Konserve, salamura mide kanseri yapıyor

Yazar: Şubat 28th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Türkiye’de en fazla görülen kanser türlerinin başında gelen ‘mide kanserini’, yiyeceklerin saklanış biçimleri de tetikliyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, yiyeceklerin saklanış biçiminin mide kanseri sıklığını artırdığını belirterek, konserve, salamura veya tütsülenerek saklanan besinlerin tüketimi konusunda dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Akdur, mide kanserinin Türkiye’de en fazla görülen kanser türlerinin başında geldiğini, bu hastalığın en çok ölüme neden olan kanserler sıralamasında erkeklerde akciğer, kadınlarda ise meme kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını bildirdi.
see
Akciğer kanserinin doğrudan tütün, mide kanserinin ise beslenme ile ilgili olduğunu vurgulayan Akdur, “Bu iki grup kanser, yani Türkiye’deki kanserlerin üçte ikisi kolaylıkla önlenebilir. Akciğer kanserini önlemek için sigara içmemek, mide kanserini önlemek için ise sağlıklı beslenmek yeterli” şeklinde konuştu.

Mide kanserinde beslenme biçiminin çok önemli olduğunu anlatan Akdur, şu uyarıları dile getirdi:

“Fazla tuz kullanılması, taze sebze ve meyveden fakir, nişasta ve şeker zengin beslenme, gıdaların piştikten sonra uzun süre bekletilerek tüketilmesi, mide kanserine yakalanma riskini artırıyor. Yiyeceklerin saklanış biçimi de mide kanseri sıklığını artırıyor. Konserve, salamura veya tütsülenerek saklanan besinlerin tüketimine dikkat edilmelidir. Özellikle et ürünlerinin salamurası yapılırken nitrat ve nitrit tuzları kullanılmaktadır. Bu tuzlar ısıtma sırasında veya mide içinde güçlü kanser yapıcı maddelere dönüşürler. Olumsuz şartlarda saklanan ve bayat gıdalarda bulunan bakteri ve küf mantarlarıyla karşılaşması sırasında da bu kanser yapıcılar ortaya çıkabilir.”

Mide kanseri açısından pişirme yöntemlerinin de önemli olduğunu, besinlerin direkt ısı kaynağı ile temasının olduğu yöntemler, ızgara ve döner gibi aşırı pişirilmiş ve yanık besinlerin mide kanseri sıklığını artırdığına işaret eden Akdur, “Yapılan araştırmalar mide kanserinde ailesel yatkınlığın da önemli olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

“Helicobakter pylori” bakterisinin sebep olabileceği mide ülserinde ve “kronik atrofik gastrit” hastalığında da mide kanseri olasılığının arttığını kaydeden Akdur, bu hastalıktan korunmak için şu önerileri dile getirdi:

“-Bol taze sebze ve meyve tüketin,

-Kırmızı et, balık ve tavuğu dengeli bir şekilde tüketin,

-Izgarada pişirilmiş gıdaları tercih etmeyin,

-Konserve gıdaları fazla tüketmekten kaçının

-Sigara ve alkol kullanmayın,

-İdeal kilonuzu koruyun,

-Yaşam boyu spor yapın,

-Fazla tuzlu yemekten kaçının,

-Vücudunuza duyarlı olun, erken uyarı olabilecek belirtileri gözden kaçırmayın”

“Erken tanı hayat kurtarıyor”

Mide kanserine yakalananlarda erken tanı sayesinde tedaviye zamanında başlanmasının yaşama şansını çok yükselttiğini bildiren Akdur, “Ancak erken belirtilerin çoğu hastalar tarafından önemsenmediği için ne yazık ki mide kanseri genellikle tedavi şansının azaldığı ileri dönemlerde fark edilebiliyor. Mide filmi oldukça değerli bir tanı yöntemi olmakla birlikte yetersizdir. Bunu takiben mide içinin çeşitli cihazlarla gözle muayenesi(gastropi)ve biyopsi(dokudan örnek alınması) yapılarak kesin tanı konulabilir” diye konuştu.

Akdur, şu belirtilerin bulunması halinde doktora başvurulması ve tetkik yaptırılması önerisinde bulundu:

“-Karın üzerinde mide bölgesi ve onun etrafındaki bölgede rahatsızlık, ağrı ve ağırlık hissi,

-Yemeklerden sonra rahatsızlık,

-Erken doyma,

-Yutma güçlüğü (midenin yemek borusuyla birleşim bölümü bölgesine yerleşen tümörlerde)

-Bulantı ve kusma,

-Sindirim sisteminde kanama veya gizli kanama,

-Siyah renkli dışkı,

-Demir eksikliği anemisi.”

Mide kanserinde, hastalığı taşıyan mide kısmının olabildiğince geniş olarak çıkarıltılarak cerrahi müdahale uygulandığını belirten Akdur, “Erken tanı bu tedavinin başarı şansını çok artırır. Erken tanı ve erken cerrahi müdahale, hastanın yaşama şansını artıran en önemli işlemdir” şeklinde konuştu.
(aa)

Ağrılarınız için “kuantum”u deneyin

Yazar: Şubat 28th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Namık Kemal Üniversitesi, (NKÜ) Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Cengiz Mordeniz, kuantum tedavi yöntemi ile ilaç kullanmadan ağrıları dindirmenin mümkün olduğunu bildirdi.

Mordeniz, e yaptığı açıklamada, Anesteziyoloji Ana Bilim Dalı Ağrı Polikliniğinde olarak 6 aydır hizmet verdiklerini belirtti. Trakya Bölgesi
için yeni olan polikliniğin ilgi odağı olduğunu bildiren Mordeniz, tedavi için değişik yörelerden ve yurt dışından bir çok hastanın polikliniğe başvurduğunu kaydetti.

Her yaşta, ancak yaşlılıkta sıklıkla karşılaşılan ağrının hastaları çaresizlik içerisinde bırakabildiğini anlatan Mordeniz, hastaların kapı kapı
dolaşmalarına rağmen kesin çözüm bulamadığını veya ileri yaşta olduklarından istedikleri ilgiyi göremediğini söyledi.Mordeniz, kuantum tedavi yöntemini, ameliyat olamayan yaşlı, omurgasında dejenerasyon, kireçlenme olan veya ilaç tedavisine dirençli ve uzun süre kronik ağrıyla baş edemeyen hastalarda uyguladıklarını ifade etti.

-21.YÜZYIL TEDAVİ YÖNTEMİ-

Kuantum teşhis ve tedavisinin, Rusya’da uzay araştırmaları merkezlerinde geliştirilen ve 21. yüzyılın tıbbı olarak kabul edilen iğnesiz, ilaçsız ve yan etkisiz bir tedavi yöntemi olduğunu kaydeden Mordeniz, kendisinin de Moskova Kuantum Tıp Birliğinde aldığı eğitimden sonra Türkiye’de bu tedavi yöntemini uygulamaya başladıklarını ifade etti.
s12
Mordeniz, 3 aylık süre içinde 100’ün üzerinde hastaya uyguladıkları bu yöntemde teşhis ve tedavide yüzde 90’lara varan başarı elde ettiklerini kaydetti. Rusların geliştirdiği bu yöntemi Tekirdağ’da uygulamaya koymuş olmaktan dolayı mutluluk duyduğunu ifade eden Mordeniz, bugüne kadar hastalarından aldıkları sonuçların umut verici olduğunu ifade etti.

Mordeniz, şunları kaydetti: “Kuantum yönteminin, ilaçsız tedavi yöntemi olarak daha geniş uygulama alanı olacağına inanıyoruz. Bu yöntem Rusya’da belirli yaşın üstündeki insanlarda direnci arttırmak, sporcuların müsabakalara hazırlanmasında ve hatta hayvanlarda,
özellikle yarış atlarında başarıyla uygulanmaktadır. Tohumlar üzerinde yapılan araştırmalarda, kuantum uygulamasıyla daha dayanıklı tohumlar elde edilmektedir. Kuantum aslında rahatsızlığı, genel huzursuzluğu bulunan her hastaya uygulanabilir. Yan etkisi de olmadığı için hastaya uygulanmasında bir sakınca yoktur. Ameliyat olamayan yaşlı hastalara, ağrısı olan hastalara, omurgasında dejenerasyon, kireçlenme olan veya ilaç tedavisine dirençli hastalarda, uzun süre kronik ağrıyla baş edemeyen hastalarda bunu uygulamaktayız. Dikkat ettiğimiz konu ise eğer hastanın ameliyat olması gerekiyorsa kesinlikle bunu uygulamıyoruz, ameliyat olmasını öneriyoruz.”

-KUANTUM TEDAVİSİ-

Kuantum enformasyon teorisinin, geleneksel Çin tıbbından etkilenerek yeni bir tıbbi yaklaşım olduğunu ifade eden Mordeniz, yaklaşımın, tıptaki gibi hücrenin çekirdeği değil hücreler arasındaki iletişim kanallarına belirli dalga boyunda ışık vererek iletişim kanallarını uyarmak olduğunu söyledi. Böylece hastada mevcut olan rezervi kullanarak ağrılı veya hasarlı bölgenin yeniden organize edildiğini anlatan Mordeniz, bu yöntemin sadece hasarlı bölgeye etki ettiğini, hasar yoksa bölgeye “dost davrandığını” belirtti.
kaynak: milliyet

Bilmeniz gereken 20 güzellik sırrı!

Yazar: Şubat 28th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

a1
Sizden yaşça büyük insanların tavsiyelerini dinlemekten pek haz etmediğinizi, öğütlerini “çok sıkıcı” bulduğunuzu biliyoruz. Ama bu küçük, eğlenceli güzellik ipuçlarını aklınızın bir kenarına not etmenizde fayda var. 20 yıl sonra aynaya baktığınızda pişman olmayacaksınız!

1. Fondötenden vazgeçin: Akne sorunu olan kişilerin ilk başvurdukları yollardan biri, onları kalın bir fondöten tabakasıyla kapatmaya çalışmaktır. Ancak fondöten 30 yaş üstü kadınlar içindir. Sadece natürel güzelliğinizi kapatmakla kalmaz, sizi doğallıktan uzaklaştırır. Genç teninizi fondötenin arkasına gizlemek yerine, sadece hatalı noktalarda kapatıcı ürünler kullanın. Üzerine çok hafif bir pudra ya da renklendirilmiş nemlendirici sürebilirsiniz. Renklendirilmiş nemlendiriciler daha hafif ve doğal bir görünüm verir. Ancak illa fondöten kullanacaksanız, toz formundaki mineral ürünleri tercih edin.

2. Kapatıcıyı yaymayın: Kapatıcıyı uygularken ovalayarak yaymak yerine, orta parmağınıza bir miktar alıp kapatacağınız noktaya hafifçe vurarak üzerini kapatın. Yaymayın, ovalamayın, sadece küçük vuruşlarla kapatın!
3. Ya gözlerinizi ya dudaklarınızı öne çıkarın: Eğer gözlerinize makyaj yaptıysanız dudaklarınıza sadece bir parça parlatıcı sürmeniz yeterli olur. Kırmızı, dramatik görünümlü bir ruj mu sürmek istiyorsunuz? O zaman, yüzünüzü aydınlık tutun. Koyu renk allıklardan kaçının, sadece kirpiklerinize maskara sürün.
kaynak: milliyet

1 haftada 5 kilo verilir mi?

Yazar: Şubat 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

GBEK_E~1

1 haftada nasıl 5 kilo verilir?

Çok basit: VERİLEMEZ!
Diğer yandan hergün yazılı ve görsel basında onlarca “mucize diyet” ile karşılaşıyoruz.

“İsveç Diyeti, Ayırma Diyeti, Hollywood Diyeti, Manken Diyeti, Lahana Çorbası Diyeti, Burçlara Göre Diyet, Uzman Diyeti, Kan Grubu Diyeti, Renk Diyeti, Amerikan Kalp Vakfı Diyeti, Atkins Diyeti, Son Şans Diyeti” ve daha yüzlerce değişik isimlde ya da isimsiz diyet tarifleri.

İyi ama bu kadar fazla diyet listesi ortalarda dolaşıyor iken neden hala insanların kilo sorunu var? Çünkü bu tür diyet uygulamalarının çoğu başlangıçta hızlı kilo kaybı sağlasalar da, kısa bir müddet sonra bu kilolar fazlası ile geri alınmakta.
Bu tür diyetler sağlığa zarar vermekte ve metabolizma düzenini bozarak ömrü kısaltmakta. Bunun yanısıra, kişilerin “ben bu işi başaramıyorum” deyip umutsuzluğa kapılmasına sebep olmaktadırlar. Bu nedenle yaşam tarzınız haline getiremeyeceğiniz hiç bir yönteme başlamamanız gerekmektedir.
Gerçek ağırlık kaybı vücuttaki yağ kitlesinin azaltilması ile mümkün olur. Kas ve su kitlesinden verilen kilo kayıpları hem sağlık açısından risklidir, hem de kalıcı kilo kaybına neden olmamaktadır.

KURU CİLTLER İÇİN BEPANTHENE PLUS KREM

Yazar: Şubat 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Bepanthene Plus krem tıbbi bir krem aslında. Hekimlerin dermetit ve pişiklerde, cilt kuruluğunda sıkça kullandıkları bir krem. Suna dumankaya da Bu kremin güzelliğinden faydalanıp kuruciltlere hitaben güzel bir bakım kreni hazırlamış. Kullanım süresi 3 ay. İşte tarifimiz.
MALZEMELER: 1 date Bepanthene plus krem, 7-8 damla kayısı yağı, 1 adet Evingen ampul.
Bepanthene Plus krem
KULLANIMI : Bütün malzemeleri karıştırıp krem haline getirdikten sonra cildinize sürün.
ÖNEMLİ UYARI : Bu kremi gece yatarken kullanın. Yağlı krem olduğundan güneş lekesi yapacaktır. Gece bakım kremi olarak kullanmak daha uygun.

Kısırlık bebeğe geçer mi?

Yazar: Şubat 26th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Uyarı, bizzat yöntemin öncülüğünü yapan Belçikalı profesörden geldi.
Daily Telegraph’taki habere göre, düşük kaliteli ve düşük sayıdaki spermler için geliştirilen yöntem, kısırlığın doğacak bebeğe de geçme riskine rağmen çok yaygın uygulanıyor.
se
Spermin yumurtayı kendiliğinden döllemesi için her ikisinin de bir kaba konulduğu tüp bebek yönteminden farklı olarak, mikroenjeksiyon yönteminde, embriyoloji uzmanı tek bir spermi yumurtaya enjekte ediyor. Sürecin normal işleyişi içinde doğal olarak ayıklanacak anormal bir sperm, bu yöntemle yumurtayı döllemiş oluyor.
Yöntem 1992′de uygulanmaya başladı ve ondan sonra çok yaygınlaştı. Ancak bazı uzmanlar, bu tedavi konusunda kaygılarını dile getiriyor. Erkek kısırlığı için geliştirilen bu yöntemin, normalde kusurlu olduğu için yumurtayı dölleyemeyecek spermlerdeki genetik kusurların bebeğe geçmesine yol açacağı belirtiliyor.

YÖNTEMİN ÖNCÜSÜ UYARDI

Yöntemin 18 yıl önceki ilk uygulamasını yapan ekibin başkanı Brüksel Üniversitesinden Prof. Andre Van Steirteghem, ABD’deki bir konferansta yaptığı konuşmada, mikroenjeksiyon yönteminin haddinden fazla kullanıldığını söyledi.
Steirteghem, tedavide diğer yöntemler kullanılabileceği hallerde bu yönteme başvurulmaması gerektiğini belirtti. Prof. Steirteghem, kısırlığın genetik nedenlerinin yardımcı üreme teknikleriyle baypas edilebildiğini, ancak bu genetik kusurların bir sonraki neslin kısır olmasıyla sonuçlanabileceğini söyledi.
Sheffield Üniversitesinden Dr. Allan Pacey de, bu yöntemle doğan bazı bebeklerde sağlık problemleri olduğunu hatırlatarak, bu yönteme gereğinden fazla başvurmanın risklerine işaret etti.

Bas Donmesi

Yazar: Şubat 25th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Başdönmeleri
Bas Donmesi
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
- Kulak ağrısı
- Araç tutmaları
- Ani hava değişimi
- Bazı göz hastalıkları
- İlaç zehirlenmeleri
- Düşük veya yüksek tansiyon
- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları
- Kansızlık ve kan hastalıkları
- Mikrobik hastalıklar
- Beyin hastalıkları
- Sara ve bazı ruh hastalıkları
Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

Kadin Hastaliklari Sagligi Hastalik

Yazar: Şubat 25th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Kadın Hastalıkları, Kadın Sağlığı Hakkında Genel Bilgiler
Kadin Hastaliklari Sagligi Hastalik
Sağlık bilgisinin en eski dalı, doğum olayıdır. 17. Yüzyıla ka­dar doğum işleri yalnızca kadınların elindeydi. Doktorlar ya­vaş yavaş bu konuya girebildiler. Bu işe önce kadın vücudunu ve doğum olayını inceleyerek, aynı zamanda doğum olayı üze­rine dersler vererek başladılar. Daha sonra doğum uzmanları ameliyatları da programlarına aldılar. 1751 yılında ilk kez Göttingen Üniversitesi doğum kliniği açıldı ve doğum olayı bir tıp dalı olarak geliştirildi. Macar asıllı doktor İgnaz Philipp Semmelweis (1818-1865) ilk kez elle rahim muayenesini yaptı ve bu olay büyük bir aşama olarak nitelendirildi. Daha sonra Sezar­yen ameliyatı geliştirildi ve 170 doğum olayı başarıyla gerçek­leştirildi. Böylece, kadın hastalıklarını inceleyen jinekoloji da­lı, cerrahinin en yeni dalı oldu. Her şeyden önce kadın hasta­lıkları her ne kadar doğum alanına girmemekteyse de, kadın üreme organları hastalıkları, hormon bozuklukları ve düzen­sizlikleri, üreme organlarında oluşan kanserler genellikle jine­koloji dalında incelenmektedir.

Ağrısız Doğum, Ağrısız Normal Doğum Hakkında

Yazar: Şubat 25th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

Ağrısız Doğum, