Kanserde çevresel etkenler daha önemli

YAZI ZAMANI: Nisan 19th, 2010 in Kanser by kartal

Uluslararası çalışmalarda, teknofobik ürünler olan mikro dalga fırınlar, bulaşık makinesi ve cep telefonlarının kanser yaptığına dair kesin veriler bulunmadığı, kansere yol açan nedenler arasında tütün kullanımı ve beslenme alışkanlığının ilk sırada olduğu belirtiliyor.
Uzmanlar, yapılan uluslararası çalışmalarda, bu cihazların kanser yaptığına dair kesin bir veri bulunmadığını, kanser sebepleri arasında listenin son sıralarında bile yer almadığını ancak yine de aşırı kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtiyor.
kan
Kansere yol açan nedenler arasında tütün kullanımı, beslenme alışkanlığı, aşırı kilo, hareketsiz yaşam ve çevre kirliliği gibi faktörlerin ilk sırada yer aldığına dikkat çekiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı, İç Hastalıkları ve Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İsmail Çelik, teknofobik cihazlar ve kanser ilişkisi hakkında AA muhabirine yaptığı açıklamada, medeniyetin en önemli göstergesinin teknolojik gelişmeler olduğunu söyledi.

Ortalama insan ömrünün 80-90 yaşına kadar uzamasının modern ilaçlar, tanı yöntemleri ve yeni tedavi metotları gibi teknolojik geliÅŸmelerle gerçekleÅŸtiÄŸini ifade eden Çelik, teknolojik ilerlemelerin getirdiklerinden duyulan endiÅŸe anlamına gelen ”teknofobi”yi de yarattığını belirtti.

Çelik, bunun yeniliğe ve bilinmeye karşı olan endişe, çekinme ve korkuya yol açtığını, bunun normal olduğunu ancak bilimsel temele dayanmayan çekincelerin yaşamı zorlaştırmak ve gerçekten sağlığa zararı ispatlanmamış şeylerden uzaklaşılmasına yol açabileceğini bildirdi.

Teknofobi kurbanları arasında modern teknoloji ürünü cihazların ön sırada yer aldığını belirten Çelik, şunları kaydetti:

”Bilimsel zeminden ziyade daha çok dedikodu ÅŸeklinde yayılan teknofobinin kurbanları, televizyon, cep telefonu, bilgisayar, mikrodalga fırınlar, bulaşık makineleri gibi cihazlardır. Bu cihazlar, aslında kanser sebepleri arasında listenin son sıralarında bile yer almazlar.

Kansere yol açan gerçek sebepler çoÄŸunlukla çevresel ve yaÅŸam tarzı kökenlidir. Tütün ve tütün mamulleri kullanımı, beslenme alışkanlıkları, ÅŸiÅŸmanlık, fizik aktivite azlığı, alkol kullanımı, çeÅŸitli enfeksiyonlar (Hepatit B ve Human Papilloma virüsleri) ve bilinçsiz güneÅŸ ışığı maruziyeti kanser sebeplerinin yüzde 90-95′ini oluÅŸturur.

Bir diÄŸer anlatımla kanserden korunmak için yaÅŸam biçimimizi deÄŸiÅŸtirmemiz ve sigara dumanına maruz kalmayan, saÄŸlıklı beslenen, ÅŸiÅŸman olmayan ve fiziksel olarak aktif bireyler olmamız gerekli ve yeterlidir. ”

”CEP TELEFONUN KANSERE YOL AÇTIÄžINA İLİŞKİN UYARI MEVCUT DEĞİL”

En çok tartışılan teknofobik cihazın cep telefonu olduÄŸunu belirten Çelik, ”Dünya genelinde iki milyardan fazla kiÅŸinin cep telefonu kullandığı tahmin edilmekte ve bu sayı gün geçtikçe artmaktadır. 2000 yılında her 100 kiÅŸiden 12.2′si cep telefonu kullanırken bu sayı 2007 yılında 100 kiÅŸide 49.5′a yükselmiÅŸtir” dedi.

Çelik, cep telefonu kullanımı ile kanser geliÅŸimi riski arasındaki iliÅŸkinin uzun süredir saÄŸlık otoritelerinin, teknoloji üreticilerinin ve kamuoyunun gündeminde önemli bir yer iÅŸgal ettiÄŸini ifade ederek, ”Günümüzde cep telefonlarının çoÄŸunun yaydıkları elektromanyetik dalgalar 800 ila 2000 MHz arasındadır ve mikrodalga spektrumundadır ve bu frekanstaki dalgalar Uluslararası İyonize Olmayan Radyasyondan Korunma Komitesince belirlenen saÄŸlık güvenliÄŸi sınırlarının dışındadır” diye konuÅŸtu.

Bu yüzden çalışmaların devam ettiÄŸini ve güvenlik ölçütlerinin sürekli sorgulandığını, bu kapsamda Türkiye’nin de içinde bulunduÄŸu uluslararası çalışmaların yürütüldüğünü dile getiren Çelik, Ekim 2009 tarihinde yapılan bir çalışmada, cep telefonu kullanımı ile kanser geliÅŸim riski hakkındaki tüm araÅŸtırmaların biraraya getirilerek incelendiÄŸini bildirdi.

Çelik’in verdiÄŸi bilgiye göre, ”bu çalışmada geçtiÄŸimiz on yıl içinde yapılmış bazı epidemiyolojik çalışmalarda mobil telefon kullanımı ile beyin tümörleri, baÅŸ boyun tümörleri, non-Hodgkin lenfoma ve testis kanseri gibi malign veya benign tümörlerin geliÅŸimleri arasında bir risk iliÅŸkisinin var olup olmadığı incelendi. Bir araya getirilen ve incelenen vaka-kontrol çalışmalarının bazılarında mobil telefon kullanımı ile tümör riski arasında pozitif bir iliÅŸki bulunurken diÄŸer vaka-kontrol çalışmalarında herhangi bir iliÅŸki tespit edilemedi.

Ayrıca bu vaka-kontrol çalışmaları dışında kalan tek geriye dönük kayıt incelemesi çalışmasında, kısa veya uzun dönem kullanım ile risk arasında herhangi bir iliÅŸki gösterilmedi. Bugüne kadar yapılmış çalışmalarda cep telefonu kullanımının kansere yol açtığına iliÅŸkin halihazırda bir bulgu ve uluslararası örgütlerce yapılmış bir uyarı mevcut deÄŸil. Yine de bilim insanları, daha geniÅŸ kapsamlı çalışmalar yaparak konuyu araÅŸtırmaya devam ediyor.”

”CEP TELEFONU KULLANIRKEN TRAFİK KAZASI RİSKİ

TÜBİTAK tarafından konuya iliÅŸkin yayımlanan rapor hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çelik’e göre, raporda ÅŸu görüşlere yer veriliyor:

”Cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik radyasyonun saÄŸlık üzerine etkileri konusunda henüz tam olarak bilinmeyen birçok nokta bulunuyor. Bugüne kadar yapılan laboratuvar deneyleri, deney hayvanları ile yapılan çalışmalar ve epidemiyolojik araÅŸtırmalar, bu radyasyonun kanserle bir iliÅŸkisini ortaya koymamıştır.

Yapılan çalışmalar sonucunda cep telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların beyin fonksiyonlarını kısa süreli etkilediÄŸi gösterilmekle birlikte, bu deÄŸiÅŸimlerin baÅŸ aÄŸrısı, uykusuzluk veya psikolojik bozukluklarla iliÅŸkisini gösteren bilimsel bir kanıt elde edilmemiÅŸtir. Cep telefonu veya araç telefonu kullanımının bugün için kanıtlanmış tek saÄŸlık riski, araç sürerken kaza riskini arttırmasıdır.”

Cep telefonu kullanımına ilişkin bilimsel olarak zararlı olduğu tespitinin elde edilmediği ancak çalışmaların devam ettiği vurgulanan raporda, cep telefonu kullanımında özellikle çocuklar açısından aşırıya kaçınılmaması, baz istasyonu ve cep telefonlarının standartlara uygun olarak imal edilmesi, baz istasyonları anten yerleşimlerinin yaşam alanları göz önüne alınarak planlanması ve periyodik kontrollerinin yapılması gerektiğine dikkat çekiliyor.

TÜBİTAK’ın raporunda, elektromanyetik radyasyonun insan yaÅŸamından tümüyle çıkarılmasının mümkün olmadığı belirtilerek, ”dolayısıyla, her yeni teknolojide olduÄŸu gibi kullanımında dikkatli davranılması gerektiÄŸi” uyarısında bulunuluyor.

AA

Post a comment

Saðlýk ve Týp