tavuk karası

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

tavuk karası
Halk arasında Tavuk Karası diye anılan hastalık A vitamini eksikliginin sebep oldugu bir göz hastalıgıdır. A vi­tamini balık, süt ve süt ürünleri, yumurta ve yesil sebzelerde bol miktarda bulunur. Bu yiyeceklerin cok az alınması ve hele hic yenmemesi durumunda gözün retina tabakası icin cok gerekli olan “rodopsin” maddesi üretilemez. Bir adı da “görme moru” olan bu madde zamanla ısıgın etkisiyle tamamen solar ve gece körlügü dedigimiz hastalık ortaya cıkar. Gözün los ısıga hemen uyum saglayamaması anlamına gelen gece körlügü, özellikle gece sürücüleri icin sorun yaratır. Ender görülen bu rahatsızlık, genellikle kötü beslenmeden kaynaklandıgından, kolaylıkla tedavi edilebilir. Gece körlügü kavramı, bu hastalıkta geceleyin görme bütünüyle yitirilmedigi icin biraz yanıltıcıdır. Gece körlügünde, ısık azaldıgında, saglıklı insanlara göre görüs de azalır.

Nedenleri
Gece körlügünün en sık rastlanan nedeni A vitamini yetersizligidir. A vitamini, gözün parlak ısıktan los ısıga gecise uyum saglaması icin gereklidir. Gözün agtabakasında gözün gerisindeki, ısıga duyarlı alan koni ve comak bicimli, iki tür alıcı hücre vardır: Koni bicimli hücreler agtabaka merkezinde yogunlasmıstır ve yalnızca parlak ısıkla uyarılırlar. İslevleri rengin ve ayrıntıların algılanmasıdır. comak bicimli hücreler ise, bu alanın cevresinde bulunurlar ve gün ısıgnıda neredeyse hic islev göremezler. cok düsük siddette ısık düzeylerine yanıt verirler ve ısık zayıfken bile nesnelerin görülmesini saglarlar. comak bicimli hücreler, gece görmeyi saglamak icin harekete gecirilmesi gereken, ısıga duyarlı “rodopsin” adlı pigmenti icerirler. Rodopsinin los ısıkta görme icin etkilesmesi gerekir. Bu islemse A vitamini gerektirir. Bu nedenle A vitamini olmadıgında los ısıga uyumda azalma olur.

Belirtiler
cogu kiside comak hücrelerle görmeye gecis yarım saati bulan süreler alır. Gece körlügü olanlar hem normalden daha az uzaklıgı ve daha az ayrıntıyı görürler hem de gece görüsüne uyum saglamaları daha uzun zaman alır. Bu durum, özellikle gece arac kullananlarda önem kazanır. Gece körlügü olan kisi, yaklasan bir arabanın farlarını normal biri gibi secer ama araba gectiginde karanlıga uyum göstermesi daha uzun sürer ve bir süre icin yalnızca önündeki kısa bir uzaklıgı secebilir.

Tedavi
Gece körlüğü genellikle doktor kontrolünde A ve D vitamini haplarıyla tedavi edilir.

Katarakt

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Katarakt
Kataraktın kelime anlamı hızla aşağı doğru akan su ya da başka bir deyimle çağlayan dır. Bu benzetmenin ilk kullanımı 11. yüzyıla kadar dayanmakta olup, arapça aynı anlama gelen nuzul-el-ma kelimesinin latince ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır, halkımız arasında da yine aynı benzerlikten dolayı ak su ifadesi kullanılmaktadır…

Katarakt hastalığı, saydam olan göz merceğinin bu saydamlığını yitirmesi ve gözbebeğinden normalde alınan siyah reflenin, yerini opak-beyaz refleye bırakması ile karakterizedir. Tarih boyunca, bu beyaz refle, hızla akan suyun aldığı renge benzetilerek “katarakt terimi kullanılmıştır, halen de tüm dünyada aynı ortak bir terim kullanılmaktadır.

Kataraktla birlikte renkler canlılığını kaybeder, görme azalır : Bulanıklaşan göz merceği, dışarıdan gelen ışıkların göz içine, görme noktasına ulaşmasını engeller, böylelikle kataraktlı hastalarda görme bulanıklaşır ve görme kalitesi düşer. Başlangıçta kataraktlı hastaların görmeleri henüz belirgin olarak azalmasa da dünyayı daha soluk ve cansız görürler. Başka bir deyişle katarakt gelişimi ile dünyaya açılan pencelerimize yavaş yavaş bulanık bir perde inmektedir. Diğer belirtiler ise özellikle aydınlık ortamlarda gözlerde kamaşma, gözlük numaralarında hızla değişme şeklinde özetlenebilir.
Yaşlılık kataraktında bir yandan görme bulanırken, diğer yandan da özellikle mavi renkte azalma, sarı renkte artma şeklindeki renk görme bozukluğunu görmekteyiz

Yaşamının ileri yıllarında, gelişen kataraktına bağlı olarak, ünlü ressam Van Goghun resimlerinde de sarı hakimiyetini dikkat çekicidir
Diabetik kataraktta ise, loş ortamda normale yakın görmeye karşın ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Bu kişiler araç kullanırken, otomobil farlarından fazlaca etkilenirler. Bazen bu yakınma, normal oda aydınlatmasında ve loş ortamda iyi görebilen bir araç sürücüsü için ameliyat nedeni olabilir.

Diabetik kataraktta özellikle ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekicidir.

Katarakt gelişimini önlemek mümkün mü?
Katarakta neden olabilecek pek çok hastalık, ilaç ve çevresel faktör mevcuttur. Ancak, katarakt gelişiminin en önemli nedeni yaşın ilerlemesidir. İlerleyen yaş, nasıl bazı insanları diğerlerinden daha erken ve daha fazla etkiliyorsa, katarakt da bazı insanlarda daha erken ve belirgin olarak ortaya çıkar, ama yaşlanma önlenemedikçe, kataraktın da önlenmesi mümkün görünmemektedir. Günümüzde henüz katarakt gelişimini engelleyecek veya bulanıklaşan lensi tekrar saydamlaştıracak tedavi yöntemi bulunamamıştır.

Diabetik kişilerde katarakt iki kat sık görülür
Bazı hastalıklarda, özellikle de “Diabet”te katarakt sıklığı artmaktadır. Diabetli hastalarda hem yaşa bağlı katarakt daha erken ortaya çıkmakta, hem de yaşlılık kataraktından çok daha erken yaşlarda diabete bağlı katarakt görülmektedir. Diabetli hastalarda hastalık süresi, kan şekeri kontrolü ve yaş, katarakt gelişiminde etkilidir. Gelişiminde çok sayıda faktörün etkili olduğu kataraktın, önlenmesi de buna bağlı olarak güçleşmektedir. Ancak, diabet hastalarında iyi kan şekeri kontrolü kataraktın ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kataraktın tedavisi ameliyattır
Oldukça sık görülen bir hastalık olduğundan, katarakt ameliyatının tarihçesi de milattan önce 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yani 4.000 yıl önce de katarakt ameliyatı yapılıyordu. Tarih kitaplarında ilk katarakt ameliyatının Babilde, bulanıklaşan göz merceğinin göze uygulanan bir darbe ile göz içine düşürülmesi şeklinde yapıldığı bildirilmektedir. Bulanıklaşan ve bağları güçsüzleşen mercek, gözün içine vitreusa düşürülerek, görme hattında yarattığı bulanıklık ortadan kaldırılıyordu. Yüzyıllarca bu ilkel, ancak başarılı teknik kullanıldıktan sonra 1747de, yani bilinen ilk katarakt ameliyatından 3750 yıl sonra, daha modern bir teknik geliştirilmiş, bulanıklaşan mercek, göziçine düşürülmek yerine gözün dışına alınmaya başlanmıştır. Alınan merceğin yerine, bir başka mercek konulmadığı için, katarakt ameliyatı olan hastalar 1950li yıllara kadar çok kalın camlı 10-13 dioptri gözlüklere ihtiyaç duymuşlardır. İkinci dünya savaşında İngiliz savaş uçaklarının gölgeliklerinin yapımında kullanılan plastiğin, çatışmalar sırasında pilotların gözüne kaçtığı ve gözde yabancı cisim reaksiyonu yaratmadığı gözlenmiş, ilk göz içi merceği fikri bu şekilde doğmuştur. 1990lı yıllara kadar, sert göz içi mercekleri başarıyla uygulanmış, son yıllarda katlanabilen yumuşak merceklerin geliştirilmesiyle günümüzdeki modern ameliyat tekniklerine ulaşılmıştır. Göziçi mercekleri, diğer organ protezlerinin aksine, bir daha değiştirilmesine gerek olmamak üzere, göziçine yerleştirilmekte, kişinin eskitemeyeceği kadar uzun süre yerinde kalmaktadır.

En konforlu ameliyat !
Sadece göz damlası ile sağlanan anesteziyi takiben dikiş gerektirmeyecek kadar küçük bir kesiden göz içine girilmekte, bulanıklaşan mercek ultrasonik ses dalgaları ile temizlenmekte ve yerine hasta için uygun göz içi lensi takılmaktadır. Ameliyat öncesi yapılan ölçümler sayesinde her bireyin ihtiyacı olan lens gücü belirlenmekte, bu sayede ameliyat sonrası gözlük ihtiyacı da en aza indirilmekte, hastanın beklentileri de göz önüne alınarak ideal gözlük numarasının elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu gelişmeler ve elde edilen başarılı sonuçlar dikkate alındığında katarakt ameliyatının en konforlu cerrahi girişim olduğu ortaya çıkmaktadır. Her görme azlığının tek nedeni katarakt olamayacağından, kişinin bu ameliyattan ne kadar yarar göreceği, ameliyat öncesi muayenelerle değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kataraktı bembeyaz hale gelmemiş, yani henüz gözdibi muayenesi yapılabilen olgularda 100e varan güvenilirliktedir.

Ameliyat kalitesinin artması ile paralel olarak, ameliyat zamanlaması da değişmiştir. Bugün katarakt ameliyatının zamanı, hastanın ihtiyaç duyduğu andır. Kişinin günlük aktivitesi, mesleki özellikleri dikkate alınarak hekim ile hasta birlikte ameliyat zamanını belirlemelidir. Net görmenin önemli olduğu mesleklerde kataraktın çok erken evrelerinde ameliyat yapılarak, görme kalitesini artırmak mümkündür.

Katarakt tekrar eder mi ?
Başarılı bir katarakt ameliyatından sonra kişide tekrar katarakt gelişmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin opaklaşan merceği alınmış, yerine yapay bir mercek konulmuştur. Ancak, katarakt ameliyatı geçirmiş kişilerde, yapay merceği yerleştirdiğimiz yer, doğal mercek zarına kapsülüne ait ceptir. Bu zar doğal merceğin kapsülü zamanla opaklaşabilir ve hasta katarakt ameliyatından önceki gibi bulanık-mat görmeye, ışıkların etrafında halolar görmeye başlayabilir. Bu durumda, aynen bir göz muayenesi olur gibi, lazer bağlantılı biomikroskopa yüzünü yerleştiren hasta, tamamen ağrısız olmak üzere, opaklaşmış lens kapsülünün merkezinde yaratılan açıklıkla, önceki iyi görmesine kavuşturulur.

Diabetli hastaların yarısı hayatında bir kez ameliyat olmaktadır ve katarakt ameliyatı yapılan hastaların 10unu diabetliler oluşturmaktadır. Lokal anestezi, diabetik olguların da sistemik durumlarına bağlı herhangi bir kısıtlama olmaksızın ameliyat olabilmelerine imkan sağlamaktadır. Bazen hastaların görme ihtiyaçları, bazen diabetik retinopatinin takibi ve laser fotokoagülasyon ile tedavisi için katarakt ameliyatı kaçınılmazdır. Ancak modern teknolojinin, tıbba sunduğu imkanlarla, katarakt ameliyatı bugün korkulacak bir girişim olmaktan çıkmış, en konforlu ameliyat haline gelmiştir. Aydınlık ve güzel günler dileğiyle…

Hazırlayanlar :
Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez
Op. Dr. Sait Eğrilmez

Şaşılık

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Şaşılık
Kaç çeşit Şaşılık vardır ? Bir kaç çeşit sınıflama mevcut olmasına karşın, burada kısaca en sık görülenlerden bahsedilecektir…

Küçük Yaşta Kaymalar :
Nedenleri : Zor Doğum, Zor hamilelik dönemi veya Hamilelikte geçirilen ağır hastalıklar Annenin hamilelik sırasında bazı ilaçları kullanmasıAnne-baba
ın Akraba olması Kan Bağı çook uzaktan bile olsa!!

Küçük yaşta geçirilen ağır ve ateşli hastalıklar

Küçük yaşta geçirilen havaleler

Şiddetli Düşme

Görme bozukluğu olanlar

Ailede gözü kayan veya göz bozukluğu olanlar

Çeşitleri :

- Tek Gözde devamlı Kayma :
En sık rastlanan türdür. Genelde içe kayma şeklindedir ve kaymaya sıklıkla Hipermetropi veya Hipermetropik Astigmatizma eşlik eder.
Bazen de dışa kayma şeklindedir ve buna da genellikle Miyopi / Miyopik astigmatizma eşlik eder.

- İki Gözde Kayma: Bu çeşit kaymalarda anne-baba daha üzgündürler; halbuki iki gözün kayması daha kolay tedavi edilir.
- İki Gözde Arada Kayma
- Tek Gözde Arada Kayma
Bu son iki tür genelde daha kolay tedavi edilirler.

Tedavi : Nedene yöneliktir; ama burada en sık rastladığımız Tek Gözde Devamlı Kayma nın tedavisi üzerinde duracağız.

En önemlisi çocuğun Göz Doktoruna erken götürülmesidir: çünkü 1 yaşında 2 ayda düzeltilebilecek kayma, 4 yaşında 2 senede, 7 yaşında 3 senede, 10 yaşında 4 senede belki düzelebilir !!!

Önce varsa görme kusuru düzeltilmeli ve gerekli gözlükler verilmelidir.

Sonra gerekirse kapama yapılmalıdır.

Eğer kapama yapılamazsa, göz bebeğini büyütücü ilaçlarla kapama etkisi sağlanmalıdır.

Gerekirse özel aletlerle pleoptik tedavi uygulanmalıdır.

Yeterli olmayan durumlarda cerrahi müdahale yapılmalıdır Ama şu nokta asla unutulmamalıdır:

Ameliyat ile estetik yönden kayma düzeltilir, fakat göz tembelliği ne yazık ki düzeltilemez !

İleri Yaşlarda Göz Kaymaları
Genelde trafik kazası, darbe gibi travmalardan sonra veya Diyabet, Beyin veya Göz tümörleri gibi nedenlerden oluşurlar ve tedavileri nedene yöneliktir.

Arpacık

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Arpacık
Sık karşılaşılan bir sorundur. Nadiren cerrahi girişimler gerektirmekle birlikte, genellikle antibiyotik uygulamasıyla ve öteki basit yöntemlerle iyileştirilebilmektedir. Arpacık, etkilediği gözkapağı bezlerine göre ikiye ayrılır. Gözkapağının dışında kirpiklere bağlı yağ bezleri vardır. Bunlar, gözün yüzeyini koruyan yağı sebum salgılarlar… Bazen salgı bezi kanalı tıkanır ve içerde kalan bakteriler “dış” arpacığa neden olurlar. Gözkapağının içinde ise, “meibom bezleri” denen bir dizi bez daha vardır. Bunlar da yağ bezleridir, ancak kirpiklerle bağlantılı değillerdir, gözkapağının arka yüzüne açılırlar. Burada oluşan bir tıkanıklık ve enfeksiyon da “iç” arpacığa neden olur.

Arpacık daha çok, derileri kuru ve egzamaya eğilimlilerde görülür. Kepek ve pullanma bu koşullarda ortaya çıkar ve arpacık bunların etkisiyle oluşur. Diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi, genel olarak beden sağlığının bozuk olması ve direnç düşüklüğü de arpacığın sık görülmesine neden olur.

Arpacık ortaya çıkmadan birkaç gün önce gözde kaşınma ve batma hissi başlar. Arpacık bir iki günde ortaya çıkar. Küçük, ağrılı bir nokta biçiminde başlar; sonra şişerek belirgin kırmızı bir püstül içi irin dolu kabarcık halini alır. Dış arpacık kolayca tanınır. Ama iç arpacığın görülmesi için gözkapağını dışa doğru çevirmek gerekir. Şişen meibom bezi gözkapağını gerdiğinden iç arpacık, dış arpacıktan daha ağrılıdır.

Arpacıkla birlikte gözkapağındaki ağrı ve batma hissi artar. Işık ağrıyı artırır fotofobi ve göz sürekli sulanır. Fotofobi, göz sulanması ve sürekli burnunu çekme, çocukta, kızamık gibi daha ciddi bir hastalığı akla getirebilir

Yeterince erken anlaşılırsa, antibiyotikli merhem ya da damlalar arpacık oluşumunu önleyebilir. Ancak, çoğunlukla tanıdan önce püstülağızlaşma oluşur ve antibiyotikler etkisiz kalır. Tek tedavi, oluşan iltihabın boşalmasını sağlamaktır. Sıcak kompres, kan akımını artırıp gözkapağını yumuşatarak ağrıyı azaltır ve enfeksiyonun iyileşmesini kolaylaştırır. Basit bir sıcak kompres, tahta bir kaşığın çevresine pamuklu bir kumaş ya da pamuk sarıp sıcak suyun altına tutularak yapılabilir. Su dayanılabilir sıcaklıkta olmalı ve kaşık her seferinde kapalı göz üstünde en az 10 dakika tutulmalıdır. Dış arpacığın yerleştiği kıl kökü kolayca fark edilir. Kirpik bir cımbızla alınırsa, arpacık kendiliğinden boşalır, ağrı ve şişlik azalır.

İç arpacığın tedavisi daha zordur. Enfekte olan meibom bezi dışarı açılmaya çalışır ama kalın gözkapağını delemez. Sonunda akyuvarlar enfeksiyonun üstesinden gelir ve belirtiler ortadan kalkar ancak geride mikropsuz bir iltihap kisti kalır. Meibom kisti, gözkapağının altında ağrısız, küçük bir kitle halinde hissedilir ve ancak cerrahi girişimle çıkarılabilir. Lokal anestezi altında gözkapağı dışa çevrilerek kist alınır, çevresi temizlenir.

Gözü ovuşturmak, enfeksiyonu bulaştıracağı için zararlıdır. Kepeğin önlenmesi de önemlidir, çünkü arpacıkta rolü olduğu düşünülmektedir. Neden blefarit, yani gözkapağı iltihabı ise, uzun süreli antibiyotik tedavisi ve hafif kortizonlu damlalar etkili olabilir.
Birçok vakada neden bilinememektedir.

Sağlıklı günler dileği ile…

Opr.Dr. Şaban Coşkun

Glokom

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Glokom
Glokom, göz içi basıncından görme sinirinin zarar görmesi ile karakterize bir hastalıktır. Görme sinirini oluşturan liflerin, basıncın etkisi ile yavaş yavaş harap olmasına bağlı olarak görme alanı daralmaya başlar. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmadığı taktirde, sinir liflerindeki hasarın geri dönüşsüz olması nedeniyle, görme alanının ileri derecede kaybı ve hatta körlük kaçınılmazdır… Glokom önemli bir halk sağlığı sorunu olup, gelişmiş ülkelerde, körlüğün ikinci en sık görülen nedenidir. 35 yaş üzerindeki her 50 bireyden yaklaşık olarak birinde glokom mevcuttur.

İleri yaş glokomu ağrısızdır, sinsidir !
Glokomda göz içi basıncı sıklıkla yavaş yavaş yükselip, görme sinirinde yavaş, fakat ilerleyici bir harabiyet yapar. Bu özellikleri nedeniyle de, halk arasında inanılanın aksine, ağrısız ve sessiz gidişli bir hastalıktır. Yine bu özelliğinden dolayı hasta bireylerin çoğu, varolan glokomunun farkında değildir. Hastalığın çok ileri evrelerinde ise, görme alanındaki ileri derecede daralma, hasta tarafından hissedilebilir. Ya da hastalığın son evresinde, bir gözün ışığı bile seçemediği farkedilir ki, bu aşamada, artık tedavisi mümkün olmayan bir kayıp söz konusudur.

Glokomun daha nadir görülen tipinde ise, ani olarak çok yüksek değerlere çıkan göz içi basıncı, göz çevresinde ağrı, gözde kızarıklık, görmede bulanıklaşma, ışıkların çevresinde halelerin görülmesi ve mide bulantısı ile kusmalara neden olur.

Diabette glokom riski 3 kat artmıştır!

Glokom normal toplumda 2 sıklıkla görülen bir hastalık olmakla birlikte, bazı bireyler glokom gelişimi yönünden daha fazla risk altındadır.

Birinci dereceden akrabalarında glokom olanlar en fazla risk altında olan gruptur, bu bireylerde glokom gelişme riski on kat daha fazladır.

İkinci önemli risk faktörü diabettir. Diabetli hastalarda glokom riski, normal bireylere göre üç kat daha fazladır.

İleri yaşta glokom sıklığını artırır, özellikle 65 yaş üzerinde glokom hastalığına daha sık rastlanır.

Ayrıca hipertansiyon, tıkayıcı damar hastalıkları, migreni olan bireylerde ve yüksek miyop gözlerde de glokom riski artmıştır.

Glokom önlenebilir körlüklerin en başında gelir!

Hemen hemen hiç bulgu vermeyen bu hastalık, ancak, kontrol amacıyla göz muayenesi yapılan kişilerde erken tanınabilir.

Düzenli yapılan göz muayeneleri ile glokomun erken tanısı mümkündür!
Bu amaçla önerilen göz muayenesi aşağıdaki sıklıkla yapılmalıdır:

Hiçbir risk taşımayan olgularda

o 35-40 yaş arasında bir kez

o 40-60 yaş arasında 2-3 yılda bir kez

o 60 yaştan sonra 1-2 yılda bir kez

Risk grubundaki olgularda

o 35 yaştan sonra her yıl 1 kez

Ağrısız ve sessiz gidişi nedeniyle bireylerin çoğu hastalığının farkında değildir. Glokomun tespitinde düzenli aralıklarla yapılan göz muayenelerinin önemi büyüktür

Yine bu nedenlerden dolayı göz içi basıncının ölçümü, gözdibi bakısı ve görme alanı incelemesi, göz muayenesinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Her bireyin göziçi basıncı kendine özeldir!
Göziçi basıncının normal aralığı, genelde 10-22 mm Hg olarak kabul edilir. Ancak, glokom ile göziçi basıncı düzeyi arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır.

Bazı olgularda 22 mm Hg dan yüksek göziçi basıncı, görme sinirine zarar vermez. Bu olgular, yine de daha sonra gelişebilecek harabiyet yönünden takip edilmelidir.

Bazı olgularda ise normal kabul edilen aralıktaki göziçi basıncı düzeyine rağmen, görme siniri harabiyeti vardır. Bu tip olgulara Düşük Basınçlı Glokom denmektedir. Yapılması gereken, göziçi basıncını mevcut düzeyinden daha aşağılara çekmektir.

Göziçi basıncı gün içinde değişir!
Göziçi basıncı günün belirli saatlerinde, kişinin ilaç kullanıp kullanmamasıyla da ilgili olarak, önemli değişiklikler gösterir. Sağlıklı kişilerde 5 mm Hg a kadar olmasını beklediğimiz bu dalgalanma, glokomlularda daha fazladır. Bu değişim, vücut tansiyonuyla ilişkili değildir. Ancak, vücut tansiyonu sürekli yüksek seyreden olgular risk grubunda olduklarını bilmeli, yılda 1 kez, yakınmaları olmasa da göz doktoruna başvurmalıdır.

Erken tanı glokoma ait harabiyeti durdurabilir; ama geri döndüremez!
Glokom tanısında geç kalınmadıktan sonra tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Düzenli tedavi ve kontrollerle glokoma bağlı körlükler önlenebilir. Günümüzde göz içi basıncını düşürmeye yönelik çok sayıda ilaç alternatifi mevcuttur. Glokom tanısı konulduğunda, hastanın sistemik hastalıkları da dikkate alınarak en uygun tedavi seçeneği belirlenir.

Bir kez glokom tanısı konulan bireyin ömür boyu, verilen ilaçları düzenli olarak kullanması ve takibi şarttır. Göz içi basıncını düşürmeye yönelik bu damlaların, düzenli olarak, mümkün olduğunca günün önerilen saatlarinde ve göze isabet edecek şekilde, göze değdirilmeden damlatılması tedavinin başarısı yönünden çok önemlidir. Örneğin, günde iki kez damlatılması önerilen göz tansiyonu damlası, sabahları 08.00 de damlatılıyorsa, akşamları da 20.00 de damlatılmalı, gece yarısı veya yatmadan önceye bırakılmamalıdır.

Glokom tedavisi alan kişinin takibinde, ilaçla elde edilen göziçi basıncı düzeyi, önem taşır. Bu nedenle, tedavi alan glokom hastaları, kontrol muayenelerine geldiklerinde de tedavilerini aksatmamalı, muayene günündeki damlalarını da, saatinde damlatmalıdır.

Tedavinin başarılı olup olmadığı, hastalığın şiddetine göre değişen sıklıklarla yapılacak kontroller ve görme alanı gibi ek incelemelerle yapılır. Genel olarak ilaç tedavisi ile göz içi basıncını kontrol etmek mümkündür; Ancak, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya iyi uygulanamadığı durumlarda laser tedavisi ya da ameliyatlar ile de göz içi basıncını düşürmek yoluna gidilebilir.

Özetle; glokom önlenebilir körlük nedenlerinin başında gelir. Erken tanı, en önemli tedavi şansını yaratır. Hiçbir yakınmanız olmasa dahi, göz doktorunuza önerilen sıklıklarda başvurmanız, görmeye devam edebilmeniz için şarttır.

Aydınlık ve güzel günler dileğiyle….

Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez Op. Dr. Sait Eğrilmez

Lazer Tedavisi

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Lazer Tedavisi
Laser tedavisi ağrılı bir işlem mi? Hayır, Göz damlalarla uyuşturulduğu için lazer tedavisi sırasında hiç ağrı, acı duymuyorsunuz. Laser tedavisi ne kadar sürüyor? Bir göz 4-5 dakika sürüyor. Laser ışının uygulandığı süre saniyeler mertebesinde. Sonuçlar ne kadar başarılı? Genel istatistiklere göre laser olan hastaların yaklaşık 97 si ehliyet alabilecek bir görmeye sahip oluyorlar. Bizim istatistiklerimize göre ise göz tembelliği olmayan hastalarımızın tamamı tek uygulamayla ehliyet alabilecek görmeye kavuşuyorlar. Genel kanının aksine göz numaraları ne kadar düşükse tek müdahele ile tam düzelme ihtimali o kadar yüksektir.

Laser tedavisinde körlük riski var mı?

Hayır, böyle bir risk yok. Körlük ancak gözün arkasındaki retina tabakasının, görme sinirinin ya da beynin görme merkezinin zarar görmesiyle oluşur. Oysa excimer laser tedavisi ve LASIK gözün arkasına değil önünde bulunan kornea tabakasına uygulanır. Kornea tabakanız tamamen harap olsa bile -ki böyle bir durum olamaz- değiştirilebilir.

Göz tedavisinde kullanılan pek çok çeşit laser var. Şeker hastalığı, yaşa bağlı görme merkezi dejeneransı ve damar tıkanıklığına bağlı retina hasarlarında da başka tür laser uygulanmaktadır ve bu hastalar retina hastalıklarının ağırlığı nedeniyle kör olabilmektedirler. Genellikle bu farklı laser müdahaleleri karıştırılmaktadır. Ayrıca ağır miyopisi olanlarda da laser tedavisine bağlı olmadan, göz yapısından kaynaklanan retina problemleri fazla olmaktadır. Bunlar da körlüğe yol açabilmektedir. Bunların hiç birinin Excimer laser, LASIK tedavisiyle alakası yoktur.

Uzun dönemde LASIKin herhangi bir negatif sonucu var mı?

Excimer laser dünyada 1981den beri refraktif cerrahide kullanılmaktadır ve şimdiye kadar hiç bir kısa ve uzun dönem göz hasarı bildirilmemiştir.

Sonucu hemen görebilecek miyim?

Hastaların çoğu laser tedavisinden hemen sonra görüşlerinde iyileşme farkederler. Tedaviden hemen sonra görüş suyun arkasından bakıyor gibidir. 4 saat sonra daha net bir görüş olur. Ertesi gün de genellikle sonucun 80ine ulaşılır. Kalan 20 iyileşme ise genellikle 1-2 hafta içinde olur.

LASIK tedavisi sonrası kısıtlamalar var mı?

15 gün gözlerin oğuşturulmaması, 3 gün gözleri deniz ve havuza sokmamak gereklidir.

Ne zaman araba kullanabilirim?

Hastaların çoğu ertesi gün gözlüksüz ve kontakt lenssiz araba kullanabilirler. Ayrıca ek bilgi olarak da ehliyet sınavını gözlüksüz geçebilirler.

Ne zaman işe başlayabilirim?

Hastaların çoğu ertesi gün normal aktivitelerine dönebilirler.

Düzelme kalıcı olacak mı?

LASIK tedavisi kalıcı bir tedavidir. Kornea stabil bir doku olduğu için laserle üzerinde yapılan değişiklikler kalıcıdır. Nadiren bazı kişilerde yapılan düzeltmede minimal bir gerileme olabilir. Bu da eğer gerekirse LASIKle tekrar düzeltilebilir.

Lazer tedavisi olduktan sonra numaraların geri geldiğini duyuyoruz, bu doğru mu?

Evet doğru duymuşsunuzdur. PRK yönteminin uygulandığı kişilerin bir kısmında numaralarda bir miktar geri gelme görülebilir. LASIK te ise yüksek numaralarda 6 aya kadar minimal bir gerileme görülebilir, uygulama bu durum göz önüne alınarak hesaplanmalıdır.

Lazer tedavisi olduktan sonra ilerde hipermetrop olunduğunu duydum. Doğru mu?

Hayır, doğru değil. Bu konuyla ilgili halk arasında bir yanlış anlama var. Lazer tedavisi olsun veya olmasın her insanda 40 yaşını geçtikten sonra yakını görme güçlüğü başlar. Biz tıpta buna presbiyopi diyoruz. Presbiyopide hipermetropi gibi + yani ince kenarlı mercekli gözlük kullanıldığı için presbiyopi ve hipermetropi birbirine karıştırılıyor. Presbiyopi ile hipermetropi arasındaki önemli farklardan biri hipermetropların + gözlüklerini sürekli takmaları gerekirken presbiyopların sadece yakın için bu gözlüğe ihtiyaç duymalarıdır.

Eğer hipermetropi ile kast edilen presbiyopi ise laser tedavisinin bu doğal proses üzerinde bir etkisi yoktur. Çünkü presbiyopi göz merceğinin odaklama işlevinin azalmasından kaynaklanır oysa laser tedavisi kornea üzerinde yapılan bir odaklama ayarıdır.

Bununla birlikte bilinmesi gereken bir nokta vardır. Bu da 1-2 derece miyop olan kişilerin odak noktaları normal insanlardan daha yakına ayarlı olduğu için yaşlanmayla ortaya çıkan presbiyopi odak noktalarını uzaklaştırsa da yine de yakını görmelerine engel olmaz. Yani kişi eğer 1 veya 2 derece miyopsa presbiyopi için yakın gözlüğü takmasına gerek kalmaz. Uzağı net görmek için taktığı gözlüğünü yakına bakarken çıkarıp okuyabilir.

Bu durumu anlamak için şöyle bir hesabı bilmekte yarar vardır:
Uzağı çok iyi gören 40 yaşında birisi yakını net görmek için +1 gözlük kullanırken 50 yaşında birisi +2 yakın gözlüğü kullanır. Buna karşılık -1 miyopu olan kişinin ise 40 yaşında +1-1=0 hiç yakın gözlüğüne ihtiyacı yoktur. Aynı kişi 50 yaşında +2-1=+1 yakın gözlüğü takar. Dolayısıyla 40-50 yaşlarında -1 veya -2 göz bozukluğu olan kişilerin laser tedavisiyle miyoplarının tam düzeltilmesi eğer yakın görmeleri önemliyse pek uygun değildir. 40 yaşın üstünde olup hem yakın hem de uzak gözlüğe bağımlılıktan kurtulmak isteyenler laserle monovizyon yöntemiyle bunu sağlıyabilirler.

40 yaşın altında yakın görmeyle ilgili bir problem olmadığı için bu kişilerin miyopisi laser tedavisiyle tamamen düzeltilebilir. Böylece hem uzağı hem de yakını net görebilirler.

LASIK uygulamasının herhangi bir riski var mı?

Her girişimin riski vardır, doğal olarak LASIK in de vardır. Fakat bunlar minimaldir ve hiç bir zaman körlüğe ya da görmenin ciddi boyutlarda bozulmasına yol açmazlar. Daha fazla bilgiye ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir kere laser tedavisi olunca tekrar laser olunamayacağını söylüyorlar. Bu doğru mu?

Hayır, tekrar laser tedavisi olunmasında herhangi bir sakınca yok. Hatta özellikle yüksek miyoplarda 6 ay beklenip ikinci laser uygulaması tercih edilebilir. Amerikalılar bunu golfe benzetiyorlar. Birincide deliğe yaklaşıp ikincide deliğe topu sokmak gibi. Hatta İngilizce bilenler için buna enhancement ya da touch-up diyorlar.

Laser tedavisi sonrası kontakt lens kullanılamayacağı söyleniyor. Doğru mu?

Hayır. İsteyen dilediği renkli kontakt lensi kullanabilir.

Laser tedavisi sonrası katarakt ameliyatı ya da başka göz ameliyatı olunamayacağı doğru mu?

Hayır, sadece katarakt ameliyatı öncesi yapay göziçi merceğinin gücünü hesaplarken dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bu konuda bizim dünyaca site edilen çalışmalarımız ve America Journal of Ophthalmology de yayınlanmış yayınımız var. Dileyen göz doktoru ve hastalara bu konuda daha ayrıntılı bilgi verebiliriz.

Gözlüklerimden kurtulayım derken olan görmemi de kaybetmekten korkuyorum. Bu işi güvenli bir şekilde nasıl yaptırabilirim?
Doğru ellerde, doğru koşullarda, doğru hastaya yapıldığı zaman lazer tedavisinde risk yok denecek kadar azdır. Time dergisi doğru elleri tanımlarken saydam tabaka konusunda üst ihtisas yapmış göz cerrahlarının kötü bir durumla karşılaşma riskini en az 5 kez azalttığını yazmıştır. Doğru koşullar kesinlikle kampanya koşulları değildir. Eğer bir yerde Türk Tabip Odasının belirlediği fiyatların altında lazer uygulanıyorsa ne kadar ünlü ve süslü bir merkez olursa olsun buradan uzak durun. Bir uygulamanın ideal koşullarda yapılmasının belirli bir maliyeti vardır ve bu belirlenmiştir. Uygulama şartlarının denetlenmediği bir ülkede ticari kuruluşların karlarını azaltacağını düşünmek safça olur. Yaşam boyu görmenizi belirleyecek geri dönüşümsüz bir uygulamada tasarrufa kaçtığınıza ömür boyu pişman olabilirsiniz.

Laser tedavisi için çok farklı fiyatlar duyuyorum. Kafam karışıyor. Neyi araştırmalıyım?

İngilizcede bir söz vardır: You get what you pay for yani ne öderseniz onu alırsınız. İnsanların içinde ucuza bir şeyi satın alma isteği genellikle vardır, bu görmeniz gibi değerli bir şey olsa da aynı güdünün etkisi altında kalırsınız. Bu güdünüzün farkında olan sağlık tacirleri farkı anlamayacağınızı umarak kendilerince mümkün olan her türlü tasarrufa gitmeyi kazanç kabul ederler. Söz konusu bir ameliyat ta olsa onlar açısından ticaret ticarettir. Bu nedenle sizi çekmek için kampanyalar yaparlar. İşportadan aldığınız bir pantalonu beğenmezseniz atarsanız, ucuza aldığınız bluz iki yıkamada bozulursa giymezsiniz olur biter. Fakat ucuza gözlerinizi tedavi ettireyim derken başınıza gelebilecek problemlerden ne yazık ki bu kadar kolay ve ucuza kurtulamazsınız. Bu şartlarda laser tedavisi olmak sizi kornea naklinden tutun da sarılık, AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların kucağına bile itebilir. Değil Türkiye, Amerika da bile bu nedenlerle büyük cezalarla kapatılmış laser merkezleri bulunduğunu bilmekte yarar var.

Ne yazık ki sağlık uygulamalarının yeterince denetlenemediği ülkemizde hiçbir standard yok. Maliyeti düşürmek için en çok kullanılan malzemelerden, cihazdan, cihazın bakımından, kalibrasyonunun kontrolünden, çalıştırılan personelden tasarruf yapılıyor.

Fiyat alırken elmayla armudu karşılaştırmadığınızdan emin olun. Fakat sorduğunuz sorulara doğru yanıt alıp alamayacağınız da şüpheli. Ucuza tedavi yapan yerlerden bazı yazılı garantileri alıp alamayacağınızı kontrol etmenizi tavsiye ediyoruz. Örneğin göz numaralarınız düşmediği takdirde ikinci bir laser tedavisinin ücretsiz yapılıp yapılmayacağını, ücretsiz kontrol sürenizin ne kadar olduğunu en az 1 yıl, bu ücrete laser tedavisi öncesi muayene ücretinin, test ücretlerinin dahil olup olmadığını, laser tedavisi sonrası damlalarınızı, ilaçlarınızı içeren bir paketin verilip verilmediğini vb.

Biz kesinlikle en iyi şartlarda uygulama yapmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyor ve elimizden geleni yapıyoruz.

Baş ağrısı ve göz sorunları

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Baş ağrısı ve göz sorunları
Gözlerinizde mi sorun var ?Başağrısı insanların en sık rastlanan rahatsızlıklarındandır. Başağrısı için milyonlarca lira harcaması bunun kanıtıdır… Birçok kişi başağrısının genellikle ciddi olmadığını ve sıklıkla tansiyona bağlı olduğunu bilir. Birçok insanda yanlış olarak göz ağrısı ve gözlük ihtiyacı başağrısınıa çok sık sebep olduğunu sanırlar. Göz ağrısı ve gözlük ihtiyacı başağrısının önemli sebeplerinden değildir.

SEBEPLER VE BELİRTİLER

Bütün başağrıları şu gruplara ayrılabilir:

Kas kasılması
Migren
Baş, göz, kulak, diş v.b hastalıkları
Kas kasılması başağrısı en sık görülen tiptir. Boyundaki ve kafa tabanındaki kasların kasılması sonucu ağrı ortaya çıkar Ağrı genellikle kas kasılmasının olduğu yerde hissedilmez. Bunun yerine alın, şakak yada göz çukurlarına yansıtılır ve buralarda hissedilir. Bu da ağrının sebebi konusunda hastayı yanıltır, çünkü ağrı başta yada hatta gözlerde lokalize olur. Bununla birlikte olay boyun kaslarından kaynaklanmaktadır. Kas kasılmasına bağlı başağrısı, günlük yaşantı sırasında iş yada evdeki stres sırasında ortaya çıkan geçici tansiyon yükselmesi sonucunda olabilir. Kötü pozisyonda çalışma yada uyuma, çok uzun süre yakın çalışma sonunda da başağrısı olabilir. Bu vakalarda başağrısı genellikle geçicidir ve basit ağrı kesicilerle kaybolur. Göz rahatsızlığına bağlı başağrısı da kas kasılmasına bağlı başağrısına benzer ama belirgin olarak gözlerin fazla kullanılmasıyla her çeşit başağrısı artar ama göze bağlı başağrısı ancak gözler aşırı kullanıldığında ortaya çıkar. Bazı kas kasılmasına bağlı başağrıları uzun süre ve emosyonel depresyonla bağlantılıdır. Öte yandan boyundaki artrit, yüksek tansiyon ya da sıkıntı da anksiyete buna sebep olabilir.

Migren de başağrısının en yaygın sebeplerindendir. Bu tipteki başağrısının sebebi baştaki damar duvarlarının gerilmesidir. Bazı insanlarda buna karşı bir eğilim vardır. Migren genellikle ailevidir ve on kişiden birini etkiler. Küçük çocuklarda bile migren olabilir. Hastaların migreni anlaması zordur çünkü değişik kişilerde değişik belirti verebilir. Bazılarında kısa aralıklarla şiddetli başağrıları olur. Bazılarında ise hareketli kesik çizgiler görüldükten sonra ortaya çıkar. Kimileri başağrısı olmadan bunları görür , bazılarında ise başka belirti olmadan şiddetli başağrısı vardır. Migrenin bazı karakteristik özellikleri vardır. Ağrı genellikle devamlı değildir, sıklıkla başın bir tarafında daha şiddetlidir, genellikle bulantı ve kusmayla birliktedir, ve ciddi bir komplikasyonu yoktur. Migren streste ani artma ya da azalmayla ortaya çıkabilir. Örneğin, saygısız birini misafir eden kişide yada çok fazla çalışırken tatile başlayanlarda ortaya çıkabilir.

Hastalıklar başağrısının en seyrek sebebidir. Göze bağlı başağrıları genellikle gözde ya da hastalığın olduğu tarafta kaşta hissedilir. Bu başağrıları genelikle bulanık görme, ışık etrafında halkalar görme ve ışığa duyarlık gibi diğer semptomlarla birliktedir.

Kulak, diş, çene eklemi ya da fasiyel sinire bağlı başağrıları genellikle olağan başağrılarından farklıdır ve bu fark sebebi bulmaya yardım eder. Başağrısının sebebi yüksek kan basıncı da olabilir. Bu nedenle, uzun süren yada tekraralayan başağrısını değerlendirmede kan basıncı ölçümü yararlı olabilir.

Beyin tümörü yada hastalıklarının sebep olduğu başağrısı seyrek görülür ve ağrının belli bazı özellikleri vardır . Örneğin, çok ani olarak ortaya çıkabildiği gibi birkaç hafta yada ay içinde giderek şiddeti artabilir. Başağrısının şiddeti vücudun pozisyonuna bağlı olarak değişebilir, bazen baş aşağı eğildiği zaman olağanüstü şiddetli hale gelir. Sıklıkla uyuşukluk, baş dönmesi ve halsizlikle birliktedir. Bu tip başağrılarının hemen hemen hepsi zamanla daha kötüleşir.

Başağrısı sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Uzun süreli yada tekrarlayan başağrısında tam bir tıbbi muayene tavsiye edilir. Aile doktoru başağrısının sebebini bulmaya yardımcı olabilir. Başağrısı sıklıkla gözlerde bozukluk olduğunu düşündüren belirtiler verdiği için, birçok kişi gözlerini muayene ettirir. Göz doktorunuz göz yada başka hastalıklarınızı yada başağrısının diğer sebeplerini teşhis edebilir.

Göz doktoru tam bir göz bakımını sağlamak üzere eğitilmiş ve bu konuda uzmanlaşmış bir doktordur. Tam bir göz bakımı , göz muayenesi , gözlük reçetesi yazma , göz bozukluk ve hastalıklarının teşhisi ve bunların uygun tıbbi yada cerrahi yöntemlerle tedavisini içine alır. Sadece göz doktoru tam bir göz bakımı yapabilir. Göz doktorunuz gözünüzü muayene ederken vücudunuzun başka sistemlerindeki hastalıkları da ortaya çıkarabilir.

Gözler genellikle başağrısına sebep olmazlar ve yeni gözlükler genellikle şikayetleri gidermede yararlı değildir. Eğer göz hastalığınız varsa göz doktorunuz bunu teşhis eder ve tedavisini düzenler. Eğer başağrısının başka bir sebebi varsa daha ileri tetkikler yapılmasını ve başka bir uzmana gitmenizi tavsiye eder. Ne olursa olsun başağrısı olan bir hastanın değerlendirilmesinde göz doktoru tarafından yapılacak tam bir göz muayenesinin çok önemi yoktur.

TEDAVİ

Başağrısı tedavisi sebebine bağlıdır.Eğer önemli bir hastalık bulunmuşsa bunun tıbbi yada cerrahi olarak tedavisi gereklidir. Eğer sebep depresyon yada anksiyete ise hastanın aile doktoruna yada psikiatriste başvurulur. Eğer sebep migren yada yüksek tansiyon ise teşhisin kanıtlanması ve bu konunun uzmanının tedavisi en iyi çözümdür.

Başağrısı çok sık görüldüğü için ağrının herhangi bir hastalık belirtisi olup olmadığı konusunda doktorunuza yardım edebilirsiniz. Eğer değilse , vereceğiniz bilgi doktorun sizin için uygun tedaviyi düzenlemesine yardımcı olabilir.

Başağrısı seyrek olarak göz hastalığına yada gözlük ihtiyacına bağlı olmasına rağmen göz doktorunuz bunun sebebini bulmaya yardım edebilir. Göz doktorunun tıbbi eğitimi doğru teşhisi bulmayı sağlar. Eğer başağrısının sebebi gözlük ihtiyacı ise göz doktoru bunun için reçete yazar.

Prof.Dr.Ahmet Gücükoğlu
IÜ İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları AD.

Göz Yaralanmaları

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Göz Yaralanmaları
Biliyor musunuz ki, göz yaralanmalarının kazalarının 90ı önlenebilir. Yine biliyor musunuz ki göz kazalarının yaralanmallarının 45ı ev oritamında olur… İster evde, ister okulda, ister işte, ister oyunda, nerede olursanız olun, görmenizi koruyacak her önlemi almalısınız. Bu küçük broşürde, gözlerinizi yaralanmalardan korumak için bazı öneriler vereceğiz. Elbette bir kaza olduğunda sorunu tek başınıza çözemeyebilirsiniz. 0 durumda en yakınınızdaki hekime başvurmanız gerekecektir. İlk yardım yapıldıktan sonra sorununuzu hekiminizle paylaşabilirsiniz.

Göz Yaralanmasından Korunma

Göz yaralanmasına bağlı görme kaıyıplarını önlemede ilk ve en önemli adım yaralanmayı engellemektir.

Evde ne yapalım?

Günlük yaşantımıızda kullandığımız pek çok madde gözle değdiğinde ciddi yanmalarlyanıklar yapar. 0 nedenle; spreyleri kullanırken saç spreyi, sprey deodorant, spreyli temizlik araçları Çok dikkatli olun ve gözünüze gelmemesi için çıkış deliğini dışarıya ve göz seviyesinden aşağıya ayarlayın.

Kimyasal sıvılar , deterjanlar, amonyak türü maddelerin temizlikte ve diğer amaçla kullanın kulianma kılavuzlarını dikkatlice okuyun. Her kullarııştan sonra ellerinizi iyice yıkayın ki, göze bulaşma olmasın.

Yağda kızartma yaparken, kızgın yağın sıçramasını önlemek için tencere ve tavaya kapak kullanın.

Çok kuwetli kimyasal kullanmanız gerektiğinde göze teması engellemek için gözlük {mümkünse özel gözlük kullanın..

Güneş lambaları ultraviyole kullanırken opak camlı gözlük kullanın.

Özellikle çocuklar çevrede iken bıçak, çatal gibi araçların kullanımına özen gösterin.

İşyerinde

Pek Çok cisim ummadığımız şekilde uçarak gözünüze çarpabilir ve göze zarar verir.

İşinizde metal ya da diğer parçacıkların göze çarpma riski varsa marangoz, demirci mutlaka özel iş gözlüğü kullanmalısınız.

Kaynağa bakmak çok tehlikelidir. İşiniz bunu gerektiriyorsa özel gözlük kullanmalısınız.

Tanımadığınız bir aleti kullanırken mutlaka kullanım kılavuzunu okumalı ya da yardım istemelisiniz.

İşe başlarken “gözlerimi uçan parçacıklardan, dumandan, tozdan nasıl korurum?” diye düşünmelisiniz.

Çocuklarla

Uygun biçimde kullanimazsa pek çok oyun ve oyuncak göze zarar verebilir

Çocuklara oyuncak seçerken yaşlarını ve sorumluluk alma derecelerini gözönünde bulundurun. Özellikle çat- pat, dart ve oyuncak tabancaları satın almayın. Ayrıca çocukların kağıt külah içinden üfleyerek uzağa fırlattıkları kağıt parçaları ile oluşturdukları bir oyun ülkemizde çok yaygındır. Bu kağıt parçalarının içine iğne koyabilmektedirler. Bu çok tehlikelidir. Bu oyunu yasaklamalısınız.

Çocukların tehlikeli bir oyun oynadıklarını gördüğünüzde bunları engellemelisiniz: Kartopu gibi, sönmemiş kireç kalıntılarına taş atmak gibi, şişelerle koşmak gibi.

Çocuklara makas gibi, kalem gibi tehlikeli olabilecek cisimleri nasıl kulianacaklarını öğretmelisiniz.

Bahçede/Tarlada

Buğday başakları da dahil pek çok bitki çarptığında göze zarar verir. Özellikle dikenleri varsa. AIçak dallı ağaçların yanında dikkatli olunmalıdır.

Odun kırma işlemi, fırlayan parçacıklar nedeniyle önemli bir yaralanma nedenidir. Özel dikkat belki de gözlük takılması gereklidir.

Havaifışek

Havaifişekler her yaş grubu için çok önemli bir göz yaralanması nedenidir.

Patlayıcı olan türleri kullanılmamalıdır.

Çocukların havaifişek ile ilişkisi olmamalıdır.

Havaifışek atılırken yakınında olunmamalıdır.

Tüm öneriler bir uzun listeden kısa bir derlemedir. Biliniz ki; bir işi yaparken “gözü nasıl korurum?”diye düşünmeniz bile yeterli ve önemli bir önlemdir.

İLK YARDIM

İlk yardım ve hemen sonrası gerekli yere başvuru önemlidir.

Göze Birşey Kaçtığında

Asla gözünüzü oğuşturmayın. Üst göz kapağını kirpiklerden tutarak alt göz kapağının derinliklerine kaçan kaçan cismi hareket ettirecek ve birkaç kez göz kırpmak ile cisim gözden çıkacaktır. Gözlerinizi açıp soğuk suyla gözü yıkamanız da yararlı olur. Eğer çıkaramazsanız, uğraşmayın ve hekime başvurun.

Göze Sert BIr Çarpma Olmuşsa

Ağrı ve şişmeyi önlemek için hemen, 15 dakika süreyle soğuk baskı uygulayın buz ya da soğuk suya batırılmış havlu ya da bez parçası ile.

Göz ya da Kapaklarda Kesi Varsa

Gözü gevşek olarak bandlayın ve hemen hekime başvurun. Asla baskı uygulamayın, gözü oğuşturmayın.

Kimyasal Yanıklar

Gözü hemen suyla yıkayın. Bu sırada göz kapaklarını açmanız gerekir. Başı temiz bir su kaynağının kabın içine sokup gözlerinizi açarak da yapabilirsiniz. Bu işlem en az 15 dakika sürmelidir. Bu arada gözün oynatılması sağa-sola, yukarı-aşağı, iyice yıkanmasını sağlar. Kapama uygulamayın. Yıkadıktan sonra hekime başvurun.

UNUTMAYIN erken, doğru tedavi ile görme korunur ancak yine unutmayın ki, korunma ve ilk yardım Çok daha önemlidir.

Körlük

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Körlük
İnsanlarda göre duyusunu kaybetme korkusu yaşam ile eşdeğerdedir. Bu derece önemli bir duyu organı olan gözlerimizin sağlığı, çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulabilir… Günümüzde tedavi imkanı bulamadığımız veya sınırlı olarak yardım edebileceğimiz körlük nedenleri mevcuttur. Buna karşılık, önceden çaresiz modern alet ve yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Bu konuda en önemli noktalardan birisi, birçok göz hastalığının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ile körlüğün önlenebileceği gerçeğidir. Hastaların bu konuda duyarlı olması, en küçük bir şikayeti dikkate alması, en kıymetli organlarımızdan biri olan gözlerimiz için çok önemlidir. Özellikle periyodik göz kontrollerinin yapılması, birçok göz hastalığını henüz belirtileri başlamadan önlenmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.

KÖRLÜĞÜN SEBEBLERİ

DOĞUŞTAN VEYA ÇOCUKLUK ÇAĞI KÖRLÜKLERİ

Doğuştan körlüklerin en önemli sebeplerinden birisi temel göz dokularının oluşmaması veya eksik oluşudur. Bunun yanı sıra görme sinirinin veya retina adını verdiğimiz görme tabakasının gelişme bozukluklar ve hastalıkları söz konusu olabilir. Bu gibi bozukluklar az görme veya his görmemeye neden olabilirler. Bu tip körlüklerin bir çocuğun tedavisi mümkün değildir.

Bu gibi bozukluklara yol açan nedenler, kalıtım, akraba evlilikleri, annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu bir takım hastalıklar olabilir. Bazı bilinmeyen nedenlerden oluşmuş olabilirler.

Çocukluğun erken dönemindeki görme kayıplarının bir nedeni de göz tansiyonu yani karasudur. Bu rahatsızlık gene öncelikle akraba evliliği olan kişilerin çocuklarında görülür. Başlangıçta basit sulanma şikayeti ve ışıktan rahatsızlık duyma ile başlayan hastalıkta daha sonra göz büyümesi meydana gelir. Görme tabakalarında su birikmesi nedeni ile göz buzlu cam görüntüsünü alır. İlaçla tedavisi sınırlı olan bu hastalığa cerrahi müdahale gereklidir. Aksi takdirde görme sinirinin ölmesi ve ileride gözün delinmesi söz konusu olacaktır. Cerrahi tedavi ise umut vericidir.

Kalıtsal görme azlığına neden olan hastalıklardan bir başkası ise tavuk karası adı ile bilinen retinitis pigmentosadır. Tedavisi olmayan bu hastalıkta akraba evlilikleri rol oynar. Görme tabakasının yavaş yavaş harap olması ile seyreder. Loş ışıkta ve karanlıkta az görme şikayeti ile başlar görme alanının giderek daralmasına yol açar. Bu hastalığın dereceleri ve çeşitli tanımları mevcuttur. Bazıları erken görme kaybına neden olurken bazıları ise yetişkin yaşlarda hafif görme kaybına neden olabilir.

Her yaşı ilgilendiren göz kazaları, hafif görme bozukluğundan gözün tüm kaybına kadar yol açabilmektedir. Bu durumlarda acil müdahale, gözün tamiri, iltihabı olayların önlenmesi ve kalıcı zararların oluşmasını engellemek açısından son derece önemlidir. Bu gibi kazaların göze bıraktığı sekellerin birçoğu günümüzde kornea nakli ve diğer modern cerrahi yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.

Çocukluk çağında görme kaybına yol açan hatta hayati önemi olan bir hastalıkta göz içi tümörüdür. Bu hastalıkta da kalıtım faktörü önemlidir. Gözbebeğinde gri bir parlaklık ile fark edilir. Tümörün ilerlemesi gözün kaybına neden olabileceği gibi yanılma riski de mevcuttur. Erken teşhis hayati öneme sahiptir.

YETİŞKİNDE KÖRLÜĞE YOL AÇAN SEBEPLER

DİABET

Şeker hastalığı, gözde çeşitli bozukluklara yol açabilir. Göz enfeksiyonlarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak gelişmesi diabete bağlı göz komplikasyonları arasında sayılabilir. En önemli komplikasyon ise, diabet sürecinin uzaması ve düzensiz kan şekeri seviyeleri ile orantılı olarak göz dibinde retina adını verdiğimiz görme tabakasında kanamalar ödem ve yeni damarlanmalar ile seyreden diabet retionopatisidir. Bu hastalıkta görme merkezinin kanama ve ödem ile etkilenmesi ile hastanın görmesi giderek azalır. Yeni damarların çatlaması ise büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabilir.

Şeker hastalığının iyi kontrol edilmesi, birlikte olabilen yüksek kol tansiyonunun ve böbrek bozukluğunun tedavisi, bu komplikasyonunun oluşması veya ilerlemesi üzerinde etkilidir.

Hastalık oluşmuşsa en önemli tedavi yöntemi; göz anjiografisi adı verilen göz dibi damarlarının özel fotoğraflarını aldıktan sonra uygulanan lazer tedavisidir. Lazer fotokoagülasyon adını verdiğimiz bu yöntem özellikle çok ilerlememiş durumlarda görmenin korunmasını 70-80 oranında sağlamaktadır. Ancak çok ilerlemiş durumlarda vitrektomi adı verilen özel aletlerle yapılan ameliyat, birçok göz için kurtarıcı olmaktadır. Bir diabet hastasının 3-6 aylık aralarla muntazam bir şekilde göz kontrolü yaptırması, bu komplikasyonun henüz başlangıç durumlarda teşhisini sağlamakta tedavide başarı şansıda o derece yüksek olmaktadır.

YÜKSEK KOL TANSİYONU DAMAR SERTLİĞİ

Yüksek kol tansiyonu ve sıklıkla birlikte mevcut olan damar sertliği bütün vücut damarlarını bu arada göz damarlarını da etkilemektedir. Yüksek kol tansiyonuna bağlı göz dibi kanamaları, damar tıkanmaları, görme kaybı ile sonuçlanabilir. Yine bu hastalarda görme sinirini besleyen damarların tıkanması da bir körlük nedenidir.

Bu hastaların kol tansiyonlarını düzenli takip etmeleri, rutin kan muayenelerini düzenli yaptırmaları, diyet ve spora önem vermeleri iç hastalıkları uzmanının kontrolünde olmaları bu gibi komplikasyonların oluşmasını önleyecektir.

Bu gibi hastaların periyodik göz kontrollerini yaptırmaları gerekir.

Kornea

Yazar: Ekim 12th, 2009 in Hastalıklar by Root

Kornea
Epitel tabakası, kornea tabakaları arasında en fazla oksijen ve glikoz ihtiyacı olan tabakadır. Metabolizması için gerekli oksijeni, aminoasitler, glikozu Gözyaşı aracılığı ile atmosferden… Limbus çevresindeki kapiller ağdan Aköz hümörden diffüzyon yoluyla sağlar.Epitel hücreleri arasındaki sıkı bağlar mikroorganizmalara karşı bariyer görevi görür. Intakt epitelden Difteri basili, gonokoklar, hemofilus ve listeria türleri dışında mikroorganizmalar penetre olamaz.

Endotel tabakası, hümör aköze karşı bariyer görevi görür, aktif metabolik pompa fonksiyonu ile kornea su içeriğini dengede tutar Kornea su içeriği 70-75 dir. Endotel pompa fonksiyonunun bozulması durumunda kornea ödemi ve buna bağlı kornea bulanıklığı gelişir. Ön segment cerrahisi sırasındaki travmalar, bazı kornea distrofileri ve ön segment inflamasyonları endotel fonksiyonunu bozarak kornea ödemine neden olabilir. Bu durumda kornea buzlu cam görünümü alarak bulanıklaşır. Görme azalır.

Kornea niçin saydamdır?
Avasküler olduğundan, stromadaki kollajen fibrillerin uniform yapısı ve birbirleri ile kesişmemesinden, su içeriği düzeyinden.

Prof Dr Ayşe Yağcı

ANATOMİSİ

1. Kornea tunika fibrozanın 1/6 ön kısmını oluşturur.

2. Gözün en önemli kırıcı ortamıdır 42-43 D.

3. Saydam, avasküler bir dokudur.

4. Gözyaşı ile bütünleşmiş olan ön yüzü son derece muntazamdır.

5. Horizontal çapı vertikale göre biraz daha uzun olup ortalama 11.5mm. dir.

6. Duyu sinirlerinden çok zengindir. N. Trigeminusun oftalmik dalı ile innerve olur.

7. Santralda sferikküresel yapıdadır.

8. Kalınlığı merkezde 0.5-0.6 mm.dir, perifere doğru kalınlaşarak 0.9 mm. ye ulaşır.

Mikroskopik yapı:

Kornea anatomik olarak 5 tabakadan oluşur.

1. Epitel Tabakası: Rejenerasyon yeteneği hızlı 5-6 sıralı, keratinize olmayan çok katlı yassı epiteldir. Ön yüzü gözyaşı ile kaplanmıştır. Bowman Membranı düzeyinde seyreden duyu sinirleri epitel hücreleri arasında sonlanır. Altındaki Bowman membranına bazal membranı ile sıkıca yapışıktır.

2. Bowman Tabakası: Stroma lamellerinin kondanse olmuş ön kısmıdır. Yaralanmalardan sonra yenilenmez, yerinde görme bozukluğuna neden olabilen opasiteler skar dokusu gelişir.

3. Stroma: Kornea kalınlığının 90 nını oluşturur. Stromayı oluşturan kollajen lifler uniformdur yapıdadır. Birbiri ile kesişmeden limbustan limbusa seyreder. Mukosakkaridlerden oluşan aramadde içinde yerleşmişlerdir. Stroma hücreden fakirdir. Keratosit adı verilen bu hücreler, yaralanmalarda fibroblastlara dönüşerek yara onarımı sağlar.

4. Desme Membranı: Endotel hücrelerini bazal membranıdır. Korneanın diğer katlarına göre elastisitesi fazladır. Stromaya yapışık değildir. Kolayca sıyrılabilir.

5. Endotel Tabakası: Tek sıralı altıgen hücrelerden oluşur. Mitoz ile çoğalmazlar.

KORNEA HASTALIKLARININ SEMIYOLOJISI
Tabakalarına göre semiyoloji:

Epitel tabakası:

Kornea duyu siniri olan N. Trigeminusun çekirdeği veya oftalmik dalı lezyonları, viral keratitler ve kornea kimyasal yanıklarında kornea anestezisi gelişir. Kornea anestezisi sonucu gelişen keratit “nöroparalitik keratit” olarak isimlendirilir.

Epitel hücre kayıpları kornea epitel erozyonlarıdır. Bu lezyonlar düzeldiği zaman yerinde skar dokusu bırakmadığından görmeyi etkilemez.Floressein veya Rose Bengal ile gözyaşının boyanmasını takiben biomikroskop ile erezyonların yaygınlığı ve şekli değerlendirilir.

Bowman Tabakası:

Epiteldeki hücre kaybı Bowman membranı ve daha derindeki katları içine alıyorsa kornea ülseri denir. Bowman membranı ve derin katları içine alan ülserler skar dokusu bırakarak iyileştiğinden görme azalmasına neden olur. Yüzeyel yaralanmalarda gelişen skar dokusuna bağlı hafif bulanıklıklara Nefelyon denir. Stroma derin katlarını içine alan ülserlerden sonra gelişen yoğunluğu fazla olan skarlara Lökom denir. Derin ülserler genellikle korneada limbustan ilerleyen damarlanmaya neden olur. Epitel, bowman membranı ve stromanın yüzeyel katlarında kalsiyum depolanması sonucu limbustan limbusa uzanan horizantal bulanıklığa bant keratopatisi denir.

Stroma:

Künt göz travmalarında ön kamarada oluşan kanın hifema, stroma içine sızması ile korneada oluşan sarımsı bulanıklığa disk hematik denir. Wilson sirozunda stroma katları içinde bakır depolanmasına bağlı sarımsı yeşilimsi renkte Kayser- Fleischer halkası oluşur.

Desme Membranı kırışıklıkları kornea ödeminde, çatlakları keratokonus, konjenital glokom ve forseps ile doğumlarda aletin göz üzerine gelmesi ile gelişir. Desme yırtıkları kornea su içeriğinin artmasına bağlı kornea ödemine yol açar.

Endotel üzerinde görülen hücre depozitlerine keratik prespitat denir. Eksravaze olan lokositler ve fibrine bağlıdır. Ön üveitler, keratoüveitlerde görülür. Fibrin ile karışmış lokositlerin ön kamarada seviye verecek şekilde birikmesi hipopion olarak isimlendirilir.

KORNEA MUAYENE YÖNTEMLERI
Göz hekimi olmayan bir kişi lokal ışık ile kornea saydamlığını, yüzeyinin parlaklığını, kornea yaralanmalarını, pamuk bir çubuk ile kornea duyarlığını değerlendirebilir. Göz hekimleri kornea morfolojisi ve fonksiyonunu değerlendirmek için alet kullanır.
1. Biomikroskopi : Kornea ve ön segmente ait diğer yapıların binoküler olarak incelenmesine yarar. Değişik kalınlıkdaki ışık demetleri değişik açılardan gönderilerek biomikroskobun büyütmesi altında incelenebilir. Rutinde en sık kullanılan muayene yöntemidir.

2. Keratometri: Korneanın kırma gücünün ölçülmesidir. Kontakt lens ve göziçi lens implantasyonu uygulamasına hazırlıkta kullanılır.

3. Topografi: Korneanın ön yüzünün topografik analizinde kullanılır.

4. Pakimetri: Kornea kalınlığının ölçümüdür.

5. Speküler mikroskopi: Endotel hücre sayısı ve yapısını gösterir.

6. Esteziometri: Kornea duyarlılığının değerlendirilmesinde yararlanılır.

7. Korneanın boyanarak muayenesi: Kornea yüzeyindeki defektler floresseine ve rose bengal solusyonu ile görülebilir.

GÖZYAŞI SEKRESYON SİSTEMİ
Gözyaşı sekresyonu bazal sekresyon ve refleks sekresyon olarak iki türde salgılanır. Bazal sekresyon yardımcı gözyaşı bezlerinin sekresyonudur. Normal şartlarda esas gözyaşı bezi çalışmaz. Ancak refleks uyaran olursa sekresyon yapar.

Lipid tabaka: En üstte atmosfer ile temas eden kısımdır. Zeiss ve Meibomius bezleri tarafından salgılanır.Bu tabaka gözyaşının buharlaşmasını geciktirir.
Aköz tabaka: Gözyaşı film tabakasının en kalın katıdır. Normal koşullarda, konjonktivadaki yardımcı gözyaşı bezlerinden Krause, Wolfring, refleks uyarı durumunda, glandula lakrimalis tarafından salgılanır
Mukus tabakası: En altta epitel ile temas halinde olan bu tabaka gözyaşının akışkanlığını azaltıp epitel üzerinde daha uzun süre kalmasını sağlar. Konjonktivadaki Goblet hücrelerinden salgılanır.
Gözyaşı film tabakasının görevleri:

Korneanın oksijen ihtiyacını karşılamak,
Kornea ve konjonktiva epitelinin kurumasını önlemek,
Kornea epitelindeki küçük boşlukları mikrovillüsler doldurarak, düzgün bir optik yüzey sağlamak,
İçindeki immünglobulinler ve lizozim sayesinde gözü enfeksiyonlara karşı korumak.
Gözyaşı oluşumunun değerlendirilmesi:

1. Schirmer testi : Alt göz kapağının 1/3 dış yanı hizasına şerit şeklindeki test kağıdı yerleştirilir. Normalde 5 dakika sonra en az 15mm lik kısmı ıslanır. Bunun altındaki eğerler anormaldir. Aynı test lokal anestezik damlatılmasından sonra yapılırsa refleks gözyaşı sekresyonu inhibe edilmiş olacağından bazal gözyaşı sekresyon değerlerini verir. Bu ölçümde de test şeritinin en az 5mm si ıslanmış olmalıdır.

2. Gözyaşı kırılma zamanı= Break up time BUT :

Bir göz kırpma hareketi ile kornea epitelinde ilk kuru noktanın çıkışına kadar olan süredir. Normal şartlarda 25sn kadardır. 10sn nin altına inmiş olması kuru göz sendromu lehine bir bulgudur. Test, fluoressein ile boyanmış gözyaşı film tabakasının biomikroskobun kobalt ışığında izlenmesi ile yapılır.

3. Rose Bengal ile boyama: Ölü veya nekroze epitel hücrelerini, müsini boyar. Boya alan bölgenin özellikle kapak aralığına uyan bölgede toplanmış kuru göz için tipiktir.

Keratokonjonktivitis sicca Kuru göz

Kornea ve konjonktivanın yetersiz ıslanması ile ortaya çıkan enfeksiyöz olmayan keratokonjonktivitdir. Menapozdaki hormonal değişiklikler sonucu kadınlar erkeklerden daha çok etkilenir.

Etyoloji:

Lakrimal bez sekresyonunun azalması: Sjögren sendromu , romatoid artrit, lupus eritomatosus gibi sistemik otoimmun bağ dokusu hastalıklarında gelişir
Konjonktivada skatrizasyon gelişmesine neden olan olaylar: Trahom sekeli, kimyasal özellikle alkali yanıklar, A vitamini eksikliği,oküler skatrisyel pemphigus, Stevens Johnson sendromu konjonktivadaki yardımcı gözyaşı bezlerinde harabiyet ile kuru göz gelişimine neden olur.
Semptomlar: Hastalar yanma, batma, kızarıklık ve kuruluk hissinden yakınırlar. Kuruyan epitel hücrelerindeki sinir uçlarının uyarılması sonucu, refleks arkın uyarılması ile zaman zaman hipersekresyonlarda ortaya çıkabilir. İlerlemiş dönemlerde ise kornea epitelinin düzensizleşmesine bağlı olarak bu semptomlara görme bozuklukları da eklenir.

Hastalığın ileri safhalarında korneada mukus iplikcikleri etrafına sarılmış epitel hücrelerinin oluşturduğu flamanlar gelişir. Flamanlar gözde aşırı irritasyon ve batmaya neden olur. Sonuçta korneada epitel erozyonları, ülserler, keratinizasyon ve korneada neovaskülarizasyon gibi yapısal değişiklikler gelişebilir

Tedavi: Semptomatiktir. Etyolojinin çeşitliliği karşısında nedene yönelik bir tedavi yapmak mümkün değildir.

1. Suni gözyaşı damla ve pomadları Viskotears, Tears Naturel, Protogent gibi. İhtiyaç duyulan sıklıkta kullanılır.

2. Terapötik kontakt lensler. Hidrofilik oldukları için kornea üzerinde ıslak tampon vazifesi görürler.

3. Punktumların tıkanması veya koterizasyonu.

4. Hastalara gözlerinin kurumasını önlemek için havalandırma sistemlerinin önünde durmaktan kaçınmaları, güneş gözlükleri önerilir.

KONJENITAL KORNEA ANOMALILERI
Megalokornea: Kornea çapının 12-13 mm den fazla olmasıdır. Refraksiyon kusuru dışında sorun oluşturmaz. Konjenital glokomda gelişen buftalmustan ayırt edilmelidir.

Mikrokornea: Kornea çapının 10mm den küçük olmasıdır. Genellikle mikroftalmiye eşlik eder.

Kornea plana: Kornea ön yüzünün düzleşmesidir. Astigmatizma ve hipermetropiye neden olur.

KORNEA ENFEKSIYONLARI Keratit

A- Enfeksiyoz
Bakteriyel keratit

Viral keratit

Fungal keratit

Akantamoeba keratiti

B- Intersitisyel keratit

C- Non- enfeksiyöz keratitler

Eksposure keratit

Nöroparalitik keratit

Kornea enfeksiyonlarında predispozan faktörler:

Epitel lezyonlarına neden olan travmalar
Blefarit, dakriosistit
Kuru göz
Kontakt lensler
Lagoftalmus
Kornea innervasyon bozuklukları
Topikal, sistemik immünosüpresif ajanlar
A. Enfeksiyöz keratitler:

Bakteriyel Keratit
Korneanın bakteriyel enfeksiyonları en sık Staf. Aureus, Staf epidermidis, Str. Pnömonia, Ps. Aeruginoza, koliform mikroorganizmalarla ortaya çıkabilir. Doku kaybının en fazla olduğu, mukopürülan sekresyon ile seyreden Ps. Aeruginozaya bağlı keratitlerdir. Kontakt lens kullananlarda daha çok görülür.

Semptomlar: Ani başlayan konjonktival hiperemi, ağrı, fotofobi, görmede azalmadır. Enfekte mikroorganizmanın virülansına bağlı olarak semptomlar şiddetlenir. Ülserin derinliği, şekli ve yaygınlığı floressein ile boyanarak tayin edilir.

Gram + mikroorganizmalar fokal abse benzeri lezyonlar oluştururken, Gram – mikroorganizmalar diffüz, hızlı yayılan gri, beyaz nekrotik kornea ülserlerine neden olur. Mikroorganizmaların toksinleri ve bölgeye infiltre olan lokositlerin proteolitik enzimleri etkisiyle korneada doku kaybı, stromada ödem ve bulanıklık gelişir. Doku kaybı stromanın derin katlarına kadar ilerlediğinde desme membranı göziçi basıncının etkisiyle öne doğru prolabe olur. Bu tabloya desmatosel denir. Limbusdan keratit bölgesine doğru korneal vaskülarizasyon gelişir. Enfeksiyonun ön kamaraya ulaşması ile keratik prespitat ve hipopion gelişir. Enfeksiyonun tedavisi sonucunda ülserin derinliği ve doku kaybının miktarına göre değişen yoğunlukta kornea opasitesi lokom gelişir.

Kesin tanı kazıma materyallerinin boyanması ve kültür ile mikrobiyolojik değerlendirilmesi ile mümkündür.

Tedavi: Geniş spektrumlu antibiotikler ile topikal tedavi hemen başlanır. Klinik tablonun şiddetine göre doz ayarlanır. Gram – ler için Tobramisin, Seftazidim, Gram + ler için sefazolin, siprofloksasin,tercih edilir. Silier spazmı çözmek ve ön kamara inflamasyonu varsa iris ile lens arasında yapışıklık posterior sineşi gelişmesini önlemek için sikloplejikler verilir. Epitel iyileşmesini hızlandırmak, ağrıyı gidermek için göz steril pet ile kapatılır.

Viral Keratit
Viral keratit en sık baş boyun bölgesinde herpetik lezyonlara yol açan Herpes simplex 1 virüsü ile gelişir. Primer enfeksiyon genellikle 6 ay- 5 yaş arasında görülür. Altı aydan küçüklerde görülmemesi, maternal immun globülinlerin koruyuculuğuna bağlıdır. Primer herpes enfeksiyonu gözde punktiform keratit, blefarokonjonktivit gibi nonspesifik bulgularla seyreder. Primer enfeksiyon sırasında virüs sensorial sinir aksonlarından retrograd yolla trigeminal gangliona latent olarak yerleşir. Vücut direncinin düştüğü koşullarda sensorial sinir aksonlarıyla sinir uclarına ve kornea epitel hücrelerine ulaşır.

Herpetik epitelyal keratit:

Dendritik ülser: Virüsün epitel hücrelerine ulaşmasıyla epitel hücreleri opaklaşır, dökülür ve herpes için karakteristik olan kuru ağaç dalı şeklinde görünüm gelişir. Tedavide hatalı olarak steroidlerin kullanılması yada kişinin immün direncinin zayıf olması durumunda ülser genişleyerek jeografik epitelial keratit görünümünü alır

Semptomlar bakteriyel keratitle benzerdir. Lezyon üzerinde kornea duyarlılığı azalmıştır.

Tedavide göz epitel defekti kapanıncaya kadar kapalı tutulur. Enfekte epitel hücreleri steril koşullarda debride edilebilir. Topikal antiviral ilaçlar etkilidir, Asiklovir ve Triflorotimidinin topikal formları vardır.Doğru ilaç tedavisiyle en geç 7 günde klinik düzelme görülür.

Stromal Herpetik Keratit:

Daha çok rekürrent herpetik keratit geçirenlerde görülür. Nekrotizan stromal keratit ve nonnekrozitan diskiform keratit olmak üzere 2 tipi vardır.

Nekrotizan tipde stromada ödem, vaskülarizasyon ve nekroz vardır. Kısa sürede korneada incelme ve perforasyona yol açabilir. Prognoz bu tip klinik seyirde kötüdür.

Nonnekrozitan tipinde kornea santralinde disk şeklinde ödem gelişir. Lezyon üzerindeki epitel intaktdır. Genellikle endotelde keratik prespitatlar eşlik eder. Virüse karşı bağışıklık reaksiyonu sonucu gelişen hücresel immün yanıttır.

Tedavide antiviral tedavi sistemik ve topikal olarak uygulanır. Bu klinik tipte epitel sağlam olduğu takdirde topikal steroid endikasyonu vardır.

Fungal Keratit:

Sağlam kornea epiteli mantarlara karşı dirençlidir. Özellikle bitkisel travmalar, uzun süre steroid ve kemoterapi uygulanmış vücud direnci zayıf hastalarda görülür. Fungal keratitin en sık nedenleri Candida, Aspergillus türleridir.

Klinik tablo: Korneada kenarları stromal infiltrasyon ile kabarmış gri beyaz ülserasyon, lezyonun çevresinde küçük uydu infiltrasyonlar vardır. Derin formlarında endotelde kirli beyaz infiltratlar, hipopion görülebilir. Bakteriyel ülserlere göre çok uzun sürelidir, ağır seyreder.

Tedavi: Topikal olarak Amphoterisin B 0.15 solusyon kullanılır. Ayrıca Ketakonazole 200-600 mgm/gün, Flukonazole 200-400 mgm/gün etkilidir.

Akantamoeba Keratiti:

Akantamoeba türleri doğada , suda yaşayan, soğuk ve kurumaya dirençli saprofit bir protozondur.. Kontakt lensi ile havuza giren yada lensi musluk suyu ile temizleyen kontakt lens kullanıcılarında görülür. Tedaviye oldukca dirençlidir. Hastalar şiddetli ağrı ve fotofobiden yakınır.

B. Intersitisyel keratit:

Kornea stromasının süpüratif olmayan iltihabıdır. Epitel ve endotel sağlamdır. Stromada ödem sonucu korneada kalınlaşma, derin vaskülarizasyon gelişir. Sifiliz, tüberküloz ve leprada mikroorganizma ve antijenlerine karşı immun reaksiyon sonucu gelişir. Etyolojiye bağlı sistemik tedavi yanısıra göz lezyonlarında topikal steroid verilir.

C. Non- enfeksiyöz keratitler
Exposure Keratit:

Korneanın dış etkenlerden korunmasını sağlayan mekanizmaların zayıflaması durumunda kornea ön yüzünde kurumaya bağlı gelişir. Başlangıçta epitel defektleri ve buna bağlı batma, sulanma olur. Sekonder enfeksiyonlara bağlı enfeksiyöz keratite dönüşebilir. Ağır olgularda korneada perforasyon gelişebilir.

Nedenleri: Fasial paralizi, trikiasis, ektropiyum, tiroid oftalmopati gibi lagoftalmusa neden olan hastalıklardır.

Tedavi nedene yöneliktir. Keratit için göze kapama, antibiotikli damlalar ve sunni gözyaşı damla ve jelleri önerilmektedir.

Nöroparalitik Keratit:

Herpes zooster, fasial nevraljiler, cerrahi yolla N. Trigeminusun oftalmik dalının kesilmesi, göz çevresine uygulanan eksternal radyoterapi ve alkali yanıklarından sonra görülür. Kornea anestezisi yanısıra göz kırpma refleksinin zayıflaması, epitel hücrelerinde mitozun yavaşlamasına bağlıdır. Tedaviye yanıtı oldukca kötüdür. Terapötik amaçlı yumuşak lensler ve yapay gözyaşı damla, jelleri verilir.

KORNEA YABANCI CISIMLERI

Toz, demir çapağı gibi yabancı cisimler epitel abrazyonuna neden olup korneaya gömülebilirler alt resim. Bu durumda hasta şiddetli batma şeklinde ağrı, sulanma, kızarıklık, fotofobi yakınmaları ile başvurur.

Bu hastalarda konjonktival forniksler dikkatle kontrol edilir, olası yabancı cisim varlığı araştırılır.Yabancı cisim fazla gömülü değilse lokal anestezik damla göze damlatıldıktan sonra steril iğne ucu yada yabancı cisim forsepsi oblik pozisyonda tutularak mümkünse biomikroskopik bakı altında, kazınarak çıkarılır. Proflaktik olarak antibiotikli damla başlanıp epitel iyileşene kadar göz baskılı şekilde kapatılır.

KORNEA DISTROFILERI
Bilateral, herediter karakterlidir. Epitelyal, stromal ve endoteliyal distrofiler olmak üzere değişik görünüm ve lokalizasyon gösterirler. Bir kısmı erken yaşlarda bir kısmı da ileri yaşlarda ortaya çıkar. Epitel tabakasını tutan distrofiler tekrarlayan epitel defektleri nedeniyle ağrılı tablo oluşturur. Diğer tip distrofilerde ise görme bulanıklığı söz konusudur. Bu hastalar keratoplasti ameliyatı ile görme fonksiyonlarını kazanırlar.

Keratokonus:

Korneanın ektatik distrofisidir. Kornea bombeliğinin artıp, incelerek öne doğru konik bir yapı kazanmasıdır alt resim. Buna bağlı olarak gelişen irregüler astigmatizma nedeniyle hastaların görmesi bozulmuştur. Gözlük görme düzeyini

arttırmaz. Bu hastalar için üretilmiş özel gaz geçirgen lensler

ile görme arttırılabilir. Hastalık lens kullanılamayacak

kadar ilerlediğinde keratoplasti ameliyatı yapılarak muntazam

kornea ön yüzü oluşturulur. Hastalığın progresyonu sırasında

gerginliğe bağlı olarak desme membranında çatlaklar

Vogt çizgileri oluşursa kornea ödemi gelişir.

KERATOPLASTI
Bulanık korneanın, kadavradan alınan saydam kornea ile değiştirilmesidir. Genelde uygulanan korneanın tüm katlarının değiştirildiği penetran keratoplastidir. Kornea bütünü ile alınmaz santralinden 6-8mm çapında kornea butonu çıkarılıp aynı çapta hazırlanan donör buton ile değiştirilir.

Endikasyonlar:

1-Optik amaçlı: Kornea bulanıklığı ve keratokonus hastalığında kornea topografisinin ileri derecede bozulması nedeniyle yapılır.

2-Terapötik keratoplasti: Uzun süreli antibiotik tedavisine cevap vermeyen kornea ülserlerinde, delici yaralanmalar ve desmatoselde gözün bütünlüğünü korumak için yapılır.

Keratoplasti operasyonlarından sonra red reaksiyonu gelişme riski diğer organ transplantları kadar sık değildir. Kornea avasküler olduğundan doku grubu antijenlerinin yada kan grubu uygunluğunun sağlanması prognozu etkilemez. Postoperatif her olguda sistemik steroid ve immünosupresif tedavi gerekli değildir, sadece korneada vaskülarizasyon gelişmiş riskli hastalarda önerilir. Topikal tedavi hastaların çogunda yeterlidir.

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp