Çocukta Ateşin Yükselmesi Belirtileri Tedavisi

Yazar: Aralık 14th, 2011 in Çocuk Sağlığı by admin

Çocukalrın hastalıkları herzamn ebebeynlerini çok telaşa sokmuştur ve  o an ne yapılması gerektiği hakkında tecrubeli olan anne babalar bile ne yapacaklarını şaşırıp büyük bir tedirginlik içine girerler. Bu konuda geniş bir açıklama bulup korkularınızı giderebilmek için yayınladığımız makalemize geçiyoruz;

Çocuklarda yüksek ateş şikayeti genellikle ateş yapan bir hastalık nedeniyle, normalde 36.5°C olan vücut sıcaklığının bilinen değeri aşmasıdır. Normalde vücut ısısı sabahtan 36.5°C, öğleden sonra ve akşamları 37.2°C olarak saptanabilir. Ateş, vücudun gösterdiği fonksiyonlar için çok önemlidir. Vücut ısısının 38°C’nln üstüne çıkmasma “ATEŞ” adı verilir.

Ateş, vücuttaki ısı düzeninin bozuldugunu gösterir. Bulaşıcı hastalıklar dediğimiz Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Sıtma, Verem, Çocuk felci. Boğmaca. Difteri, Tetanoz, Kolera, Tifo, Dizanteri, Menenjit, Zatüne, Anjin, Şarbon, Bel soğukluğu gibi ve daha bir çok bulaşıcı hastalıklarla; iltihaplanma, sıcak çarpması ve bazı urlar ateşi yükselten nedenler arasında sayılabilir. Ayrıca, fazla yemek yedikten sonra, çok sıcak ve nemli havalarda, uzun ve yorucu idman sonrası vücut ısısı yükselir. Öte yandan, kadınlarda, vücut ısısı bir adet devresi boyunca değişkenlik göstermekte ve yumurtlamadan önce normalin en yüksek noktasma ulaşmaktadır.
Buna göre, ateş bir hastalık değil, hastalığa karşı vücudun gösterdiği bir reaksiyondur. Bu reaksiyon sırasında, kandaki gıda alışverişinin artmasıyle vücut ısısı doğru orantılı olarak yükselir.
Ateş, hücrelerin ürünleri olan ateş yapıcı maddeler (pirojenler) nedeniyle yükselir. Bu maddeler beyinde ısı yapım merkezi olan hipotalamustaki ısı düzenleme merkezinin eşik değerini değiştirirler. Ateş sürekli, aralıklı ya da tekrarlayan cinsten olabilir.

Yüksek ateşin oluşmasını haber veren belli başlı belirtiler, üşüme duygusu ve vücudun kontrol edilemeyecek şekilde titremesidir. Bu dönem ateşin “SOĞUK DÖNEMΔ diye adlandırılır. Çünkü, deri soğuk ve nemlidir, ancak gerçekte vücut ısısı yükselmiştir ve çocuklarda havale adı verilen çırpınma hali (konvülsüyonlar) bu dönemde belirir. Ateş bütün vücuda yayılıp yerleşince, sıcak dönem başlamıştır ve burada deri, sıcak ve kurudur.

