Kadını değiştiren dönem

Yazar: Mart 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

100 kadından 40′ı adet döneminde bambaşka biri oluyor.
kn
Pek çok kadının ortak sorunu, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu. Başağrısından öfkeye kadar bir dizi şikayete yol açan bu sendroma karşı çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıyor. Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, bu durumun bir hastalık olmadığı için kadının yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için tedavi uygulandığını belirtiyor.

Kadınlar her ay adet dönemlerine yakın fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşıyor. İşyeri ve aile içi tartışmaları en çok bu dönemde oluyor. Çünkü kadınların hoşgörüsü, sabrı, dayanma gücü en aza iniyor.

Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk, karamsarlık duygusu kadınları esir alıyor. Her ay tekrarlanan Adet Öncesi Gerginlik Sendromu olarak tanımlanan bu değişiklikler, kadınların hayatını zorlaştırıyor.

“Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği” Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, adet öncesi dönemde her 100 kadından 95′inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını, yüzde 40’ının ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kaldığını, bunların da yüzde 5-10’unun çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Üstelik bu belirtiler her kadına göre de değişiyor. Sendrom; adetten 2–14 gün öncesinden başlayan fiziksel ya da ruhsal çok değişik bulguların ortaya çıkması fakat adet kanamasıyla birlikte 10–12 günlük süre içinde kaybolması, adeta değişik bir kişilik yapısında hayatını sürdürmesi, ay ve ay tekrar etmesi ile kendini belli ediyor.

Belli başlı belirtiler şunlar:

Baş ağrısı
Göğüslerde hassasiyet ve dolgunluk hissi
Karında şişkinlik ve ağrı
Vücutta ödeme bağlı şişkinlik oluşması
Tatlı ve tuzluya iştah duyulması
Ruhsal bir gerginlik hali
Sabırsızlık
Duygusal dalgalanmalar (bir anda gülerken, bir anda ağlamaklı olmak)
Hoşgörüsüzlük
Sinirli ve sert davranışlar
Eğer bu belirtiler kişinin günlük yaşantısında ciddi bozukluklara neden olmuyorsa, tedaviye gerek duyulmuyor. Ancak hasta bundan rahatsız olup geliyorsa, ilişkilerinde kopukluklar yaşıyorsa, mesleki yaşamı etkileniyorsa Adet Öncesi Gerginlik Sendromu ile ilgili destek verilmesi gerekiyor.

SARA, MİGREN ATAKLARINI ARTIRIYOR

Adet öncesi dönemde kendi tanısını almış birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanısıra, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu’nun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Sara hastası bir kadın adet öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebiliyor.

PROGESTERON HORMONU VÜCUDUN DÜZENİNİ ALTÜST EDİYOR

Adet öncesi döneminde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç de vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği bir anlamda uygunsuz tepki veriyor. Kültürel yapıda ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde fiziksel bulgularla ortaya çıkıyor, eşine bağırmanın hoş karşılanmadığı kültürde bel ağrısıyla kendini gösterebiliyor.

HASTAYA ‘ADET GÜNLÜĞÜ’ TUTTURUYORUZ

Doç. Dr. Özkan Öztürk, çeşitli yakınmalarla gelen hastanın dikkatli dinlenerek bulguların adet düzeniyle karşılaştırılması sonucunda tanı konulduğunu belirtiyor. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir iki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler bize yardımcı oluyor. Her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiğini böylece ölçebiliyoruz. Altta yatan bir hastalık olmadığından yapılacak testlerin tanıda fazlaca bir faydası yok, hepsi genelde normal çıkacaktır. Ancak benzer şekilde rahatsızlıklar varsa bu hastalıkların tek tek değerlendirilmesi ve şikayetlerin bu nedenlerden kaynaklanmadığından emin olunması gerekiyor.”

ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMUNU AZALTAN UYGULAMALAR

Tedavide ilk nokta kadının bu konuda bilgilendirilmesidir. Bunun bir hastalık olmadığının anlatılması gerekiyor. Tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için verildiğinin ifade edilmesi gerekiyor.
Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi, pirinç, patates, yulaf türevi yiyecekler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Adet döneminde daha da çok dikkat etmek gerekiyor.
Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması öneriliyor. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor, aniden düşüyor. Vücut ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor.
Özellikle adet öncesi dönemde kafein içeren içecekler ve gazlı içeceklerden uzak durmalı, diyet kola bile içilmemeli. Bol su içilmeli.
Kadın için eşinin, arkadaş ve dostlarının anlayış ve desteği çok önemli. Kadınlar kendilerine zaman ayırmak istiyorlar. Ev işleri, çocuk bakımı, iş hayatının yoğunluğu nedeniyle yorulan kadına karşı hoşgörülü olmak lazım.
İki tedavi seçeneği var: Hormonal iniş ve çıkışların engellenmesi lazım. Bu, doğum kontrol haplarıyla sağlanıyor. Bu hapların kullanılışı çok önemli. 2–3 aya yayılarak kullanılırsa belirtiler azalıyor. Hormonal tedavi uygun değilse ya da kadın bu konuda olumsuz düşünüyorsa o zaman da bu hormonal iniş çıkışların beyindeki etkisini kontrol altına almak üzere serotonin maddesini artıran ilaçlar kullanılabiliyor.
Fiziksel bulgulara yönelik olmak üzere de özgün tedaviler verilebilir. Göğüs sancısı, dolgunluğu için çuha çiçeği yağından elde edilen doğal bir madde kullanılabiliyor, çok ileri boyutlardaysa “bromocriptine” dediğimiz bir ilaç da önerilebiliyor.
Vücuttaki su toplanması ve ödemle giden kilo artışlarına karşın diyetle eğer kontrol altına alınamıyorsa kontrollü diüretik tedavisi uygulanabilir.
Karın ağrılarının nedenleri için de bunların endometriozis gibi yapısal nedenlere bağlı olmadığının değerlendirilmesi gerekiyor.
Baş ağrısı için de genelde nörolojik kontrolü takiben adet öncesi dönemde verilen betablokerler kullanılabiliyor.

haberturk

10 kadından biri risk altında

Yazar: Mart 31st, 2010 in Kanser by kartal

Kansere bağlı ölümlerde, meme kanseri 2. sırada.
Kadın Sağlığı Proje Eğitim Hekimi Dr. Füsun Kuzu, kadınlarda kansere bağlı ölümlerde, akciğer kanserinden sonra meme kanserinin ikinci sırada yer aldığını belirterek, bu hastalığın erken tanısı ve tedavisinin çok önemli olduğunu söyledi.
kan
Meme kanserinin günümüzde kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olduğunu belirten Kadın Sağlığı Proje Eğitim Hekimi Dr. Füsun Kuzu, “Yaşamları boyunca her 10 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşır. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır. Dolayısıyla bu hastalığın erken tanısı ve tedavisi önemlidir” dedi. Meme kanserinin belirtilerini dile getiren Dr. Kuzu, “Memede ele gelen ağrılı ve ağrısız kitleler. Koltuk altında ele gelen kitle veya kitleler. Meme başında çatlama, kabuklanma, kanama, yara, içe çekilme, şekil bozukluğudur. Meme başından kanlı veya renkli akıntı gelmesi. Meme cildinde kızarıklık, ateş, damarlarda belirginleşme. Meme cildinin renk, şekil bozuklukları, portakal kabuğu görünümü. Memede çukurlaşma, şişlik. Meme üzerinde yaraların ortaya çıkması. Bu belirtilerin klinik açıdan değerlendirilmesi ve araştırılması hekim tarafından yapılmalıdır” diye konuştu.

DÜZENLİ MUAYENE ŞART

Meme hastalıklarında erken tanının çok önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Kuzu, “20 yaşından sonra düzenli olarak ayda 2 defa kişinin kendisi tarafından meme muayenesini yapması kendi memelerinin yapısı hakkında bilgi sahibi olması ve zaman içinde oluşacak değişikliklerin farkına vararak, hekime başvurması erken tanıyı kolaylaştırması açısından büyük önem taşır. Ailesinde meme kanseri öyküsü olan veya diğer risk faktörlerine sahip kadınlar için düzenli olarak hekim muayenesi yapılmalıdır. 40 yaşından sonra her yıl düzenli tarama mamografisi yapılmalıdır” şeklinde konuştu. Meme kanserinden korunmanın ancak risk faktörlerinin korunmasıyla mümkün olabileceğine işaret eden Dr. Kuzu, “En önemli risk faktörleri olan cinsiyet ve yaşı değiştirmenin imkanı yoktur. Diğer önemli risk faktörlerinin başında ailesel yatkınlık, adet görme özellikleri, doğum ve sosyo ekonomik durum gelmektedir. Diyetteki yağ miktarının azaltılmasının meme kanseri riskini azaltabileceği tartışmalıdır. Yağın günlük kalori ihtiyacının yüzde 30 altına indirilmesi bol sebze, meyve ve hububat yenmesi önerilmektedir” ifadelerini kullandı.

SAPTANAN HER KİTLE, KANSER DEĞİLDİR

Memede bir kitle tespit edildiğinde bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğunun araştırılması gerektiğine işaret eden Dr. Kuzu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.”

AHT

Adet sancısı tarih oluyor

Yazar: Mart 31st, 2010 in Kadın Sağlığı by kartal

2014′te piyasaya sürülecek olan ilaç bir hormon aracılığıyla rahim kasları üzerindeki kontrolünü kısıtlıyor.
adet
İngiltere’nin Southampton kentindeki Vantia Therapeutics isimli firmanın ilacı, krampları yüzde 90 oranında yok edebildiği açıklandı.

Hürriyet’in haberine göre; kramplar, adet döneminde rahmin daralmasından kaynaklanıyor. 2014′te piyasaya sürülecek olan ilaç bir hormon aracılığıyla rahim kasları üzerindeki kontrolünü kısıtlıyor.

Yaşlı görünmek istemeyenlere

Yazar: Mart 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

İşte ileri yaştaki kişiler için ‘yaşlı göstermeme’ tüyoları.
ABD’li yazar Pamela Redmond Satran, “How To Not Act Old” (Nasıl Yaşlı Davranılmaz) adlı kitabında, ileri yaştaki insanlara genç görünme ve gençlerin yaşam tarzına uyum sağlama tüyoları verdi. İşte ileri yaştaki kişiler, özellikle de kadınlar için ‘yaşlı göstermeme’ tüyoları:
kız
1-Telefonda konuşurken çok bağırmayın.

2-Cep telefonundaki numaraları görmek için, telefonu bir kol boyu uzakta tutmayın.

3-Leopar gibi hayvan baskılı desenlerden uzak durun.

4-Göğüs dekoltenize dikkat edin. Kollarınızı kavuşturduğunuzda kırışıklıklar görünür.

5-Yüksek sesli kahkahalar atmayın.

6-Kendinizden genç kadın ya da erkekleri eleştirip durmayın.

7-Seyahat edeceğiniz zaman, havalimanına uçaktan 5 saat önce gidip aşırı tedbirli davranmayın.

8-Slip iç çamaşırı giymeyin.

9-Lastik belli pantolonları tercih etmeyin.

10-Mavi göz farı sürmeyin.
haberturk

‘Çok su içmek faydalıdır’ yanlış çıktı

Yazar: Mart 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yunus Erdem, “Günlük 5-6 litrelik su içilmesinin önerilmesi böbrekler yönünden sağlıklı değildir ve bu miktarda idrar kısa ve uzun dönemde böbrek fonksiyonlarını bozabilir” uyarısında bulundu.
su
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yunus Erdem, çok su içilmesinin böbrekler ve vücut için yararlı olduğu söylemlerinin yanlış olduğunu belirterek, “Günlük 5-6 litrelik su içilmesinin önerilmesi böbrekler yönünden sağlıklı değildir ve bu miktarda idrar kısa ve uzun dönemde böbrek fonksiyonlarını bozabilir” uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Erdem, özellikle bazı diet programlarıyla birlikte çok su içilmesinin önerildiğini belirterek, bu yolla toksinlerin vücuttan uzaklaştırılacağının iddia edildiğini söyledi. Prof. Dr. Erdem, günlük 5-6 litrelik su içilmesinin böbrekler yönünden sağlıklı olmadığını ifade ederek, bu miktarda idrarın kısa ve uzun dönemde böbrek fonksiyonlarını bozabileceğine dikkat çekti. Su ihtiyacının mevsimlere, diete ya da harcanılan efora göre değişebileceğini söyleyen Prof. Dr. Erdem, “Bizim önerimiz sağlıklı insanların susadığı zaman ve arzu ettiği kadar su içmesidir. Günde 1.5-2 litre idrar çıkarıyorsak bu yeterlidir. Daha fazla idrar miktarları zararlı olabilir” uyarısında bulundu.

KABARTMA TOZU KULLANILAN TATLILARDAN BİLE TUZ ALIYORUZ

Prof. Dr. Erdem, günlük su ve tuz olmadan hayatın mümkün olmadığını ancak miktarların önemli olduğunu vurguladı. Sağlıklı bir insanda günlük 5-6 gram tuz alımının yeterli olacağını belirten Prof. Dr. Erdem, “Bu kadar tuz da tamamen doğal besinlerin içinde bulunmaktadır. Kabartma tozu kullanılan tatlılardan bile tuz alınmaktadır. Yalnızca bir ekmekte 5 gramın üstünde tuz bulunmaktadır” diye konuştu. Türkiye’de önerilen miktarın ortalama üç katının tüketildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem, “Tuz kısıtlaması böbrek hastalarında da çok önemlidir ve hekimin önerdiği şekilde tuz kısıtlaması hem hastalıklarının ilerlemesini yavaşlatmada hem de kalp sağlıklarını korumada yararlı olacaktır” dedi.

HER YIL 100 BİN KİŞİ HİPERTANSİYONDAN HAYATINI KAYBEDİYOR

Prof. Dr. Erdem, az tuz kullanımının insanları hipertansiyondan koruyacağını da belirterek, şunları ifade etti: “Tansiyonumuz normal bile olsa tuz kısıtlanması yaparak tansiyonumuzun yükselmesini engelleyebiliriz. Özellikle gelişmiş toplumlarda tüketilen tuzun önemli bir miktarı hazır gıdalardan gelmektedir, sofrada yemeğe eklenen tuz toplam tüketilen tuzun ancak yüzde 15′idir. Yani sofrada yemeğe tuz eklememek az tuz tüketmek demek değildir.” Prof. Dr. Erdem, Sağlık Bakanlığı verilerine göre her yıl yaklaşık 100 bin kişinin hipertansiyonla ilgili direk ve endirek nedenlerle hayatını kaybettiğine dikkat çekti.

ANKA

İyi kolesterol nasıl yükselir

Yazar: Mart 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

İyi kolesterol (HDL), yediklerimizde mevcut olan bir madde değildir. Kanımızda dolaşan yağlardan biridir. Damar sertliğine karşı korur. Beş puanlık bir azalma, kalp krizi riskini yüzde 25 arttırır. Sonuçta ne kadar yüksek olursa o kadar iyidir. En az 40 olmalıdır.
kls
HDL’yi yükseltmek için şunları önerebiliriz:

* Portakal suyu: Günde üç bardak portakal suyu, üç hafta içinde yüzde 20 yükseltebilir.

* Niacin: İlaç şeklinde alınır. Büyük balıklar, tavuk, hindi etleri, biftek ve antep fıstığında da vardır.

* İyi yağlar: Özellikle zeytinyağı.

* Soya: Hayvani gıdalar yerine alınabilir.

* Az miktarda alkol: Günde bir kadeh.

* Egzersiz: Hemen her gün en az 30 dakika tempolu spor yapmak.

* Sigarayı bırakın

Trans yağlarla gelen kısırlık riski

Yazar: Mart 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Trans yağlar içeren yiyecekleri tüketen kadınlarda endometriozis hastalığı riski daha fazla… Tedavisi olmayan ve kısırlığa sebep olabilen endometriozisten korunmak için Omega-3 yağları açısından zengin ton, somon ve ceviz gibi gıdaları tüketmeninse faydalı olduğu belirtildi.
y1
Human Reproduction dergisinde yayımlanan, 70 binden fazla ABD’liı hemşire üzerinde yapılan araştırmada, hemşirelerin tükettikleri yağlar 5 kategoriye ayrıldı ve hemşireler 12 yıl boyunca takip edildi.

Araştırma neticesinde omega-3 yağ asitleri bakımından zengin besinler tüketenlerin endometriozise yakalanma ihtimallerinin diğerlerine göre yüzde 22 daha az olduğu saptandı.

Buna mukabil, trans yağlı gıdalarla bolca beslenenlerin endometriozise yakalanma risklerinin yüzde 48 daha fazla olduğu belirlendi.

Trans yağların kalp-damar hastalıkları riskini de artırdığı biliniyor. Trans yağlar en çok margarinlerde, kraker gibi hazır gıdalarda ve özellikle fast-food lokantalarındaki kızartılmış gıdalarda bulunuyor.

Endometriozis hastalığında rahmin iç dokusu rahim dışında gelişiyor ve bazen bu doku diğer organlara yapışıyor.
Araştırmacılar, bunun yağlarla endometriozis arasında ilişki kuran ilk araştırma olmasından hareketle daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu söylediler.

AA

Uzun yaşamın sırrı

Yazar: Mart 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

u
ABD’de yapılan bir araştırma sonuçları, ”ne kadar çok gülünürse o kadar uzun yaşanacağını” ortaya koydu.

Amerikan beyzbol ligi oyuncularının 1952′de çekilen 230 fotoğrafını inceleyen ABD’li uzmanlar, araştırma sonuçlarını ”Psychological Science”ın bu haftaki sayısında açıkladı.

Fotoğraflardaki ifadeleri doğrultusunda sporcuları, ”hiç gülmeyen”, ”az gülen” ya da ”çok gülen” olarak 3 kategoriye ayıran Wayne State Üniversitesi araştırmacıları, ilk gruptaki sporcuların ortalama 72,9 yaşında, ikinci gruptakilerin 75, üçüncü gruptakilerin de 79,9 yaşında öldüğünü saptadı.

Dergide yayımlanan makalede, ”Bu araştırmanın sonuçları, duyguların akıl sağlığı, fiziksel form ve uzun yaşamakla pozitif bir ilişkide bulunduğunu gösteren diğer araştırma sonuçlarıyla örtüşmektedir” denildi.

Makalede ayrıca araştırmaların mutluluk ya da üzüntü gibi temel duyguların fiziksel ya da zihinsel reaksiyonlar ve uzun yaşam üzerinde etkisi olduğunu daha çok ortaya koymaya başladığına da işaret edildi.

AA

‘Kanser ilacında süre kısıtlaması yok’

Yazar: Mart 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Sağlık Bakanlığı, göğüs kanseri olan hastaların, metastazı engelleyen ”trastuzumab” etken maddeli ilacın, Danıştay kararıyla 52 haftaya çıkarılan kullanım süresinin Bakanlık genelgesiyle yine 9 haftayla sınırlandığına ilişkin olarak basında yer alan haberlerdeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığı bildirdi.
k

Açıklamada, haberlerde söz edilen genelge-kılavuzun ”endikasyon dışı ilaç kullanımını düzenleyen” 2009/36 sayılı genelge olduğu ifade edilerek, ”trastuzumab” aktif maddeli ”Herceptin” isimli ilacın erken evre meme kanserinin adjuvan (yardımcı) kullanımında Bakanlık tarafından ruhsatlandırıldıktan sonra endikasyon dışı ilaç kullanımı prosedüründe değerlendirilmediği kaydedildi.

”Endikasyon dışı ilaç, başvuru kılavuzundan da çıkarılarak doktorların istekte bulunması da yasaklandı” ifadesinin de ”gerçek dışı” olduğu belirtilerek, ”Çok açıktır ki, ruhsatlı bir ilacın kullanımının, endikasyon dışı ilaç kullanımını düzenleyen genelge-kılavuz ile yasaklanması mümkün değildir” ifadesi kullanıldı.

Erken evre meme kanserinde ‘trastuzumab aktif maddeli ilacın 9 hafta kullanımı ile ilgili genelgenin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğünün 30 Aralık 2009 tarihli, Sağlık Uygulama Tebliğinde değişikliğe dair genelge olduğu kaydedildi.

Söz konusu genelgede birçok ilacın ne şekilde ödeneceğinin düzenlendiği ve ilgili ilaca ilişkin olarak da ”trastuzumab kullanılırken progresyon gelişmesi halinde tedavi sonlandırılır” cümlesinden sonra, ”erken evre meme kanseri endikasyonunda tedavi süresi 9 haftadır” ifadesinin eklendiği bildirildi.

Açıklamada, ”Trastuzumab aktif maddeli ilacın Sağlık Bakanlığı’ndan verilen endikasyonunda herhangi bir süre belirtilmemiştir. 9 haftalık kullanım süresi, ilacın ruhsatında yer almamaktadır. Ayrıca, erken evre meme kanserinin adjuvan tedavisinde 52 haftalık ilaç kullanımının ek yararını gösterir bilimsel bir delil yoktur” denildi.

AA

Babalar kızlarına güvenmiyor

Yazar: Mart 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

b
TÜBİTAK 2010 Yılı Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması Bölge Finali’nde yarışan ”Baba otoritesinin kız çocuklarının sosyalleşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi” başlıklı proje çerçevesinde yapılan ankette, babaların sadece yüzde 8,3′ü kızına sonsuz güven duyduğunu söylerken, kızların yüzde 77,6′sı ”kendimi anneme daha yakın hissediyorum” dedi.

TÜBİTAK 2010 Yılı Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması Bölge Finali Sergisindeki projeler arasında bulunan ”Baba otoritesinin kız çocuklarının sosyalleşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi” adlı proje, babalarla kızların birbirleriyle ilgili düşüncelerini ve beklentilerini ortaya çıkardı.

Konya Seydişehir Lisesi öğrencisi Burcu Erdoğan’ın öğretmeni Ayşe Ünüvar danışmanlığında hazırladığı projede, Seydişehir’deki dört lisede öğrenim gören, 15-18 yaşları arasındaki 300 kız öğrenci ile babalarına 30′ar sorudan oluşan anket uygulandı.

Ergenlik dönemindeki kızların içlerinde bulundukları dönemde babalarıyla nasıl bir iletişim halinde olduklarını araştıran projede, kızlar ve babalarının sorulara verdiği yanıtlar, ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.

Proje çerçevesinde gerçekleştirilen ankette babalara, kızlarının erkek arkadaşı olmasını kabul edip edemeyecekleri soruldu. Babaların yüzde 83′ü bu soruya, ”Kabul etmem” yanıtını verdi. Kızlarının sosyal ve kültürlü birer birey olarak yetişmesini isteyen babaların oranı yüzde 91,6 olurken, yüzde 75,3′ü, ”Kızım yeter ki sosyal olmak istesin, ona maddi manevi tüm imkanları sunarım” dedi.

Aynı ankete yanıt veren babaların yüzde 43,3′ü kızının çok sosyal olması halinde derslerinde başarısız olacağına inandığını, yüzde 81′i ise ”Kızım gitsin okulunu okusun, oraya buraya gitmesinden hoşlanmam” görüşünde olduğunu kaydetti.

Ankette babalara, kızlarına şiddet uygulayıp uygulamadıkları da soruldu. Ankete katılan babaların yüzde 6,3′ü olaylar karşısında kızına fiziksel şiddet uyguladığını kabul ederken, yüzde 40,6′sı ise ”Kızını dövmeyen dizini döver” görüşüne katıldığını ifade etti.

Araştırma çalışması, babaların kızlarına yeterince güven duymadığını da ortaya çıkardı. Proje çerçevesinde babaların sadece yüzde 8,3′ü ”Kızıma güvenim sonsuzdur” derken, babaların yüzde 21,6′sı ise kızıyla ilgili kulağına bir şeyler geldiğinde ilk önce çevreyi dinlediğini söyledi.

”BABAM DAHA İLERİ GÖRÜŞLÜ OLSUN”

Ankette kız öğrencilere de çeşitli sorular yöneltildi. Anket sonuçları, kız öğrencilerin kendilerini annelerine daha yakın hissettikleri, sırlarını babalarıyla paylaşmaya çekindiklerini ortaya çıkardı.

Kız öğrencilerin yüzde 77,6′sı ”kendimi anneme daha yakın hissediyorum” derken, yüzde 79,3′ü ise erkek arkadaşı olması halinde bunu babasına anlatamayacağını ifade etti.

Kız öğrencilerin yüzde 45′i okul gecesine babasının gelmesini istemezken, yüzde 22,3′ü sosyal konulara duyarlı olmadığı için ”bazen babasının çok geri görüşlü bir insan olarak” gördüğünü kaydetti. Ankete katılan kız öğrencilerin yüzde 62,6′sı da babasının daha ileri görüşlü olmasını istediğini söyledi.

Ankete cevap veren kız öğrencilerin yüzde 9,6′sı ise, ”Babam çok otoriter olmasaydı, uçarı bir kız olmak isterdim” dedi.

AA

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp