Bayramda Nasıl Beslenilmeli..!

Yazar: Kasım 5th, 2011 in Beslenme by admin

Kurban bayramınının  kapımızıu çaldığı bu son saateler de hemen hemen her evde bolca et tükelilmeye başlayacağı için, sizlere kırmızı et tüketimi ve sağlıklı beslenmek adına  ne gibi önlemler almanız gerektiğini vurgulayan geniş detaylı bir makele yayınlıyoruz.

Sağlıklı Beslenin, Sağlıklı Yaşayın

Diyetisyen Özlem Sert Aydın’ nın geniş bir şekilde neler yapmanı nasıl beslenmeniz gerektiği hakkında verdiği öneriler aşağıda sıralanmıştır.

Bayramlarda psikolojik olarak daha fazla yemek yeme hissi vardır, ağır ve aşırı yemek yenilmesi halinde sindirim zorlukları, gaz sıkıntısı , hazımsızlık , mide bulantısı ve ani tansiyon yükselmesi gibi rahatsızlıklar görülebilmektedir. Kalp, şeker, tansiyon hastalarının normal beslenme düzeninin dışına çıkmamaları gerekmektedir.

Kurban bayramında kırmızı et tüketimi artar ve her türlü yemek içerisinde de kullanılır. Kesilen et dinlendirilmeden tüketildiği için sindirimi de zor olmakta, fazla tüketildiğinde midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olabilmektedir. Etin kesildikten sonra 1-2 gün buzdolabında dinlendirilmesi pişme süresini azaltır ve sindirimi daha kolaydır. Kolesterolü yüksek olanlar, kalp ve böbrek hastalarının fazla kırmızı et tüketmemeleri gerekmektedir.

Hayvanın kesim yerinin temiz olması çok önemli, hem ortamdaki hem de sakatatlardaki parazitler insan sağlığı için tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle çok iyi temizlenmeleri gerekmekte. Pişirme derecesi de çok önemli çünkü iç kısmı çiğ kaldığında da etteki mikroorganizmaların kişiye geçmesi mümkündür. Izgaradan ziyade haşlama olarak tüketilmesinde fayda var.

Kurban bayramında sofrada illaki kırmızı et olacaktır ama önemli olan nasıl yapıldığı. Kavurma veya kızartma yöntemiyle pişirilen etin hem sindirimi zor, hem de vitamin, mineral kaybı olacağı için mümkün olduğu kadar tüketilmemesi gerekir. Izgara veya haşlama etin yanında bol yeşil ve limon soslu, az yağlı salata veya sadece etli sebze yemeği doğru seçenek olacaktır.

Çorba mide hacim kapasitesini artıracağı için yemeğe illaki çorba ile başlanmalıdır. Pilav, makarna, börek mümkün olduğunca az tüketilmelidir.

Yoğurt sindirimi kolaylaştırdığı için yemeğin yanında ayran, cacık olarak tüketilmelidir.

Tatlı tüketimine dikkat edilmelidir özellikle bayram sonrasında hastanelere başvuran kişilerde şeker seviyelerinin yükselmesi gözlenmektedir. Tatlıların kalori düzeyi yüksek olduğundan kilo alımına neden olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Şekerli, yağlı hamurlu tatlıların ve çikolatanın fazla tüketilmesi, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile diyabete zemin hazırlamakta ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ziyaretlerde ikram edilen her tatlıyı kabul etmeyerek, aralarında en hafif olan sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek yine sağlıklı birer seçim olacaktır.

Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı ama aşırıya da kaçılmamalıdır. Kahvaltıda C vitamininden zengin olan domates, sivribiber, maydanoz tüketilmelidir.

Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde ortalama 2-2,5litre su içilmelidir.

Öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmelidir.

Posadan zengin sebze ve meyvelere ağırlık verilmeli, günde 5 porsiyon sebze, 3 porsiyonda meyve tüketilmelidir.

Yemeklerin pişirilme yöntemlerine dikkat edilmelidir, eti fırınlanmış, ızgara veya haslama , sebze yemeklerini ise az yağlı (sıvı yağlı) olarak tüketilmesine dikkat edilmelidir. Yiyecekler birbirine fazla karıştırılmamalıdır.

Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemelidir. Bitki çaylarından özellikle rezene çayından destek alınmalıdır.

Tokluk hissinin 20 dakikada hissedilmesinden dolayı yemekler yavaş yavaş yenilmelidir.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın

www.ozlemsert.com

Çocukluk Çağında Beslenme

Yazar: Eylül 3rd, 2010 in Beslenme by admin

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME

Sevgili Anne ve Baba,
Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.
Her şeyden çok sevdiğiniz bebeğinizin büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi şüphesiz ona sağlayacağınız imkanlarla mümkündür. Düzenli olarak doktora götürmek, kilosunu ve boyunu ölçtürmek, aşılatmak ve uygun besinlerle beslemek suretiyle iyi gelişmesini ve sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz. Belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, zaman içinde çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar olabilir.
“Çocukluk Çağında Beslenme” adını verdiğim bu kılavuzda, doğduğu andan itibaren 5 yaşına gelinceye dek çocuğunuzun büyüme gelişmesindeki önemli aşamaları esas alarak, beslenme konusunda yol göstermeyi amaçladım. Her şey çocuklarımızın sağlığı için ..

Dr. Çağatay Nuhoğlu

ÇOCUKLUK DÖNEMLERİNE GÖRE BESLENME

0 – 4 Aylık Bebeğin Beslenmesi
4 – 9 Aylık Bebeğin Beslenmesi
9 – 12 Aylık Bebeğin Beslenmesi
1 – 5 Yaş Çocuk Beslenmesi

0 – 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ:

Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.

Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;

İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.

Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.

İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir. Bebeğinizi istedikçe ve sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız. Anne sütünün artmasını sağlamak için sık emzirme birinci koşuldur. Bebeğinizin emmediği durumlarda, göğsünüzde süt birikimi söz konusu olduğunda tırle adı verilen pompalarla boşaltma işlemi yapabilirsiniz. Bu pompalar hemen her eczaneden kolaylıkla temin edilebilmektedir.

Tüm annelerin sütü yararlıdır. Başlangıçta oldukça koyu olan sütünüz zamanla sulu bir hal alır; bu, anne sütünün genel özelliğidir ve tamamen doğal bir durumdur. Benim sütüm bebeğime yaramıyor gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü her annenin sütü kendi bebeği için özeldir.

Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir, bu durum bazen yanlışlıkla ishal olarak değerlendirilir. Oysaki altın sarısı renkte, kötü kokmayan, sulu, günde 7 – 8 kereye kadar olabilen bu dışkı tamamen normaldir. Yine aynı özellikleri taşıyan ama 3 günde bir bol miktarda yapılan kaka da normal kabul edilir. Ancak dışkı çok sert ise nedeni araştırılmalıdır.

Göğüs uçlarında meydana gelen çatlaklar genel kanının aksine, temizlikteki yetersizlikten değil, uygun emzirme pozisyonunun ve tekniğinin sağlanamamasından ileri gelir. Bebek, memenin sadece ucunu değil renkli kısmın önemli bir bölümünü bir ağız dolusu almalı, çene ucu meme cildine temas eder vaziyette ve alt dudak dışa kıvrılmış olmalıdır. Bu şekilde bebeğin yanaklarında şişlik oluşur ve yutkunarak annesinin sütünü aldığı kolayca fark edilir. Eğer çatlak meydana gelmişse doğru pozisyonda ve uygun emzirme tekniğiyle sorun kısa sürede halledilir. Beslenme sonrası bir miktar anne sütünün çatlak bölgelere sürülerek kurutulmasının yararlı olduğu düşünülmektedir.

Emziren anneler her zaman bol ve pamukludan yapılma sutyen giymelidirler.

Anne sütünün yetmediği inancıyla doktora danışmadan yeni bir gıdaya başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde ortalama 6 kez beslenebilen, bezini günde 6 defa ıslatan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir. Kaka sayısı beslenmenin değerlendirilmesinde güvenilir bir işaret değildir.

Anne sütünün yeterliliği en iyi çocuğun gereken tartıyı almasıyla anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrollerine getiriniz.

Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra, kaynatılarak steril edilmiş şişelerde oda sıcaklığında 8 saat, buzdolabında 24 saat ve buzlukta dondurarak 6 ay saklayabilirler. Bu amaçla saklanan anne sütü hiçbir zaman kaynatılmamalıdır.

Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.

Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle annelerin; günde 2 litre (10 su bardağı) kadar sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto çorbalar, vb.) almaları önerilir.

Günlük beslenmede en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et ve bir adet yumurta, 3 ince dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek 2 adet meyve bulunmalıdır. Anne sütü verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.

4 – 9 AYLIK BEBEK BESLENMESİ

Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.

Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.

Ek Gıdalar:

Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.

Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.

Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.

Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.

Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.

Meyve Suyu:

Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.

Meyveler iyice yıkanır, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir. Temiz bir tel süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna başlandıktan bir iki hafta sonra püre halinde verilebilir. Meyve sularına şeker eklenmemelidir!

Sebze Çorbası:

Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.

1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.

2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.

3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.

4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.

Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir.

Muhallebi:

Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.

Muhallebi, kutu mamalarla da hazırlanabilir. Özellikle inek sütü proteinlerine duyarlı olan bebeklerde bu durum tercih edilir. Bir su bardağı su 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirildikten sonra içine 5-6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Topaklanma durumunda tel süzgeçten geçirilir. Son yıllarda süt çocukluğu döneminde inek sütünün hiç kullanılmaması yönünde olan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır.

Yoğurt:

Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.

Kahvaltı:

Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.

Yumurta:

Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.

Tahıllı Çorbalar:

Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.

Köfte:

Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.

Balık ve Tavuk:

Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.

Karaciğer:

Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.

Çay:

Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.

6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:

_____________________________________

1. Öğün (saat 06.00-07.00)

Kahvaltı + Anne Sütü

Ara Öğün (saat 09.00-09.30)

Meyve Suyu

2. Öğün (saat 11.30-12.30)

Et + Sebze Maması + Anne Sütü

Ara Öğün (saat 15.30-16.00)

Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek

3. Öğün (saat 18.30-19.30)

Sütlü Muhallebi + Anne Sütü

Gece Öğünü

Anne Sütü (1-2 kez)

_____________________________________

Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.

Et olarak 1 köfte, 5 tatlı kaşığı karaciğer veya tavuk ezmesi dönüşümlü olarak verilebilir. Sütlü muhallebi yerine mamalardan hazırlanmış muhallebiler ya da hazır unlu sütlü mamalar verilebilir. Sebze maması ve muhallebi öğünleri önceleri az miktarda başlanır, daha sonra 200-250 gram (bir kase dolusu) olarak hazırlanır.

9-12 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ:

Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.

Örnek Mönü:

Sabah: Kahvaltı

1 Bardak şekersiz süt

1 Yumurta sarısı

1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez

1 Çay kaşığı yağ

1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi

Ara: Meyve püresi

Öğle: Kıymalı sebze püreleri

Dolma içleri, sebzeli köfteler

Kuru baklagil püreleri

Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)

Akşam: Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)

Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.

1-5 YAŞ ÇOCUK BESLENMESİ:

Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.

Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.

Ülkemizde en sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.

Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.

Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.

Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir.

Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.

Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.

Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.

Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.

Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.

Çay ve kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5 – 2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. Üç yaştan itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.

Sevgili Anne ve Baba,

Hazırlamış olduğum bu kısa ve özlü beslenme kılavuzunun, bebeğinizin yeterli ve dengeli beslenmesi için gösterdiğiniz çabada size yol göstererek yararlı olacağını umut ediyorum. Bebek beslenmesi ile ilgili kapsamlı ve kaliteli çok sayıda kaynak eseri kitapçılarda bulabilir, merak ettiğiniz ayrıntıları doktorunuzla konuşarak bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz.

Sağlıklı ve başarılı nesiller yetiştirmeniz dileğiyle ..

Dr. Çağatay Nuhoğlu

Tuz

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Tuz vücudumuzda suyun tutulması, kas ve sinirlerin çalışması için gereklidir. Tuz, besinlerin bileşiminde bulunduğu gibi, göllerden, denizlerden ve kayalardan saf olarak da elde edilir. Elde edilen bu tuz, besinleri işleyerek saklamak ve yemeklerin lezzetini arttırmak için kullanılır. İnsanın günlük tuz gereksinmesi 5-15 gram arasında değişir. Aşırı sıcaklarda, fazla beden hareketlerinde terlemeyle,

ateşli hastalıklarda terleme ve idrarla, ishallerde dışkıyla su ve tuz kaybedilir. Bu nedenle rahat ortamda yaşayan kişinin tuz gereksinmesi azken, ağır işte çalışanların, aşırı sıcaklardan korunamayanların, sık ishal olanların tuz gereksinmesi fazladır.

Doğal besinlerde tuz az miktarlarda bulunur. En çok tuz bulunan besinler; yeşil yapraklı sebzeler süt, et ve yumurtadır. Bunun yanında, işlenmiş besinlerde daha çok tuz vardır. En çok tuz bulunan işlenmiş besinler, salamura besinler (zeytin, peynir, turşu) bisküvi, kek vb., konserveler, kahve, ekmektir. işlenmiş besinlerin çok tüketilmesi tuz alımını da artırır.

Fazla tuz gereksinmesi olmayan kişilerin yemeklerine tuz eklemeleri gerekmez ve hatta işlenmiş tuzlu besinleri az tüketmeleri de gerekir. Bunun yanında, fazla idrar çıkaran, aşırı terleyen ve ishal olan kişilerin içecek ve yiyeceklerine tuz eklemeleri zorunludur.

Tuz, kan basıncını artırır. Bu nedenle, tansiyonu yüksek olanların yemeklerine tuz koymamaları önerilir. Ayrıca, böbrek bozukluklarında, bazı kalp hastalıklarında, vücudun belirli yerlerinde su toplanmalarında(ödem), doğal besinlerin bileşimindeki tuzla yetinilmeli, yemeklere tuz eklenmemelidir.

Toprağın Besin Değeri

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Su kesen domatesler ya da sönen salata yaprakları meyve ve sebzelerin tatsız oluşu genelde güçsüz ve besin değerinden yoksun toprağa bağlanırdı.

Bunun sebebi olarak da aşırı tarım, sera üretimi ve çevre kirliliğinin neden olduğu asit yağmurları görülürdü.

Almanya Gıda Kurumu DGE nin, 60 araştırma enstitüsünün uzmanları arasında yaptığı bir anket, şimdiye kadar hakim olan bu görüşü yalanlıyor. Anket sonııcuna göre, toprağın besin değeri hatta eskiye oranla zenginleşmiş durumda.

Birkisel gıdaların besin değerinde geçtiğimiz on yıllarda herhangi bir değişim saptanmamış. Uzmanların görüşlerine göre, gıdalardaki besin değeri, tarım şekilinden çok, öncelikle hasat zamanı, iklim, bitkiler arasındaki dikim aralığı ve bitkilerin cinsine baglıymış.

Örneğin,ister geleneksel ister ekolojik olarak yetiştirilen havuçların karotin miktarında hiçbir fark görülmediğini belirten uzmanlar, açık havada olgunlaşan domateslerdeki C vitamininin kış aylarındaki sera domateslerine oranla daha fazla oluşunun da, mevsimler arasındaki ışık farkından ileri geldiğini söylüyor. Uzmanlara göre, günümüzde giderek hassaslaşan ölçüm ve analiz yöntemleri de zaman zaman yanlış anlamalara yol açabiliyor.

Yoğun tarım yapılan bölgeler de dahil olmak üzere, Almanya da 1946-1995 yılları arasında yetişen tahıllarda yapılan incelemelerde, bunlardaki selen miktarında herhangi bir farka rastlanmadığını belirten Paderborn Üniversitesi nden Prof. Helmut Heseker, hatta gübreleme ve hayvansal atıklar nedeniyle bunun tam tersinin söz konusu olduğunu söylemiş.

Tereyağı Ve Margarin Arasındaki Farklar

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Yüzyıllardır insanlar tarafından doğal olarak üretilen ve dedelerimizin vazgeçilmez besinlerinden olan tereyağının kullanımı son 50 yılda önemli derecede azaldı: bunun en önemli nedeni margarinlerin yaygınlaşması ve daha ucuz bir şekilde tüketiciye sunulması. Oysa tereyağı ile margarinin arasında fiyat farkı ile ölçülemeyecek farklar var:

MARGARİNİN ZARARLARI

Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.

Margarinde yağ asitleri çok yüksektir.

Margarin Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar.

Toplam kolesterolü ve LDL yi yükseltir (kötü kolesterol)

HDL yi düşürür (iyi kolesterol)

Kanser riskini beş katına çıkarır.

Anne sütünün kalitesini düşürür.

Bağışıklık sistemini zayıflatır.

İnsülin tepkisini düşürür.

Tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.

TEREYAĞININ YARARLARI

Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor.

En iyi A vitamini kaynağıdır.

Lesitinden zengindir.

Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir.

İyi bir iyot kaynağıdır.

Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olduğu için, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır.

Diş çürükleri ve osteoporoz riskini azaltır.

Maküler dejenerasyonu azaltır (lutein)

Yüksek kolesterolü azaltır (kolin)

Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin)

Televizyon İzle Göbek Sahibi Ol

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

ABC News televizyonu ve Time dergisinin ortaklaşa yaptığı araştırmaya göre, aşırı şişman ABD lilerin çoğu aldıkları kalorilere, yağ ve karbonhidratlara dikkat etmiyor.

Kilo vermek isteyen ABD lilerin sayısı 1950 li yıllardan bu yana iki kat arttı, fakat çok az kişi bu yönde harekete geçti.

ABD lilerin sadece dörtte birinin zayıflamak için uzmana başvurduğunun, halkın yüzde 58 inin kilo vermek istediğinin kaydedildiği araştırmada, bu oranın, 1951 de yüzde 31 olduğuna dikkat çekildi. Kilo vermek isteyen ABD lilerin yüzde 27 sinin bu yönde harekete geçtiği, bunlardan da üçte ikisini herhangi bir plan izlemediği kaydedildi.

Günde üç saatten fazla televizyon izleyen çocukların yüzde 21 i, günde üç saatten az televizyon izleyen çocuklarınsa yüzde 13 ü ebeveynleri tarafından aşırı kilolu olarak tanımlandı. Araştırmaya katılanların yüzde 59 u, televizyon izlerken atıştırmanın obeziteye neden olan en büyük sorunlardan biri olduğuna inanıyor.

Tatlandırıcılar

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Tatlandırıcılar insan beslenmesine yönelik gıdalarda kullanılmadan önce, hayvan ve insanlarda denenerek yan etkilerinin sağlık açısından önemli sorunlar oluşturmayacak düzeylerde olduğu kanıtlanmalıdır. Bu tür testlerin tam güvenlilikle yapılması genellikle güçtür; deneylerin sonuçlarının saptırılması olasılığı, denenen maddelerin saf olmaması, deneylerin uzun sürmesi ve yüksek maliyetli olması, başka etkenlerle etkileşimin sonuçların öznel ya da yanlış değerlendirilmesine yol açması karşılaşılan güçlüklerdir.

* Früktoz : Yakın bir geçmişte “diyet şekeri” olarak ya da bazı diyet ürünlerinin hazırlanmasında kullanıma girmiştir. Birçok meyve ve balda doğal olarak bulunan früktozun diyet için sunduğu üstünlükler az kalorili olması, insüline bağımlı olmaması ve diş çürümesine yol açmamasıdır. Aslında früktozun sağladığı kalori miktarı sakkarozunkiyle (yüzde 50 si früktozdur) eşittir: gram başına 4 kalori. Bu nedenle früktozun az kalorili olduğunu söylemek doğru olmasa da dolaylı olarak tatlandırma gücünün şekerden 1,5 kat daha fazla olması nedeniyle daha az kullanılır ve daha az kalori alınmasını sağlar. Bu kalori kazancı önemsenecek düzeyde değildir. Hele diyet şekerinin şişmanlatmadığı yolundaki yanlış düşünce ile früktozla tatlandırılmış tatlı, pasta, kahvenin çok tüketildiği durumlarda bu kalori kazancı bütünüyle önemini yitirir. Bu arada früktozun glikoza oranla daha çok yağ yapıcı olduğu ve vücutta yağ birikimine ve kan trigliseritlerinde artışa yol açtığını da hatırlatmak gerekir.

Tatlandırcılar Kanser Riskini Artıyor Mu?

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

İnsanoğlu doğumdan itibaren tatlıya düşkün bir canlıdır. Besinlerin içine tatlarını artıracak maddeler konulması ilk olarak eski Çin ve Yunan kültüründe gözlenmiş ve tatlandırıcı olarak bal kullanılmıştır. Daha sonraları bunun yerini beyaz şeker almıştır. 1879 yılında sentezlenen ilk tatlandırıcı olan sakarin (saccharin) ucuz bir ürün olmasından dolayı I. ve II. Dünya Savaşları sırasında yaygın kullanım alanı bulmuştur. Savaşlardan sonra insanlar beyaz şekere dönseler de 1970’lerden itibaren hızla artan şişmanlık tatlandırıcıları yine gündeme getirmiştir. Ucuz ve kalorisiz bir tatlandırcı hem üreticinin hem de tüketicinin işine gelmiştir. Günümüzde light ürün sanayiinin sınır tanımazlığı ve kilolarıyla başı dertte olan insanlar hergün onlarca grama varan oranda tatlandırıcı kullanmaktadırlar. Bugün dünyada on kadar meşhur ve yaygın kullanıma sahip tatlandırıcı vardır; sakarinden başka acesulfame-K, aspartame, sucralose, cyclamate en çok bilinenleridir.

Tatlandırıcıların pekçoğu başta ABD olmak üzere değişik ülkelerde dönem dönem yasaklanmış, daha sonra zararsız oldukları anlaşıldığı için satışı yeniden serbest bırakılmıştır. Ancak özellikle mesane kanseri yaptıklarına dair şüpheler hiçbir zaman tam anlamı ile ortadan kalkmamıştır. Farklı ülke ve farklı araştırma grupları tarafından yapılan çalışmaların sonuçlarının çelişkili çıkması özellikle ABD’de devasa bir sektör olan ilaç firmalarının baskılarını akla getirmektedir. Aynı tür baskı cep telefonlarının kanser riskini artırıp artırmadığı konusunda da yaşanmış ve bilimsel bilgiler kirletilerek olay bir oldu bittiye getirilmiştir. Halen bilimsel olarak cep telefonlarının kanser riskini artırıp artırmadığı açıkça belli değil ve/veya açıklan(a)mamaktadır.

Tahıllar Sofranızdan Eksik Olmasın

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Dört temel besin grubundan biri olan tahıllar, vücudun enerji ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılaması nedeniyle beslenmemizde önemli bir yere sahiptir. Önemli olan bu besin grubu içerisinde doğru seçimler yapmak, büyük ölçüde karmaşık karbonhidratları tercih etmektir. Bu gruptan yiyecek seçimi yaparken, kalorisi azaltılmış ve B grubu vitamin içeren diyet ürünler de tercih edilebilir, ancak bu ürünler kalorisiz olarak düşünülüp aşırı miktarlarda tüketilmemelidir.