ÇOCUKTA ATEŞ

Çocuklar, çok kolay ateşlenir ve çoğu kez de ateşleri erişkinlerinkine göre daha yüksektir. Kuşkusuz, ateş daima bir hastalık belirtisini ya da vücut ısı düzeninin bozuldugunu gösterir. Bebekler susuz kaldıkları zamanda ateşlenirler (susuzluk ateşi, bu durumda çocuk susuz bırakılmamalıdır). Vücut ısısının günlerce 39 derecenin üzerinde kalması, çoğu kez ciddi bir hastalık belirtisidir.
Ateşin yüksek oluşu çocuğun ya da ilgili bireyin sağlık durumunu bozar. Ateşli durumlarda iştahsızlık, halsizlik ve yorgunluk, kalp atışlarmda hızlanma, baş ağnsı ve durgunuk, huzursuzluk ve uyku bozukluğu, üşüme, titreme ve terleme gibi yan belirtiler vardır.
Her anne, çocuğun ateşi olup olmadığım hemen anlayabilir. Çünkü, ateşi olan çocuğun vücudu sıcaktır, rengi soluktur, titrer, meme almaz ve davranışları tamamen değişir.
Buna göre, ateşin çıkmasını ya da neden olduğu hastalıkları nasıl önleyebilir ve ne tür önlemler alabiliriz? Bulaşıcı hastalıklara neden olan mikroplar bizim çevremizdeki havada, toprakta ve suda , yani yaşadığımız her ortamda vardır. Bu mikropları biz soluk aldığımız hava ile burundan ve mikroplarla bulaşmış olan yiyecek ve içecekler ile ağızdan almaktayız. Ayrıca mikroplar, yaralandığımız zaman, böcekler soktuğu zaman ve köpek ısırdığı zaman deri yolu île vucudumuza girerler.
O halde her bireyin bu mikroplara karşı kendisin! koruyabilmesi için aşağıdaki önlemleri yerine getirmesi gerekir. Bu önlemler şunlardır:
1. Başta gebeler, emzikliler, bebekler ve yaşlılar olmak üzere her birey yeterli ve dengeli beslenmelidir.
2. Gebe, bebek ve çocuklar aşısı olan hastalıklara karşı aşılanmalıdır.
3. Yiyecekler pişirilmeden önce temizce yıkanmalıdır.
4. Su ya da diğer içilecek sulu şeylerin temiz olmasına özen gösterilmelidir.
5. Klorlanmayan sular, kaynatılıp soğutulduktan sonra içilmelidir.
6. Taze ve temiz yiyecekler yenilmelidir.
7. Herhangi bir yiyecek, ellerin bol su île yıkanmasından sonra ellenmeli ve yenilmelidir.
8. Küçük ve büyük abdestten sonra eller mutlaka ve zamanında bol sabunlu su ile yıkanmalıdır.
9. Yaralanmalar, böcek sokmaları ve köpek ısırmalarına karşı duyarlı olunmalıdır.
10. Yiyecek ve içecekler buz dolabında saklanmalıdır.

Evimizdeki Bir Bireyin Ateşi Çıkmosı Halinde Ne Yapmalıyız?
1. Ateşi var kabul edilen kişilerde ateş, büyüklerde beden derecesi ile koltuk altından ve bebek-çocuklarda ise makattan ölçülmelidir. Şayet ateş 37-38 derece civarında ise aspirin verilebilir. Sıkı giyinmesi önlenir ve alnı ile dizden aşağı kısımları soğuk su île ıslatılmış bezlerle serinletilir. Çocuk ya da herhangi bir kişide başka belirtiler ishal, kusma, kanama, kendinden geçme ve benzeri şikayetler yoksa, bir-lki gün ateşin seyri kendi halme bırakılabilir. Eğer ateş, değişik belirtilerle birlikte seyrediyorsa, derhal hasta sağlık evi ebesi ya da sağlık ocağına götürülmelidir. Çünkü, ateş herhangi önemli bir hastalığın bir belirtisi olabilir.
2. tik ölçümde ateş 38 derecenin üstünde olursa hiç zaman kaybetmeden hasta sağlık evi ebesi ya da sağlık ocağına götürülmelidir. Çünkü, normalin üstündeki ateş büyük olasılıkla anormal bir durumun ya da hastalığın göstergesi olarak kabul edilmelidir.

kaynak

Çocuklarda öksürük nasıl tedavi edilir?

Yazar: Kasım 12th, 2011 in Çocuk Sağlığı by admin

Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus öksürük sonrası hırıltı, ateş ve balgam gibi sorunların oluşması durumunda bir hekime başvurulması gerektiğidir. Bunların dışında öksürüğü giderici bazı yöntemlerde bulunmaktadır. Ilık su ve bazı bitki çayları tahriş olmuş olan boğazın yumuşamasında yardımcı olabilir.

Bu süreç içerisinde sigara gibi maddelerin kullanımından kaçınılmalı ve bol gıda meyve takviyesi yapılmalıdır.

Çocukların Boğaz Tedavisi

Yazar: Ekim 28th, 2011 in Çocuk Sağlığı by admin

Sık sık boğazları şişen çocuklarınıza pratik bir şekilde nasıl müdahale edip rahatlatabileceğinize dair ufak bir tiyomuz olucak sizlere. Bakalım ateşlenen çocuğunuz uyguladığınız bu yöntemle ateşini sizlerde düşürebilecekmisniz..

