafi etmeye çalışırlar ve farkında olmadan çocuğu maddi çıkarlara yöneltip, tatminsiz ve bencil bir birey haline getirirler.

Bazı durumlarda bu suçluluk duygusu o kadar ağır basar ki, anne çocuğun tüm ihtiyaçlarını ve görevlerini üstüne alarak onun bağımlı ve kendi başına hiçbir karar alamayan bir kişilik geliştirmesine neden olabilir. Bazı aileler ise, annenin çalışmasıyla çocuğun gerekli disiplin ve otoriteden uzak kaldığını düşünerek, ona baskı ve katı bir disiplin yöntemi uygulayarak onun çevredeki tüm tehlikelerden korunduğuna inanırlar. Baskı altında sürekli korunan ve cezalandırılan çocuk ise ya otoriteye boyun eğen ve her istenileni yapan pasif bir kişilik sahibi ya da isyankar bir kişi olabilir. Oysa ki anne-babadan beklenilen en uygun davranış, çocuğu İle sevgi, şevkat ve güven temeline dayanan iyi bir diyalogun ve iletişimin kurulmasıdır (Razon, 1983).

***Doç.dr.yaşar aktaş arnas—çukurova üniv.eğitim fak***

isilik nedir

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

İsilik sıcaktan ya da fazla terlemekten, deride oluşan küçük pembe kabartılar, ısırgın. Çok çeşitlidir. Bazıları hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Özellikte göğüste ve karın üzerinde , çoğu kez şiddetli kaşıntıyla kendini gösterir. Bebeklerde sık görülür. Ter deliklerinin tıkanması sonucu ter bezlerinin küçük kistler halini almasından ileri gelir. Önemli Noktalar
• Sıcak havada bebeği serin tutunuz
• Sıkı giysiler giydirmekten kaçınınız
• Çok fazla nemlendirici kullanmaktan kaçınınız
• Bebeğin altını sık sık değiştiriniz
• Bel lastiği sıkı olan naylon kilot giydirmekten kaçınınız
• Deride iltihap olması durumunda sabun kullanmayınız
İsilik nedir?
İsilik ya da sıcak döküntüleri bir ya da iki aylık bebeklerde sıkça rastlanan bir sorundur. İsilik, derideki küçük ter bezi kanalları olan gözeneklerin tıkanması sonucu ortaya çıkan deri döküntüleridir. Bu döküntüler sıcak havada ya da bebeğin aşırı sıcak ortamda bulunması halinde daha da artabilir. Çeşitli şekillerde olabilir. Daha hafif olan isilik küçük ve kolayca patlayıp ince pullar oluşturan su kabarcıkları halinde görülür. Daha ağır vakalarda, kaşıntılı ve su toplayan kırmızı döküntüler oluşabilir. Bu döküntiler sıcakta karıncalanma veya kaşınma hissi yaratabilir. Döküntü birkaç gün sonra kaybolur, ancak yineleyebilir.
Nerelerde oluşur?
İsilik en yaygın olarak alın, yanaklar, gözkapakları ve bazen de burunda oluşur. Ayrıca, bel lastikleri gibi giysi malzemelerinin ter bezlerini tıkadığı yerlerde de görülebilir.
Nedeni nedir?
Yaşamın ilk birkaç ayında bebeklerin ter bezi kanalları çeşitli şekillerdeki isilik ya da sıcak dökünütlerine neden olacak biçimde kolaylıkla tıkanabilir. Aşırı nemlendirici kullanma ve dar giysiler gözenekleri tıkayabilir. Sabun ve deterjanlar sorunu daha da artırabilir. Bazı isilikler mantar enfeksiyonundan kaynaklanabilir.
Nasıl önlenir?
Sıcak havada bebeği serin tutmak önemlidir. Bezler sık sık kontrol edilmeli ve ıslak olmaları halinde değiştirilmelidir. Bel lastiği sıkı naylon kilotlar kullanmaktan kaçınmak gerekir. Nemlendirici kullanılıyorsa, çok sık olmamak şartıyla hafif bir şekilde sürülmelidir. Sıcak havalarda koyu nemlendirici kullanmaktan kaçınınız. Cildi, sabun kullanmadan ılık suyla yıkamanın, daha fazla tahriş olmasını önlemede yararı olabilir.
Nasıl tedavi edilir?
Hafif seyreden isilik tedavi gerektirmez ve bebeğin serin tutulması ve yalnızca hafif nemlendiricilerin kullanılması durumunda zamanla geçer. Deride iltihap oluşan bazı durumlarda, kaşıntıyı hafifletmek amacıyla doktorun verdiği hafif kortizonlu bir krem kullanılması gerekebilir. Ayrıca, mantara karşı bir krem de verilebilir.

çocuklarda cinsellik

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Mastürbasyon, ilk planda cinsel doyuma ulaşma amacına yönelik kendine özgü cinsel bir faaliyet olarak tanımlanırsa, Otoerotizm bireyin kendi bedenine yönelik olarak geliştirdiği, mastürbasyon da dahil olmak üzere her çeşit haz alma durumunu içermektedir. Organların ve duyarlı erojen bölgelerin cinsel doyum noktasına dek uyarılması bunlar arasında en belirginidir. Diğer yandan sokakta, evde birtakım el hareketleriyle cinsel organlarını yerleştirir gibi yapan erkek ile saç, yüz ve cildini ara sıra hafif hafif okşamakta olan kadın, örtük bir otoerotizm sergilemektedir. Bunlar tam anlamıyla normal davranışlardır ve otoerotizm, az ya da çok ölçüde her insanda bulunmaktadır. Çocukluk çağında cinselliğe karşı duyulan yoğun ilgi dönemlerini saptayarak bu dönemlerde görülen mastürbasyon faaliyeti ile cinsellik tutumları arasındaki bağlantıyı kurmuş olan Freud’dur. Freud’un çalışmalarında mastürbasyon, otoerotizm terimi ile karşılanır ve açıklandığı gibi, geniş kapsamlı bir çerçeve içinde düşünülür.
Çoğu erkekler belirli cinsel tepkileri verme yetkisine sahiptir. Zaten birçok erkek çocuk penisleri sertleşmiş olarak doğarlar. Her iki cinsin bebeklerini de cinsel organlarını yatağa, halıya veya herhangi bir oyuncağa sürterken gözlemek mümkündür; bundan fiziksel bir haz duydukları da kuşkusuzdur. İlk başlarda hareketlerini kontrol edemedikleri için, daha doğrudan bir uyarma için ellerini kullanmazlar. Ama bir süre sonra bunu da keşfedeceklerdir. İstenerek yapılan bu mastürbasyon sık sık orgazma kadar sürdürülür. Çocuğun orgazm yeteneği yaşla birlikte artar. Beş yaşına geldiğinde erkek çocukların yarıdan çoğu orgazma ulaşmıştır. Bu oran 10-13 yaşları arasındaki erkek çocuklar için yüzde 80′e yakındır. Ergenlikten önce meni üretilmediği için bu orgazmlarda doğal olarak herhangi bir sıvı fışkırması olmaz. Olmaya başladığı zaman bile bir süre fışkıran meninin içinde sperm hücreleri bulunmayabilir. Genelde orgazma kadar kendi kendini uyaran kız çocuğu sayısı erkeklerden azdır. Bunun bir nedeni; iki cinsin farklı anatomisidir. Penis çok daha kolay ellenebildiği gibi, sertleşmesi de dölyolunun ıslanmasından daha barizdir. İkinci bir neden ; kızların toplumsal koşullanma sonucu öğrendikleri, pasif ve cinsellikten uzak tutumları olabilir. Kız veya erkek çocukların kendi kendilerini uyardıklarını farkeden anne-babalar, paniğe kapılarak çocukları bundan vazgeçirmek için ceza vermekle tehdide kalkışırlarsa, büyük bir yanlış yapmış olurlar. Gizlice mastürbasyona devam edecekleri için bu tehdit yalnızca gereksiz suçluluk duygularına neden olacaktır. Cinsel tepki ; insan vücudunun normal bir işlevi olup, fiziksel zarar vermesi veya çocuğun büyümesini engellemesi söz konusu değildir. Pek çok çocuk için büyümenin bir parçasıdır ve bu olaydan zevk almamalarnı gerektiren herhangi bir tıbbi neden yoktur. Buna karşılık mastürbasyonun kamu içinde kabul görmeyen çok kişisel ve özel bir eylem olduğunu, fakat mahrem yapılan her işin mutlaka kötü, ayıp veya günah olmadığını çocuklara iyice açıklamak gerekir. Bu tür olumsuz yankıların önüne geçildiği takdirde, kendi kendini uyarmanın çocuklar açısından yaratacağı bir sorun yoktur.

Ergenlikte Kendi Kendine Doyum

Ergenlikte hormonal değişiklikler, cinsel tepkilerde büyük bir artışa yol açar. Hele erkek çocukları çok çabuk coşkulanırlar; vücutları meni sıvısını üretip fışkırtmaya hazırdır artık. Bazı durumlarda meni fışkırması erkek çocuğu uykudayken kendiliğinden olur. İlk boşalmalarını bu şekilde yaşayan çocuk sayısı az değildir. Kız çocukları meni üretmedikleri ve boşaltmadıkları halde daha ender olarak uykuda orgazma ulaşırlar. Kız ve erkek çocuklar arasındaki bu fark, istenerek yapılan mastürbasyon için de geçerlidir. 15 yaşına geldiklerinde kızların yalnızca yüzde 25 kadarı kendi kendine doyuma ulaşırken, erkeklerdeki oran yüzde 100′e yakındır. Ancak erkek ergenliğinin evrensel diyebileceğimiz bu deneyimi sıklık ve teknik açısından bireyden bireye çok çeşitlilik gösterir. Bazı oğlanlar düzenli ve sık kendilerini uyarırken, diğer bazıları seyrek veya kısa bir yaşam devresinde kendi kendilerini uyanrlar. Teknik olarak da, elle okşayıp sıkmaktan yatağa, yastığa sürtmeye kadar çeşitli yöntemler uygulanabilir. Sonuç olarak, hangi yöntemle olursa olsun, ergenlikteki erkek kısa sürede, isteğe bağlı olarak orgazma nasıl ulaşabileceğini öğrenir. Vücudunun tepkilerini tanıyarak zamanla bunlar üzerinde bir denetim kurabilir. Böylece yeni gelişen cinsel yeteneklerine hakim olma duygusunu geliştirir.
Erkeklerin, cinsel konularda birbirlerine bilgi aktarmada kızlardan daha atılgan oldukları bir gerçektir. Bu yaştaki erkeklerde başlangıçta yakın çevreden, hatta aile içinden bir kadının düşünülmesi doğaldır. Çoğunlukla da açık saçık bir fotoğraf ya da filmden görüntüler, ilk arzuyu uyandıran, hayalgücünü harekete geçiren etmen olur. Mastürbasyon eşliğindeki düşlemeler daha ileri yaşlarda gelişmiş fantazilere dönüşebilir. Hatta fiziksel açıdan mekanikleşmeye ve can sıkıcı bir hale dönüşmeye yatkın olan kendi kendini tatmin, bu fantaziler sayesinde çekiciliğini korur. Bazı erkeklerin kendini tatmin sırasında ipek, kürk gibi dokunulması hoş maddeler, çeşitli kokular bulundurdukları ,hatta üzerine meni akıtmak amacıyla fahişeler kiraladıkları görülmüştür.
Kızlar da çeşitli mastürbasyon tekniklerine başvurabilirler. En duyarlı nokta klitoris olmakla birlikte, aşırı uyarma acı verebileceğinden genellikle bütün olarak vulva ellenir. Bazıları, parmak veya yuvarlak bir maddeyi dölyoluna sokarak cinsel birleşmeyi taklide çalışırlar. Vulvayı yastık veya koltuk kenarı gibi nesnelere sürterek doyuma ulaşanlar çoktur. Çoğu erkek çocuğu mastürbasyonun nasıl yapılacağını kendinden daha büyük arkadaşlarından öğrenirken, kızlar bu pratiği genellikle yalnız başlarına geliştirirler. Gerçekte yaptığının ne olduğunu bilmeden yıllarca kendi kendini uyarmış olan kızlara rastlamak olasıdır. Hemen tüm yeni yetme erkek çocukları kendi kendini uyardıkları için, özellikle bunları, anne-babalarının bilimsel gerçeklerden haberdar etmesi önemlidir. Mastürbasyonun kendi içinde zararlı olmadığını, hiçbir zaman aşırıya kaçamayacağını anlatmaları gerekir. Kısa bir süre içinde kimi insanlar diğer bazılarından fazla sayıda orgazma ulaşabilirler, ama kimsenin kendi kendini çok fazla uyarması diye birşey söz konusu olamaz. Çünkü bir süre sonra eğer dinlendirilmeyecek olursa vücut zaten tepki göstermektedir. Gençlerin gerilimlerini gidermesi ve düş dünyalarını uyarması açısından mastürbasyonun yararlı bir edim olduğu söylenebilir. Gebeliğe ya da cinsel hastalıklara da yol açamayacağı için tedirgin edici bir yanı da yoktur. Ayrıca kızların da erkeklerin de ilerideki yaşantılarında eşleriyle daha iyi yatak arkadaşı olmalarına yardımcı olabilir. Sık sık kendi kendini uyaran bir erkek çocuğu, hareketini keserek veya yavaşlatarak boşalmasını ertelemeyi öğrenir. Keza bir genç kız da mastürbasyon sayesinde daha hızlı orgazma ulaşmayı öğrenecektir. Bu deneyler ileride eşlerin cinsel uyum sağlamasında da yararlı olacaktır. Ancak mutlaka belirtilmesi gerekir ki, bazı bunalımlı ve yalnız gençler için mastürbasyon bir tutku haline gelebilir. Genellikle bunalımın temelinde, okul veya evdeki yoğun baskı türünden cinsel olmayan bir sorun yatar. Mastürbasyon bu durumda, gerçek sorunla yüzyüze gelmemek için başvurulan bir kaçış veya yalancı bir özürdür. Tabii ki burada çözülmesi gereken, temeldeki gerçek sorundur.

Freud ve Kızlarda Mastürbasyon

Kız çocuklar, önceleri kendi kendini uyarma faaliyetlerini erkekler kadar sık yürütürken, ergenlikte ilk adet kanamasıyla birlikte gelen yeni bir etkinin altına girerler. Freud’a göre penisin kadındaki karşılığı olan klitoris, çocukluktaki önemini yitirir. Daha doğrusu, klitoris çevresinde gelişmekte olan erkeksi cinsel arzu baskı altına alınır. Dolayısıyla erkekler aktif bir mastürbasyon dönemine girerken, kız çocuklarda tam tersine mastürbasyona sırt çevirme başlar. Kendi kendini tatminin erkeğin cinsel yaşamında önemli bir yer tutması ve kızlarda klitorisin baskı altına alınması, daha sonraki dönemlerde kadın ve erkek cinselliğinin başlıca farklılığını oluşturur. Kendi kendine tatmin etmeyi, erkeklere oranla daha düşük ölçüde uygulayan ve çoğunlukla bir erkekle cinsel birleşmede bulunduktan sonra bu işe başlayan kadınlar arasında ergenlik ve kızlık döneminde mastürbasyon yapanların sayısı oldukça azdır. İlk birleşmeden sonra mastürbasyon yapan kadınlara daha sık rastlanır. Kadınlarda cinsel organ bölgesinin elle, yastıkla, akarsuyla ve benzeri yollarla uyarıldığı görülür. Bazı durumlarda ise, dölyoluna penis biçiminde herhangi bir nesnenin sokulduğuna rastlanır. Pek çok yerde cinsel arzuları geliştirici eşyalar satan dükkanlarda vibratör adı altında fallus biçiminde pil akımı ile titreşimler sağlayan gereçler satılmaktadır. Fakat uygulama yolu ne olursa olsun, kadın bilincinde mastürbasyon, erkeğe kıyasla daha belirsiz bir uyarı şeklindedir. Öyle ki, bazan uzun süredir kendi kendini tatmin etmekte olan bir kadının, yaptığının ne olduğunu çok sonradan fark ettiği görülebilir. Kadınlar arasında mastürbasyonla ilgili ilk bilgileri yazılı bir kaynaktan öğrenenler yüzde 43 gibi oldukça geniş bir kesim oluştururlar. Evlilik ya da cinsel birleşme öncesi dönemlerde, karşı cinsle ilk karşılaşmalarda algılanan okşanmanın, öpüşmenin yol açtığı erotik uyarımlardan sonra mastürbasyona yönelenler de vardır. Bazı genç kızların da, tanık oldukları bir cinsel birleşmeden heyecan duyarak kendi kendilerini tatmine başladıkları tespit edilmiştir.
Dolayısıyla ergenlikte mastürbasyonun, bireylerin temel cinsel tavırlarının yerleşmesinde aracı olduğu söylenebilir. Bu evrede, yoğun bir elle doyum dönemi geçiren erkekte, cinsel arzu peniste odaklaşır; hem fiziksel hem de sembolik açılardan cinsel organlara merkezi bir konum tanınır. Diğer yandan ergenlikte mastürbasyonun reddi, kadın cinselliğini, aktiflik potansiyelinin ortadan kalkması şeklinde etkiler. Bunun sonucunda kadın cinselliğinin en önemli özelliği pasiflik olarak belirlenmiş olur.

Hastanerehberi

cocuklarda hırcınlık

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Son iki hafta içinde bir çok anneden benzer şikayetler geldi. Bunun üzerine 1,5 – 2 yaş civarında çocukların ısırma, vurma, tekmeleme, hatta kendilerine zarar verme konusu üzerine durmaya karar verdim.

Çocuk bir yaşını geçtikten sonra hayatında çok hızlı değişimler yaşar: yürüme, konuşma, koşma… Özerklik kazandığını düşünür, ama hala büyüklerine de bağımlı olduğunu bilir. Yeni yeni konuşma çalışmaları aşamasında, kendini istediği gibi ifade edemez, bu durum onu daha da sinirlendirir.

Bu zaman, çocuğun sadece yürüme ve konuşma dönemi değil, aynı zamanda yeni duyguları tanımaya başladığı bir dönemdir. Daha önce hissetmediği bir çok duygu ile nasıl başa çıkacağını bilememektedir. Tek bildiği yöntem, içgüdüsel olarak yaptığı vurma, ısırma, tekmeleme, bağırma ve ağlamadır.

Anne-baba olarak öncelikle bu dönemin çocuğun normal gelişim dönemi olduğunu ve belirli bir süre içinde geçeceğidir. Bu dönemin nasıl geçeceği ve ne gibi kalıcı davranış kalıplarına yol açacağı ailenin tutumuna bağlıdır.

Bunun her çocuğun yaşadığı, geçici bir dönem olduğunu bilmek aileleri biraz olsun rahatlatacaktır. Madem çocuk bu davranışları duygularıyla başa çıkmak için yapıyor, o zaman anne ve babanın yapması gereken çocuğa bu duyguları öğretmektir. Duygu öğretimi aslında bebeğin doğumundan itibaren başlamalıdır, fakat hiçbir zaman geç kalınmış değildir. Anne ve baba çocuğun yüz ifadesinden ya da olayların gidişatından, (sadece gözlem metodunu bile kullanarak) çocuklarının ne hissettiğini anlayabilir. Yapılması gereken, çocuğa bu duygusunu söylemektir: “Şu anda kızdığını biliyorum. İstediğini yapacağım, önce şunu birlikte yapalım” ya da “Acele istediğinin farkındayım” demek bile yeterli olabilir.

İkinci aşama, çocuğun bu duyguları karşısında ne yapması gerektiğini öğretmektir. Çocuk, doğumdan itibaren anne ve babasını model alarak öğrenir. Bu yüzden, anne ve babanın kendilerini geliştirmeleri, ve çocuklarına iyi bir model olmaları çok önemlidir. “Artık çocuğumuz doğdu. Ve biz doğru davranmayı bilmiyoruz” demek sadece bir kaçıştır. İnsan, her zaman kendini geliştirebilir ve kaç yaşında olursa olsun kendini değiştirebilir. En iyi öğrenme ise, başkasına öğretmekten geçer. Çocuğa doğru davranışı öğretirken, anne ve babanın da örnek olmaları çok önemlidir. Çocuğuna “kızdığında başkalarına, etrafındakilere vurma” diyen ebeveyn, kendisi kızdığında eşyalara tekme atıyorsa, çocuğuna iki farklı mesaj veriyor demektir. Emin olun ki çocuğun tercih edeceği davranış, ebeveyninin yaptığı olacaktır, yapılmasını söylediği değil.

Eğer çocuğun dişi çıkıyorsa, diş kaşıyıcıları, diş çıkarma ilaçları, havuç ya da salatalık bile işe yarayacaktır. Vurma, tekmeleme gibi davranışlar için alternatif önerilmelidir. Bu alternatif, belirlenen bir yastığa vurmak olabilir. Bir müddet sonra, bu oyun haline gelecek ve çocuk kızgınlığını, olumsuz duygularını kabul edilebilir bir şekle dönüştürecektir.

Çocuğumuzun her zaman istenilmeyen davranışları olacaktır. Önemli olan ebeveynlerin onların ne hissettiklerini anlamaları, bu duygularını onlara geri-bildirmeleri ve her zaman çocuklarının yanlarında olmalarıdır.

Çocuklarımız dönem dönem farklı davranışlarda bulunabilirler. Bu davranışlara kalıcı davranışlar gibi yaklaşmamak önemlidir. Bu şekilde yaklaşıldığında, çocuk ailesi ile inatlaşarak davranışı kalıcı hale getirebilir. Ciddi bir hareket yapmadan önce, biraz düşünmeli ve olaya zaman vermeli. Mümkünse bir profesyonele danışılmalı.

Hepiniz sevgiyle kalın.

Kaynak: Arzu Yeşilleten
Uzm Psikolojik Danışman

***bu yazı http://www.antalyadefterdarligi.gov.tr/

kardeş kıskançlığı

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Kardeş kıskançlığı doğal bir duygu olup, şiddeti ve dışa vurumu her çocuğa göre farklılıklar gösterebilir. Kardeş kıskançlığı duygusuyla savaşmak yerine çocuğa bu duygusunu kabul edilebilir olduğu ve nasıl başedeceği öğretilebilir.

Tanım :

Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır.. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar.

Belirtiler:
*Kardeş kıskançlığı, kendine acıma, üzüntü, küçük düşme korkusu, can sıkıntısı, öfke, nefret ve intikam alma düşüncelerinin yanı sıra sevgi, koruma ve yakınlık hissetme isteği gibi karışık duyguların bir bileşiminden oluşmaktadır. Bu duygulardan en etkili olanları öfke, kendine acıma ve üzüntü duygularıdır.
*Çocuk o güne kadar evde kendisi ilgi ve sevgi odağıyken birden ikinci plana itilmiş gibidir. Artık anne babasının ve diğer yakınlarının sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak durumundadır. Sevilmediği düşüncesiyle anneden tamamen uzaklaşır, içe kapanır, yemek yememeye ve zayıflamaya başlayabilir.
* Kabus gördüklerini, çişlerinin geldiğini bahane ederek ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar. Altını ıslatma, parmak emme gibi davranışlarla önceki gelişim evresine gerileme görülebilir.
* Hem gün içinde hem de geceleri aşırı sinirli olurlar. Huzursuz bir görünümleri vardır, sakinleşmekte zorlanır ve kimi zaman çevrelerindeki insanlara öfkeli davranabilirler. Kendine ya da eşyalara yönelik saldırgan davranışlarda bulunabilirler.
*Evden ayrılmayı reddetmeyle birlikte (Örn: okula gitmek istememe) baş ağrısı, mide bulantısı gibi psikosomatik belirtiler, (emin olmak için fiziki muayene yaptırılmalıdır) huzursuzluk, isteksizlik ve diğer stres belirtileri sık sık gözlenebilir.
*Yeni bir kardeşin doğumu çocukta ilgi ve koruyuculuk, sıkıntı ve kıskançlık gibi çelişkili duygular yaşanmasına neden olur. Artık eskisi kadar sevilmeyeceği korkusu daha anne hamileyken başlayabilir. Son aylarda annenin yorgun, isteksiz ve yeni gelecek kardeşin hazırlıkları ile uğraşıyor olması çocuğun huysuzlaşıp, anneden ayrılmak istememesine neden olabilir.
*Bazı çocuklar kıskançlık duygularını açıkça ortaya koyarak kardeşine vurma, onun oyuncağını kırma, “ondan nefret ediyorum” deme gibi davranışlar gösterirken bazıları da bu duygularını bastırır ve aşırı sevgi gösterir, bu davranışın altında çoğu zaman ana-babanın sevgisini kaybetme, tepki görme korkusu yatar.
*Anne babaya sık sık onu sevip sevmediklerini sorma ve sevgilerinden bir türlü emin olamama yaşanabilir.

Kıskançlıkla baş edebilme:

Sosyal ve ruhsal açıdan sağlıklı çocuklara sahip olmanın yolu birden çok çocuğa sahip olmaktır. Kardeşler arası kıskançlığı yok etmenin herhangi bir yolu yoktur ve tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak hafifletilebilir. Bunun için doğumdan önce ve doğumdan sonra alınması gereken önlemler vardır.

Doğumdan Önce Yapılması Gerekenler

a.kıskançlığı en alt düzeyde tutmanın tek yolu, çocuk evin tek çocuğu konumundayken bütün istekleri yerine getirilmemelidir. Yani şımartılmamalıdır.İlgi ve sevgi normal bir seviyede tutulursa kardeşin gelişiyle de çocuk aşırı kıskançlık durumları yaşamayacaktır.

b.Çocuk, psikolojik olarak kardeşinin gelişine hazırlanmalı ve aileye katılacak ikinci çocukla ilgili bilgiler verilmelidir. Daha bebek gelmeden çocuğun ruhunda kardeşine karşı sevgi oluşması sağlanabilir.

c.Çocuğu bebeğin gelişine hazırlarken kaygılı olunmamalıdır.Bazen ana babalar öyle kaygılanır ki, sanki her şeyin sonu olacaktır ve bu kaygılarını çocuğu da yansıtırlar.”Sakın kardeşini kıskanma”, “Kardeşini kıskanırsan Allah seni cezalandırır”,”hiç korkma, seni de kardeşin kadar seveceğiz”,”Ona ne alırsak,aynısın sana da alacağız” gibi ifadeler çocuğu daha da kaygılandırır.

d.Bebekle ilgili yapılan hazırlıklarda abartıya kaçmamak gerekir.

Doğumdan Sonra Yapılması Gerekenler

• a.Anne bebekle ilgilenirken büyük çocuğu tamamen ilgiden mahrum etmemelidir.

• b.Anne- baba çocuğa olan sevgisini sözlerden ziyade davranışlarıyla göstermelidir.

• c. Çocuğun yanında bebeğe aşırı sevgi gösterilerinden kaçınılmalıdır.

• d.Büyükanne/baba ve misafirler daha çok bebekle ilgilenirler. Gerekirse büyük çocukla ilgilenmeleri için uyarılmalıdır.

• f.Bebeğin uyuduğu ortamda gürültü çıkarttığı için sert tepkide bulunmak, çocuğun kıskançlığını arttıracaktır. Sert tepki ve ceza yerine daha sakin ifadelerle uyarılmalıdır.

• g.Bebeğe zarar verir endişesiyle çocuk,devamlı bebekten uzaklaştırılmaya çalıştırılmamalıdır.Zarar verici davranışlara yöneldiği hissedildiğinde uyarılmalıdır;ancak uyarının boyutu kabul edilebilir düzeyde olmalıdır.

h.Kardeşler arası kıyaslamalar asla yapılmamalıdır.Çünkü her biri ayrı yetenek ve ilgiye sahiptir.

• ı.Hamilelikten önce çocuk ana-babasının yanında yatarken,hamilelikle beraber çocuğu başka bir odada yatırmak yanlış bir davranıştır.Ayrıca kendi odasında yatan çocuğu, bebeğin doğumundan sonra kıskanmasın diye, ana-babasının odasına almak da doğru bir davranış değildir.

• i.Bebeğin bakımıyla ilgili işlerde büyük kardeşin yardım etmesi sağlanabilir.Çocuk verilen görevi yerine getirdikten sonra övücü sözlerle ödüllendirilebilir.Bu tür etkinlikler zamanla alışkanlık haline getirilirse, çocukta kıskançlık yerine koruyuculuk duygularının gelişmesini sağlar.

j.Aile içinde işbirliğine önem verilmeli.Çocukların ilgi ve yeteneklerine göre ayrı ayrı sorumluluklar verilmeli.Değerlendirmede çabaya önem verilmeli.

• k.Çocuğun duygularıyla yüzleşmesi sağlanırsa fiziksel şiddet içeren davranışlar yok olabilir.Örneğin çocuk büyük ise,kardeşi hakkındaki duygularını açığa çıkarmasına etkin dinlemeyle yardım edilebilir.

• Kıskançlıktan dolayın kötü bir çocuk olmadığı mesajı verilmelidir.Aksi takdirde çocuk kendini suçlu hissedecektir.

• Kısacası, çocuk aileye yeni katılan kardeşinden önce nasıl bir konumda ise, kardeş geldikten sonra da bu konumu çok az değişiklikle aynen korunmalı.

Kaynak:
Çetin ÖZBEY; ‘Çocuk Sorunlarına Yapıcı Çözümler’

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Salk ve Tp