Tahıl taneleri temel olarak yüksek posa, düşük yağ, yüzde 10-15 oranında protein, nişasta, B ve E vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum, demir gibi mineraller ile elementler içermektedir. Ancak öğütme işlemi sırasında bu değerli besin beyazlaştırılarak maalesef en faydalı kısımları ziyan edilir.

Menopoz döneminde yiyin

Tam tahıl taneleri, hem pek çok kronik hastalığı önlediğinden, hem de zayıflama diyetlerinde tokluk hissi sağladığı için beslenmemizde sıklıkla kullanılmalıdır.

Tahılların özellikle mide ve kolon kanseri ne ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olduğu ispatlanmıştır.

Tam tahıl taneleri, içeriğindeki koruyucu bileşikler, posa, dirençli nişasta sayesinde bağırsak çeperine koruyucu kalkan olur, yüksek lif oranıyla da bağırsak aktivitesini artırarak kabızlık sorunlarını önleyebilir. Tahıllar bileşimlerindeki bitkisel östrojenler ile potansiyel hormonal etkileriyle kadınlarda östrojen seviyelerini dengeleyerek günümüzde pek çok kadının şikâyetçi olduğu kist ve miyom oluşumunu engellemede de etkilidir. Ayrıca tam tahılların menopoz sırasındaki yorgunluk, ateş basması ve ruhsal durumdaki dengesizlikleri normale döndürebildiği de saptanmıştır.

Şeker Ve Sağlığımız

Yazar: Eylül 5th, 2009 in Beslenme by admin

Basit bir şekilde tanımlayacak olursak,şeker aslında bir karbonhidrattır. Karbonhidrat, tıpkı protein ve yağ gibi yaşamsal önem taşıyan üç önemli besinden biridir. Birçok kişi gündelik kullanılan beyaz toz ve küp şekerin sadece şeker olduğunu düşünür. Oysa ki 6 çeşit şeker vardır. Birçok besinde özellikle meyve ve sebzede de şeker bulunur. Ancak içerdikleri diğer besleyici maddelerle, taze meyve ve sebzede de bulunan şeker son derece yararlıdır. Zaten sadece besinlerde bulunan doğal şekeri tüketseniz, şişmanlama sorunu büyük ölçüde ortaya kalkar. Bir kişinin günde alması gereken rafine şeker miktarı yaklaşık 5-10 çay kaşığıdır.

Şeker Kiloya Sebeb Olur…

Çok fazla şeker, bağışıklık sistemini tehlikeye sokabilir.Beslenme uzmanları 2 şişe gazozda yaklaşık 20-24 çay kaşığı şeker bulunduğunu belirtiyorlar ve bu oranın akyuvar hücrelerinin etkisini %92 oranında azalttığını belirtiyorlar. Çünkü akyuvar hücreleri bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Fazla şekerin pankreas ve adrenal bezleri üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Hergün alınan yüksek miktarda şeker uzmanlara göre erken menapoza, şeker hastalığına ve kronik yorgunluğa neden olabilir. Eğer işlenmemiş besinler alıyorsanız, o zaman düşündüğünüzden ve almanız gerekenden daha fazla şeker alıyorsunuz demektir.

Şeker Tüketiminde Sağlıklı Miktar…

En ideali, bütün rafine ve konsantre şekerleri diyet programından çıkarmak. Tabii ki bu oldukça zor bir iş.Günde 5 çay kaşığı şeker kullanmak en idealidir. Şeker kullanımının artması ile birlikte şekerin neden olduğu hastalıklarda da artış gözleniyor. Araştırmacılar,yaklaşık 15-20 yıl devamlı olarak rafine şeker ve abur cubur yiyeceklerin tüketilmesi ile diyabet gibi kronik rahatsızlıkların ortaya çıktığı düşünülüyor. İstatislikler günde 26 çay kaşığından fazla şeker alınmasının kronik rahatsızlığa yakalanma riskini de önemli ölçüde arttırdığı söyleniyor.

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp