Åžeker Pankreas Kanserine Neden Olabilir

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

İsveç’te yapılan bir araştırma, çok şekerli içecek ve yiyecek tüketmenin pankreas kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu.

Karolinska Enstitüsünden araştırmacılar, sağlıklı 80 bin kadın ve erkeğin beslenme alışkanlıklarını 1997’den 2005’e kadar inceledi. Bu kişilerden 131’inin pankreas kanserine yakalandığı anlaşıldı.

Araştırmacılar, her gün bir ya da daha fazla şekerli gazlı içeceklerden tüketen kişilerin pankreas kanserine yakalanma riskinin bu içecekleri tüketmeyenlere göre yüzde 90 daha fazla olduğunu belirtti.

Araştırmada, her gün 5 kez yiyeceklerine ya da içeceklerine şeker ilave edenlerin bu kansere yakalanma riskinin şekerli yiyip içmeyenlere göre yüzde 70 fazla olduğu da ortaya çıktı.

Fazla şeker tüketiminin ensülin üretimini artırdığını, bunun da pankreas kanserine yol açabileceğini vurgulayan araştırmacılar, pankreas kanserinin erken teşhisinin ve tedavisinin zor olması nedeniyle önlem almanın gerekliliğine dikkati çekti.

Kaynak: Larsson SC, Bergkvist L, Wolk A. Consumption of sugar and sugar-sweetened foods and the risk of pancreatic cancer in a prospective study. Am J Clin Nutr. 2006 Nov;84(5):1171-6.

Şeker Kanser Hücrelerini Besliyor

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Yediğiniz şeylere sadece zayıflamayı düşündüğünüz zaman dikkat ediyorsanız bu yazıyı okumanın ve sağlığınızı düşünmenin vakti geldi de geçiyor bile. Vücudunuza giren maddelerin nelere yol açtığını biliyor musunuz?

Alman Doktor Otto Warburg, araştırmaları üzerine 1931 de Nobel ödülü kazandı. Bulgularında vücuttaki oksijen ve kanser hücrelerinin bağlamlarını ortaya koyan Dr.Otto Warburg, ayrıca şekerin kanser hüclerini beslediğini de vurguladı. Kandaki şeker oranını düşürdüğünüz zaman kanser tedavileri yüzde 50 oranda daha etkili oluyor. Ayrıca son zamanda ortaya konulan yeni araştırma sonuçları, pişirilmiş yiyeceklerin de kanser hücrelerini daha çok beslediğini ve bunun yerine taze, pişmemiş sebze yemeklerinin daha sağlıklı olduğu açıklandı.

Sadece şeker tüketiminin azaltılması dışında Amerikan armudu denen Avakado meyvesi de kanser hücrelerini öldürüyor. İngiltere, Oxford Üniversitesi nde Biyokimya bölümünde yapılan araştırmaların sonucunda Avakado özünün, şeker enzimini yüzde 25 ila 75 arasında engellediği ve tümör hücrelerini yüzde de 65 ila 79 oranları arasında azalttığı keşfedildi.

Diyet ürünlerden uzak durun! Tatlandırıcıların Yan Etkileri Saymakla Bitmiyor!

Şekersiz ya da tatlandırıcılı yiyecek ve içeceklerin sürekli reklam edilmesi ve şekerden daha sağlıklıymış gibi sergilenmesine inanmayın. Diyet yapanlar seker kullanımı yerine tatlandırıcılara başvuruyorlar ve yan etkilerinin büyük hastalıklara yol açtığını bilmiyorlar. Ayrıca yan etkiler arasında kilo artışı da var!

Åžeker

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Åžeker, ÅŸeker pancarının fabrikalarda iÅŸlenerek ÅŸeker kısmının ayrılmasıyla elde edilir. Buna göre, pancar doÄŸal besin olmasına karşın, ÅŸeker saf besindir. Åžeker saf enerji kaynağı sayılır. Ancak, ÅŸeker tek başına alındığında protein, vitaminler ve madenler olmadığından vücutta ÅŸekerden enerji oluÅŸamaz. Bu nedenle “ÅŸeker boÅŸ kalori kaynağıdır”. Özellikle küçük çocuklara ÅŸekerli mamalar çok verildiÄŸinde, büyüme ve geliÅŸme durur ve çocuk hastalanır. Bu hastalığa kuvaÅŸiorkor “ÅŸeker bebeÄŸi” denmiÅŸtir.

Ağzımızdaki mini canlılar da şekeri çok severler. Özellikle, sık aralıklarla şeker aldığımızda, bu mini canlılar şekeri yiyerek asit yaparlar. Bu asit de dişleri çürütür. Bu nedenle, özellikle. dişlerin sürme zamanlarında ve gelişme çağında şekerin çok ve sık tüketilmesi diş çürüklerinin başta gelen nedenidir.

Şeker; un, yağ, ceviz, fıstık, kaymak gibi besinlerle karıştırılıp kalori değeri çok yüksek tatlılar yapılır. Şekerlemelerin esası da şekerdir. Tatlı ve şekerlemeler. zevkle sevilerek yenir. Böylece kişi farkında olmadan harcadığından çok kalori alır ve şişmanlar.Şişmanlık bir çok hastalığa zemin hazırlar.

Şekerin zehir etkisi yapmaması için dengeli ve yerinde kullanılması gerekir. Yediğimiz ekmek de sindirildiğinde şekere çevrilir. Bu nedenle, insanın şeker gereksinmesi yoktur. Tatlı tat arzumuzu doyurmak için enerji alımımızı artırmamak koşuluyla şekerden yapılan tatlılardan yiyebiliriz. Beden hareketi az olanlar, ağır tatlılardan sakınmalıdırlar. Bebekler, şekere alıştırılmamalıdırlar. Şeker ve tatlı yendikten sonra ağız iyice yıkanmalı ve dişler hemen fırçalanmalıdır. Şekerleme ve tatlılar sık aralıklarla yenmemelidir.

Süt: Her Yaşın İdeal İçeceği

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Manchester Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre sütün kanserden kalp krizine kadar pek çok hastalığa karşı vücudu koruduğu ortaya çıktı. Yapılan araştırmalarda, sütün de balık gibi büyük bir Omega-3 kaynağı olduğu belirlendi ve her gün içilen bir bardak sütün, kalp krizini yüzde 15 oranında önlediği kaydedildi. Yine günde 1 bardak süt içmek, bağırsak kanserine yakalanma riskini yüzde 12 oranında azaltıyor. Ancak bilim adamları peynir veya yoğurt gibi süt ürünlerinde bu etkinin görülmediğini vurguluyor.

Sütte bulunan CLA adlı yağ asidi, metabolizmanın hızlanmasına ve kasların daha fazla çalışmasına yardımcı oluyor. Böylece süt içenlerde obezite riski azalmış oluyor.

Sütün bir diğer faydası da nezle ve grip hastalıklarında gözlendi. Günde bir bardak süt, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayarak, nezle ve gribe yakalanma riski yüzde 27 azalıyor.

Süt neden gaz yapar

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

PLoS Computational Biology dergisinde yayımlanan araştırmada bilim adamları, çocukların anne sütü almasına son verildiğinde, vücudun, laktozu parçalayan enzimin (laktaz) üretilmesini durdurduğunu, bunun da sütün sindirilememesine ve yetişkin yaşta içilen sütün rahatsızlık vermesine yol açtığını belirtti.

AraÅŸtırmacılar, yaklaşık 7 bin yıl önce ise insanın vücudunda bazı deÄŸiÅŸikliklerin meydana geldiÄŸini, deÄŸiÅŸikliklerin enzimin yetiÅŸkin yaÅŸta da “ayakta kalmasını” saÄŸladığını ve bu özelliÄŸin bazı toplumlarda yayıldığını açıkladı.

Günümüzde Kuzey Avrupalı yetiÅŸkinlerin yüzde 85′inin laktozu sindirebildiÄŸini ancak dünyanın geri kalan kısmında çocukluktan sonra bunu baÅŸarma oranının daha az olduÄŸunu belirten araÅŸtırmacılar, daha önce doÄŸal seleksiyonun D vitaminine daha çok ihtiyaç duydukları için kuzeydekilerin sütü nispeten rahat içebilmesini saÄŸladığının düşünüldüğünü açıkladılar. AraÅŸtırmacılar, laktazın kalıcı olma yaygınlığını bilgisayar ortamında, kalıtsal ve arkeolojik verileri temel alarak deÄŸerlendirdi.

Profesör Mark Thomas, araÅŸtırmanın “laktazın ayakta kalabilme” özelliÄŸinin yaklaşık 7 bin 500 yıl önce Balkanlar ve Orta Avrupa’da baÅŸladığını ve sanılanın aksine D vitamini ihtiyacının “sütün rahat içilebilirliÄŸini” açıklamada yeterli olmadığını söyledi.

Süt Doğanın En Mükemmel Gıdasıdır

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Süt yeni doğan memelilerin yegane gıdasıdır. Bir çocuğun beyin hücreleri ilk 5.5 -7.0 yılda en hızlı gelişme göstererek, çocuğun beyin potansiyelini oluşturur. Yeterli hayvansal gıda almayan ve bu arada yeterli süt içmeyen çocukların beyin kapasiteleri yeterince gelişmeyebilir. İleri yaşlarda bu açığı kapatmaları ve süt içen çocukların beyin kapasitelerine erişmeleri pek mümkün olamamaktadır. Bu potansiyeli harekete geçirebilecek en uygun besin maddesi ise süttür. Yeni doğan bir bebeğin, en az 3 ay süreyle, bütün besin madde gereksinmesini, karşılayabilecek yegane gıda ise sadece anne sütüdür. Anne sütü yerine dünya çapında geniş kabul görmüş bir diğer süt ise inek sütüdür.

Riboflavin ve Vitamin A bakımından günde bir litre süt içmek yeterli olabilir. Ancak gebe ve emziren anneler için yeterli sayılmamaktadır. Günde içilen bir bardak süt (100-250 cc), yaş gruplarına göre protein gereksinmesinin ne kadarının karşılanabileceği Şekil 1 de verilmiştir.

Süt aynı zamanda, yetişkin ve yaşlı kişiler içinde çok gerekli olan kalsiyumun en önemli kaynağıdır. Yaşlılar her gün yeterli kalsiyum almazlarsa, kemikleri süngerimsi bir yapı kazanmakta, kırılgan hale gelmekte ve çabuk kırılma eğilimi göstermektedir. Ayrıca, kırılan kemiğin iyileşmesi de oldukça uzun zaman almaktadır. Her gün süt içmek, bu bakımdan kemiklerin dayanıklılığının artmasına yardımcı olmaktadır. İnsanların kalsiyum gereksinimleri ve bir litre sütün içerdiği kalsiyum miktarı ise Şekil 2 de verilmiştir.

Suyunu Arıtabilen Belediye Sayısı: 223

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Türkiye de 3 bin 225 belediyeden yalnızca 223 ünde içme suyu arıtma tesisi mevcut. Milyonlarca insanın tükettiği arıtılmamış su, salgın hastalıkların kaynağı. Arıtma tesisi bulunmayan belediyeler, suları klorlayarak önlem almaya çalışıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre su sıkıntısının en fazla yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde 2004 te sağlıksız su sebebiyle 150 bin ishal, 20 bin tifo, 10 bin dizanteri vakasına rastlandı. İçme suyunun temizlenmesindeki yetersizliğin yanı sıra kanalizasyonlar da olduğu gibi çevreye bırakılıyor. Sadece 112 belediyenin atık su arıtma tesisi var. Diğer yerlerde ise kanalizasyonlar su kaynaklarına karışarak toplum sağlığını tehdit ediyor.

Görev yaptığı yerleşim biriminde içme suyu arıtma tesisi kuran belediye başkanları, salgın hastalıklarda büyük düşüş olduğunu belirtiyor. Türkiye Belediyeler Birliği ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak a göre, arıtma tesisi sayısı Türkiye nin yüz karası. Toplumu bu konuda duyarlı olmaya çağıran Durak, belediyeleri İller Bankası ndan destek almaya çağırıyor. Adana nın içme suyu arıtma tesisi olmadığı dönemde eczanelerin bağırsak enfeksiyonu ilaçlarını yetiştiremediğini anlatan Durak, artık bu ilaçların hiç satılmadığını ifade etti. Yozgat ın konuyla ilgili Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Ceyhan da şehre arıtılmış su verdikten sonra salgın hastalıklarda gözle görülür bir azalma olduğuna dikkat çekiyor.

Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy, halka verilecek suyun mutlaka testten geçirilmesinin önemine dikkat çekiyor. Tıp dilinde su ile yayılan hastalıkların ‘su epidemisi’ olarak isimlendirildiğini ifade eden Eraksoy, bunların başlıcalarını kolera, tifo, dizanteri ve enfeksiyöz hepatitis olarak sıralıyor.

Suyun Vücuttaki Yararları

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

İnsanın yaşamını devam ettirmesi için en az oksijen kadar önemli olan suyun, vücutta pek çok görevi de bulunuyor. Son yıllarda özellikle diyet listelerinin baş köşesinde yer alan suyun vücudumuz ve hayatımızı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmemiz için büyük önemi bulunuyor. İnsan yapısı, yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece 3-4 gün. İnsan bedeninin 2/3’ü sudan oluşurken, her insanın kendini zinde hissetmesi için günde 2.5 litre suya ihtiyacı bulunuyor.

Eğer vücutta az su bulunursa, kan yoğunlaşıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Fakat içtiğiniz su miktarı çok aşırıya kaçarsa, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.Çünkü böbrekler aşırı çalışır ve sık sık tuvalete çıkmanıza neden olup, vücudunuzdaki kalsiyumun atılmasına neden olur. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmek. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su almıyorsunuz anlamına gelir.

SUYUN VÜCUT İÇİN ÖNEMİ

Vücut sıvılarında bulunarak, eklemlerin kayganlaşmasına neden olur. İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar.

Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinleri sindirir.

Hücre ve kas dokularını güçlendirir. Karbonhidratları, yağları, proteinleri, hormonları ve oksijeni, kanda bulunarak kaslara taşır. Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştırmayı sağlar.

Susadıkça Su İçin

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Sadece susadıkça su içmenin, vücudun su ihtiyacını karşılamakta yeterli olduğu belirtiliyor.

Günde 8 bardak su içilmesini öneren geleneksel yaklaşımın aksine, American Journal of Physiology – Renal Physilogy dergisinde yayınlanan, 40 ile 79 yaÅŸları arasındaki 458 kiÅŸi üzerinde yapılan bir araÅŸtırmanın sonuçlarına göre, alınan ve vücuttan atılan su miktarı, boy ve ağırlıktan bağımsız olarak kiÅŸiden kiÅŸiye farklılık gösteriyor.

AraÅŸtırmacılardan Wisconsin-Madison Üniversitesi Beslenme BilimleriÂ’nden Prof Dr. Dale Schoeller, “Su alımını metabolizmanın sebep olduÄŸu bir durumdan ziyade bir davranış biçimi olarak düşünüyoruz,” diyerek, araÅŸtırma sonuçlarına destek veriyor. Günde ortalama 8 bardaktan az su içen insanları gözlemlediklerini ve az su içmelerine raÄŸmen bu kiÅŸilerin vücudunun susuz kalmadığını belirlediklerini belirten Schoeller, “Tavsiyemiz, sadece susuzluÄŸunuzu dinlemeniz ve aşırı sıcaklara ya da düşük neme maruz kaldığınız veya fiziksel açıdan çok aktif olduÄŸunuz durumlarda dikkatli olmanız yönündedir” dedi.

Institute of Medicine ın son raporuna göre ise susuzluğu kendine rehber edinmiş kişilerin, bu rehberlik sayesinde vücutlarının gereksinim duyduğu suyu temin etmekte yeterli olduklarının belirlendiği ifade edildi.

Bu araştırmaya göre, kadınların günde ortalama 2,7 litre, erkeklerin ise 3,7 litre su tükettiği, ancak bu miktarın önemli bir kısmının yiyecek veya çay-kahve ya da alkollü içecekler gibi diğer

Su: Yaşam Kaynağı

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Su yeryüzündeki tüm canlı varlıklar için yaşam kaynağı ve vazgeçilmez, alternatifsiz bir maddedir. İnsan vücudunun büyük bölümü sudan oluşur. Sebzeler yüzde 95, meyveler ise yüzde 80-90 oranında su içerir. Et ve balık gibi gıdalar da önemli oranda su içermektedir. Kuru halde satılan makama, un ve pirinç gibi birçok yiyecek pişirme sırasında emdiği büyük miktarda suyun vücuda girmesine katkıda bulunur. Su, mikroorganizmaların gelişmesini, besinlerin ayrışmasını sağlayan kimyasal tepkimeler için de en uygun ortamı oluşturur. Bu nedenle suyu çeşitli yöntemlerle alınmış besinler uzun süre bozulmadan saklanabilir.

VÜCUDUN SU GEREKSİNİMİ

Besinlerle alınan su miktarı, uygulanan beslenme düzenine göre günde 0,5-1,5 lt arasında değişebilir.

Vücutta süregelen yapım ve yıkım süreçleri sonucunda da bir miktar su açığa çıkar. Normal beslenen erişkin bir insanda oluşan bu tür su, günde 200-300 ml yi bulur. Su, vücuttan böbrek, deri, akciğer yoluyla, ayrıca idrar ve dışkıyla atılır. Erişkin bir kişi günde 1-2 lt arasında idrar çıkarır. Akciğerlerden atılan hava nemlidir. Bu yolla da günde yaklaşık 0,5 lt su yitirilir.

Su deri yoluyla iki biçimde atılır. Bunlardan birincisi buharlaşmadır ve miktarı günde yaklaşık 0,5 lt ye ulaşır. İkincisi, iklim ve bedensel etkinlik gibi çeşitli koşullara göre değişen terlemedir. Terleme çok olduğunda, idrarla atılan su miktarı azalır. Dışkıyla atılan su miktarı ise günde yaklaşık 150-200 ml dir. Sağlıklı kişide her zaman alınan ve atılan su miktarları birbirine eşit, yani vücudun su bilançosu dengelidir.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Saðlýk ve Týp