Bir bardak kaynamış soğutulmuş suyun içine bir tatlı kaşığı karbonat atıp, 6-7 damla tentürtüyot damlatıyorsunuz.Böylece doğal bir gargara elde etmiş oluyoruz.

Bildiğimiz kulak kürdanına bir damla tentürtüyot damlatarak öncelikle çocuğun iltihaplı boğaz bölgesini temizliyoruz.

Sonra doğal gargaramızla gargara yaptırıyoruz.15 dakika içinde ateşinin düştüğünü göreceksiniz.

Bebeklerinize Doğal Bağışıklığı Çok Görmeyin

Yazar: Ekim 24th, 2011 in Çocuk Sağlığı by admin

Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, sezeryanla doğan bebeklere oranla bağışıklık sisteminin çok daha güçlü olduğu tespit edildi.Hürriyet gazetesinde yer alan bu anne adaylarını çok ilgilendiren haberi olduğu gibi sizlerle paylaşıyoruz…

Yeni bir araştırmaya göre, sezaryenle doğanlar, doğum kanalından geçerken bebeklerin aldığı yararlı bakterilerden mahrum kalıyorlar. Bu kişiler, annelerinden daha az “doğal bağışıklık” kazanmış oldukları için de astım gibi alerjik hastalıklara daha fazla yakalanıyorlar.

Daha önce yapılan araştırmalarda da, sezaryenle doğanlarda gıda alerjisi gelişme riskinin normal yollarla doğanlara oranla iki kat fazla olduğu belirlenmişti. Colorado ve Puerto Rico üniversiteleri tarafından yapılan son araştırmada, 21-33 yaş arası 9 kadınla 10 yeni doğmuş bebek üzerinde inceleme yapıldı.

Doğumdan sonraki 24 saat içinde bebeklerin boğazlarından ve bağırsaklarından örnekler alındı. Daha sonra, örneklerdeki mevcut bütün bakteriler analiz edildi. Böylece bebeklerin hayattaki ilk anlarında vücutlarında bulunan bakteri toplulukları tespit edildi.

The Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırma sonunda, normal yoldan doğanlarda annelerinin doğum kanalındakine benzer bakteri toplulukları bulunduğu, sezaryenle doğanlardaysa yaygın deri bakterileri bulunduğu belirlendi. Bilim adamları, vücuttaki farklı bakteri topluluklarının, insanları çeşitli hastalıklardan koruyabildiğini belirtiyorlar.

Hurriyet.com.tr

kakao yağı faydaları

Yazar: Eylül 30th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Kakaonun çıkış yeri Amerika’dır.Kakaonun sevdiği mevsim tarzı ılık yağışlı ve verimli topraklardır.Kakao çikolata yapımında önemli yapı taşlarından birini ihtiva eder.Bu nedenle kakao yetiştirip ihracat yapanlar çok büyük ekonomik gelirinde sahibi oluyorlar.Tropik iklimin hakim olduğu hemen hemen her yerde yetişebilme özelliğini sahiptir.Amerika’nın dışında Afrika’nın bir bölümü ve Hint adaları diğer kakao yetişen bölgelerdir.Kakao bu bitki türünün

Kakaonun çıkış yeri Amerika’dır.Kakaonun sevdiği mevsim tarzı ılık yağışlı ve verimli topraklardır.Kakao çikolata yapımında önemli yapı taşlarından birini ihtiva eder.Bu nedenle kakao yetiştirip ihracat yapanlar çok büyük ekonomik gelirinde sahibi oluyorlar.Tropik iklimin hakim olduğu hemen hemen her yerde yetişebilme özelliğini sahiptir.Amerika’nın dışında Afrika’nın bir bölümü ve Hint adaları diğer kakao yetişen bölgelerdir.Kakao bu bitki türünün meyvesinin çekirdeklerinden çıkan gıdadıdır.
Dünyada kakao üreticiliğinde ilk sırayı Fil Dışı ülkesi alır.Onu Nijerya,Gana,Kamerun,Brezilya ülkeleri izler.Kakaonun kullanımını gerçekleştiren ilk topluluğun Aztekler olduğu tahmin edilmektedir.Aztekler kakaoyu daha çok dinsel ayinlerde kullandılar.İspanyol istilası sonrasında Avrupa’da da oldukça popüler oldu.İlk başta süte katılan kakao çikolata yapımında kilit rol üstlendi.
Kakao Yağı Faydaları:
-Güneşin zararlı etkilerini azaltır.
-Basur sorununda etkilidir.
-Göğüs ucunda oluşmuş yara ve çatlakların giderilmesini sağlar.
-Cildi korur.

4 yaş çocuğu

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

İnatçılık gitmiş, yerine söz dinleyen, anne babasını memnun etmeye çalışan bir çocuk gelmiştir.


3 yaş:
İnatçılık gitmiş, yerine söz dinleyen, anne babasını memnun etmeye çalışan bir çocuk gelmiştir.
Bu dönem “oyun çağı’dır. İkili üçlü oyunlar başlar. Bencil olmaya devam etse de birlikte oynayacak arkadaşı olmasından hoşlanır. Resimli hikayelerdeki kahramanlarla özdeşleşir, korkulu öykü ve çizgi filmlerden hemen etkilenir. Canlı bir hayal gücü vardır, hayali oyunlar kurar. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır, bu yalancılık olarak yorumlanmamalıdır. Canlı hayal gücü nedeniyle de korkuları artar. Benliği gelişmeye başlar. “Ben kimim” sorusunun cevabını ararken kız mı, erkek mi olduğunu ayırt eder. Kız çocuklar anneye özenir, onun gibi makyaj yapmak, topuklu pabuçlar giymek ister. Bunun ardında kendini babasına beğendirme isteği gizlidir. Bu dönemde eleştirilmez, hoş görülürse ilerde kadın kimliğini kolayca kabullenir. Erkek çocuklarda da babaya benzeme davranışları teşvik edilmelidir. Ancak annesiyle daha çok zaman geçiren erkek çocuklarının anneye hayranlık duyması, bebeklerle oynaması da doğaldır.

Adını, soyadını, cinsiyetini, bazen de yaşını söyleyebilir, 10’a kadar sayabilir, çocuk şiirlerini, şarkılarını ezberleyebilir, ana renkleri bilir, sevdiği öyküyü defalarca dinler, çevresine meraklıdır, öğrenme isteği duyar. Çok soru sorar: “Neden? Nasıl? Ben nereden geldim?” gibi. Sık sık büyüklerin sözünü keser, “bana da söyle” der. Kendi işini kendi görmeye bayılır. Bu dönem sorumluluk ve düzen alışkanlığı geliştirmek için çok uygundur. Seçim yapabilir; kendi giysisini seçmesine izin verilmelidir. Anaokuluna başlamak için iyi bir dönemdir. Kendini tanır, neleri yapabildiğini, başkalarından farklı olduğu yönlerini keşfeder. Yetenekleri gelişir, kuralları, başkalarının ihtiyaçlarını öğrenir. Paylaşma ve işbirliği duygusu gelişir.

4 yaş:
* Tekrar zorlu bir dönemdir; inatlaşma, dengesizlik, uyumsuzluk başlar. Çevresindekilere buyurmaya, hükmetmeye bayılır. Aşırılıklara kaçar.

* Toplumsallaşmaya başlar. Çoğunlukla kendi cinsinden olan 1-2 arkadaş seçer. Ancak oyun sırasında da sürekli kavga ederler.

* Yarım bırakılan şeylere karşı duyarsızdır, oyun oynarken dağıtır.

* Hareketli ve enerjiktir. Her zaman konuşmak ister. Konuşacak kimse yoksa kendi kendine konuşur.

* En fazla soru sorulan dönemdir.

* Beklemeyi, isteklerini ertelemeyi öğrenir.

* Kalemi yetişkin gibi tutabilir, insan resmi çizer, şekillerin adlarını bilir, ev adresini söyleyebilir, 20 ya da daha fazlaya kadar sayabilir.

* Kendi dilinin dilbilgisi yapısını öğrenmiştir.

* Şaka ve fıkralardan zevk alır, gülmeye bayılır. Argodan hoşlanır. Kelimeler uydurur.

* Dış dünyayı ona öğretin. Birlikte tiyatroya, yürüyüşe, maça gidin.

Unutmayın ki siz yetişkinsiniz, o da çocuk. Çaresiz değilsiniz. Baskıcı olmadan otoritenizi uygulamak sizin görevinizdir, aksi halde onu tehlikelerden koruyamazsınız. Bu nedenle onun karşısında kararlı ve kesin tavırlı olmalısınız.

memeden kesme

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Memeden kesme bebeğin yaşamında önemli bir dönemeçtir ve bebek anne memesini emmeyi tamamen bırakarak, tüm gıdasını diğer besinlerden almaya başladığında memeden kesilmiş demektir. Anne için de, bebeği ile arasındaki çok özel bir ilişkinin sonlandırılması anlamına gelen memeden kesme kararı tamamen kişisel olarak verilecek bir karardır ve bu kararda annenin işe başlaması, annenin veya bebeğin sağlık sorunları ya da sadece artık zamanın geldiğinin düşünülmesi gibi nedenler etkili olabilir. Memeden kesme kararınızın nedeni ve zamanı ne olursa olsun, bunun aşamalı ve yavaş yavaş gerçekleşmesi gereken bir süreç olduğunu ve hem annenin hem de bebeğin sabır ve anlayışını gerektirdiğini unutmamalısınız.

Ne zaman memeden kesmek gerekir?
Bu tamamen sizin vereceğiniz bir karardır ve siz ne zaman memeden kesmeye karar verdiyseniz, doğru zaman o zamandır. Bebeğin sağlığı açısından ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenmesini, altı aydan sonra ise en azından bir yaşına kadar katı gıdalarla birlikte anne sütüne devam edilmesini önermekte. Bazı uzmanlar da ilk doğum gününden sonra memeden kesme sürecine başlanmasını, bu dönemde bebeklerin değişimlere daha kolay uyum sağladıklarını belirtmektedirler. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun memeye bağlılığının daha kuvvetli olacağı ve bırakmasının daha zor olacağı düşünülmektedir. Bunun yanında 1 yaşındaki çocuk daha fazla katı gıda aldığından memeye ilgisinin doğal olarak azalacağı ve bu dönemde anne sütü talebinin azalması nedeniyle süt üretiminin de azalma gösterdiğini ve dolayısıyla emzirmemekten dolayı memelerde şişkinlik ve ağrı oluşma riskinin düştüğü de belirtilmektedir.

Hazırlık süreci

Memeden kesmenin birden bire gerçekleşmesi gereken bir “ya hep ya hiç” meselesi olması gerekmez. Genellikle çalışan kadınlar önce gündüz emzirmeyi sonlandırırlar ve gece emzirmeye devam ederler. Bu tamamen anne ve bebeğin tercihine bağlı bir durumdur. Bazen de anne henüz memeden kesmeyi planlamadığı halde, çocuk emmeyi bırakabilir. Memeden kesme konusunda olabildiğince esnek olmak ve çocuk ve anne için en uygun çözümü bulmak en doğrusudur.

Çocuğun memeden kesme devresinden önce anne memesi dışında bir kaynaktan süt almaya alışması yararlı olabilmektedir. Bu nedenle 4-7 aylar civarında anne sütünün arada sırada biberonla verilmeye başlanması iyi bir fikir olacaktır. Ayrıca bu diğer aile üyelerinin de bebeğin beslenmesine katılımda bulunmalarını sağlayacak ve annenin de bebeğini başka bir bakıcıya bırakmasını kolaylaştıracaktır.

Sütünüzün bebeğinizi beslemeye yetecek ölçüde olmadığı düşüncesi ile 1 yaşından önce memeden kesmeye karar vermeniz durumunda formül mamaya geçmeniz gerekebilir. Çocuğunuz 1 yaş civarındaysa formül mama ya da anne sütünü biberon yerine bardakla vermeyi de düşünebilirsiniz.

Bazı çocuklar emmekten hiç vazgeçmeyecekmiş gibi gözükebilirken, bazıları da memeden kesmeye hazır olduklarına dair güçlü sinyaller verebilirler. Örneğin meme sunulduğunda kayıtsız davranabilir veya huzursuz olabilirler ya da eskisinden çok daha kısa süreyle emebilirler.

Çeşitli yöntemler

Anne ve bebeğin fiziksel ve duygusal olarak hazırlanmaları için memeden kesmenin aşamalı bir süreç olması gerekir.

Bir öğünün atlanması
Memeden kesmede başvurulan yöntemlerden biri bir hafta boyunca bir beslenme öğününün atlanması ve bu öğünde bebeğe katı gıda veya formül mama verilmesidir. Bu yöntemi uygulamayı tercih etmeniz durumunda memelerde şişkinlik ve ağrı olmaması için sütünüzü sağmanız gerekebilir.

Çoğunlukla en kısa süren ve zaman açısından (annenin çalışması ya da başka işleri nedeniyle) en zor olan öğün gün ortası öğünüdür. Öte yandan anne-bebek arasındaki bağlanma deneyiminin çok özel bir parçası olması nedeniyle annelerin çoğu en son gece uyku öncesi emzirmeyi bırakırlar. Ayrıca bu çocukların da duygusal olarak en fazla bağımlı oldukları emzirme öğünüdür.

Emzirme süresinin kısaltılması
Emzirme ile geçen süreyi kısaltmak da bir başka yöntemdir. Örneğin çocuk genellikle beş dakika süreyle emiyorsa, artık bu süre üç dakikaya düşürülebilir. Çocuğun yaşına bağlı olarak emzirmenin ardından bir bardak süt ya da formül mama veya meyve suyu gibi atıştırmalık sağlıklı bir yiyecek verebilirsiniz.

Geciktirme ve dikkatini dağıtma
Günde sadece birkaç kez emziriyorsanız, emzirmeleri geciktirmeye çalışın. Çocuğunuz meme isterse, daha sonra vereceğinizi söyleyin ve dikkatini dağıtın. Akşamüzeri emzirmek yerine uyku öncesini beklemesi gerektiğini söyleyin.

Kararı çocuğa bırakmak
Bir başka yaklaşım da memeden kesme kararının tamamen çocuğa bırakılmasıdır. Çocuğunuz günde üç ana öğün ve iki ara öğün şeklinde beslenmeye başladıktan sonra, sadece çocuğunuz istediği zaman meme verin. Bu durumda süt talebi olmadığı için sütünüz çekilebilir. Süt üretiminin devam etmesi için pompayla sütün sağılması gerekebilir.

Geçiş dönemini kolaylaştırmak için
Birçok anne memeden kesme konusunda karışık duygular yaşar. Öte yandan memeden kesme anneye daha fazla esneklik ve özgürlük sağlar. Ayrıca çocuğunun önemli bir dönüm noktasını aşmasından dolayı gururda verir.

Buna karşın emzirme anne ve çocuk arasında güçlü bir bağın oluşmasını sağlayan çok özel bir ilişkidir ve bazen anneler bu ilişkiden vazgeçmekte zorlanırlar. Birçok anne çocuklarının bir daha hiçbir zaman ilk aylarda olduğu gibi kendilerine bağımlı olmayacağını ilk olarak memeden kesme aşamasında hisseder.

Çok farklı duygular yaşamaya hazırlıklı olun. Ayrıca çocuğunuzun da sizin gibi kararsız olabileceğini unutmayın. Ancak önünüzdeki günler, aylar ve yıllar boyunca çocuğunuzla ilişkinizi besleyebileceğiniz sayısız başka yol olduğunu da unutmamalısınız.

Bu süreci kolaylaştırmanıza yardımcı olacak bazı ipuçları:

Genellikle emzirdiğiniz saatlerde çocuğunuzu eğlenceli bir oyunla veya dışarı çıkararak meşgul edin. Çocuğunuzu emzirme pozisyonunda kucaklamaktan ve emzirirken giydiğiniz giysileri giyinmekten kaçının. Çocuğunuz başka bir değişime uyum sağlamaya çalışıyorsa memeden kesmeyi erteleyin. Çocuğunuz tam kreşe başlarken veya dişleri çıkmaya başladığında memeden kesmeye çalışmak doğru olmayacaktır. Bebeğiniz bir yaşından küçükse, emzirme saatinde biberon veya bardak vermeye başlamak yararlı olabilir. Bir yaşından büyükse atıştıracak bir yiyecek vermek ya da daha fazla sevgi ve ilgi gösterip, bol bol okşamak bile yeterli olabilir. Günlük rutininizi emzirme zamanınızda meşgul olacağınız biçimde değiştirmeye çalışın. Tipik emzirme saatlerinde çocuğun dikkatini dağıtma konusunda eşinizden yardım alın. Çocuğunuz parmak emme ya da bir battaniyesine bağlanmak gibi rahatlatıcı başka bir davranış geliştirirse, engel olmayın. Çocuğunuz memeden kesmeden kaynaklanan duygusal değişimlere uyum sağlamaya çalışıyor olabilir.

Memeden kesme mücadeleye dönüştüğünde
Çocuğunuzu memeden kesmek için her yöntemi denediyseniz ve hiçbiri işe yaramadıysa, zamanlamanız yanlış olabilir. Yakın tarihlerde işe dönüş yapmış olabilirsiniz ve çocuğunuz bu yeni gelişmeye uyum sağlamaya çalışıyor olabilir. Bebeğiniz hasta olabilir. Genellikle bebekler kendilerini iyi hissetmediklerinde daha sık emmek isterler ve anne sütü hasta bebek için çok yararlıdır. Evinizde taşınma ya da boşanma gibi önemli bir değişim yaşanmış olabilir. Bu gibi değişim dönemlerinde memeden kesmek daha da güç olur. Ayrıca çocuğunuzun yeni bir gelişimsel dönemden geçiyor olması bile memeyi bırakmasını zorlaştırabilir. Bu gibi hallerde, durumunuzu değerlendirdikten sonra, çabalarınıza bir süre ara vererek, başka bir zamanda yeniden deneyin.

Unutmayın, çocuğunuzu memeden keserek, aranızdaki yakın ilişkiyi emzirme yerine çok başka yollarla güçlendirerek sürdüreceğiniz günler eninde sonunda gelecektir.

pediatriportali

çocuklarda altını ıslatma

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Gece altını ıslatma nedir? Sıklığı ne kadardır?

Gece altını ıslatma, gece uyku sırasında farkında olmadan idrar yapma olarak tanımlanabilir. Normalde çocukların çoğu hem tuvalet eğitiminin etkisi hem de mesane kapasitesinin gelişmesi sonucu 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların %40′ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20′ye, 6 yaşında %10′a düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır. Aileler 5-6 yaş civarında bu sorunla ilgilenmeye ve genellikle de 7-8 yaşında hekimlerden yardım istemeye başlarlar. Ülkemizde 7-11 yaşındaki erkek çocukların %16′sında, kızların ise %11′inde altını ıslatma sorunu olduğu bildirilmektedir.

2. Gece altını ıslatmanın kaç tipi vardır, nedenleri nelerdir?

Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Eğer çocuk hekime getirilinceye kadar sürekli altını

ıslatıyorsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilmektedir. Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma, nedenlerine göre fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruba ayrılarak incelenmektedir.

Gece altını ıslatan çocukların büyük bir grubu (%90-95′i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.

3. Fizyolojik olmayan altını ıslatma olgularında hangi bozukluklar

saptanmaktadır?

Altını ıslatan çocukların %2-3′ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanmaktadır. Olguların %5-10′unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir. Bunlar “polisemptomatik altını ıslatma” olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin alerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında “geniz eti” olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.

4. Psikolojik sorunlar altını ıslatmaya neden olabilir mi?

Genel olarak psikolojik olaylar daha önce söz edilen primer altını ıslatma sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur. Ayrıca kötü çocukların altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu genellikle fizyolojik altını ıslatmanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir.

5. Altını ıslatan çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır?

Hemen ve önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi “Altına yapan kızını sobaya oturttu” gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.

6. Altını ıslatan çocuklarda ne gibi tetkikler yapılmalıdır?

Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97′sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta ” küçük mesane” ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir.

7. Altını ıslatan çocuklarda tedavi yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Altını ıslatma idrar yolu enfeksiyonu gibi bir nedene bağlı ise öncelikle bu tür sorunlar çözülmelidir.

8. Tedavide kullanılan yöntemler nelerdir?

Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7-8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyorsa ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır.

Daha önce başarılı olduğu gösterilmiş 6 günlük bir programın ayrıntıları aşağıda anlatılmıştır.

* İlk gece çocuk gece 1′e kadar her saat başı uyandırılır. Çocukla konuşularak ve yürütülerek uyandığından emin olunur. Altı kuruysa övücü sözler söylenir ve “Tuvalete girme ihtiyacın var mı yoksa bir sonraki saati mi bekleyeceksin” sorusu sorulur. Çocuk tuvalete gitmek isterse tek başına tuvalete yürümesi istenir. Eğer çocuk altını ıslatmışsa pijama ve iç çamaşırlarını kendisinin değiştirmesi teşvik edilir. Gece 1′de uyandırıldığında kuru olsa bile idrarını yapmaya çalışması söylenir.

* Daha sonraki beş gece çocuk bir kez uyandırılır. İlk gece uyuduktan 3 saat sonra, ikinci gece 2.5 saat sonra ve böyle süre azaltılarak beşinci gece uyuduktan 1 saat sonra uyandırılır. Son gece bundan sonra kendisinin uyanması söylenir.

* Bu programdan sonra altını ıslatma yinelerse (3 gün üst üste altını ıslatırsa) yeniden 6 gecelik uyandırma programı yinelenir.

* Bazı çalışmalarda bu program ile %92 oranında çocukların kuru kalması sağlanmış, bunların %20′sinde ise yeniden altını ıslatma sorunu yaşanmıştır.

9. Tedavide alarm kullanımı ve ilaç tedavisi konusunda ne

düşünüyorsunuz?

Daha önce anlatılan ve daha çok davranış değişikliği üzerinde duran tedavilerden bir sonuç alınamadığında “enüretik alarm” kullanımı ya da ilaç tedavisi denenmelidir. Her iki tedavi yöntemi için de çocukların 8 yaşını bitirmesi beklenmelidir. Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Son yıllarda “enüretik alarm” teknolojisinde önemli ilerlemeler olmuş ve hem küçük hem de kullanımı kolay alarm cihazları üretilmiştir. Alarm tedavisine 2-3 ay sürdürülmesi gerekmekte ve bu tedavi ile çocuklarda %70-84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Alarm tedavisi sonunda yineleme riski %10 dolayındadır.

Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır.. İlaç tedavisi ile %10-60 arasında iyileşme sağlanmakta, fakat tedavi kesildikten sonra %90′a varan oranda yineleme riski bulunmaktadır. Bu nedenle son yılarda alarm ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılması önerilmektedir.

10. Son olarak bu konuda ne söylemek istersiniz?

Altını ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorun olması yanında ailelerin yanlış tutumlarının sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir.

bebeklerde dil gelişimi

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Gelişimsel açıdan biyolojik, nörolojik, psikososyal, psikoseksüel ve bilişsel gelişim bir arada ve birbirini yakından etkileyerek oluşmaktadır. İlk iki ay bebekler ağlama, geğirme, öksürme ve esneme gibi vejetatif sesler çıkarırlar. 2-5 aylar arasında hoşnutluk belirten gıgıldama sesleri ve gülümseme dikkati çeker. 4-8 aylık dönemde sesli ve sessiz harfler içeren tek heceler ile agulamalar başlar. Altıncı aydan sonra “ba-ba-ba” gibi hece yinelemeleri başlar. İlk sözcükler 8-18 aylar arasında ortalama 12. ayda çıkar. 18 aylık olduğunda bebek bir düzine sözcüğü tek tek söyleyebilir. İkinci yılın sonuna doğru iki sözcüğü biraraya getirebilir ve sözcük dağarcığı 200′e ulaşır. 2,5 yaş ile birlikte çocuğun sözcükleri 400 civarına ulaşır. Üç yaş ile birlikte çoğu çocuk oldukça iyi konuşmaya başlar, her zaman doğru fiil kalıplarını kullanamasa da cümle kurarak konuşabilir, “nerede”, “kim” ile başlayan sorular ve olumsuz cümleler kurmaya başlar. 3,5 yaş ile sözcük sayısı 1000′i aşar. 4,5 yaşındaki çocuk artık düzgün cümlelerle konuşur.

sütten kesme

Yazar: Eylül 29th, 2010 in Çocuk Sağlığı by admin

Ben bebeklerimi alti ay sonra sutten kesmek zorunda kalmistim. Ama fazla sutum de yoktu onun icin problemsiz oldu. Daha buyuk cocuklari sutten kesmek daha zor, cocuga unutturmak yani. Bana onerilen sutu birdenbire degil yavas yavas kesmekti. Cunku daha sonra anne sorunlar yasayabilir. Bebek ne kadar sut emiyorsa o kadar yeni sut uretiliyor, onun icin birdenbire degil mesela sabah aksam sonra sadece aksam emzirilir zamanla bundan da vazgecilir. Bunu yasamis olan arkadaslarim sorun olmadigini soylediler. Hatta bir tanesi sutu kesen bir hap da almisti ama bunu en iyisi cocuk doktoruna sormak. Daha sonra memelerde sisme, agri hissedilirse hemen doktora danismali. Bunlar kendi tecrubelerimden aktardiklarim.

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp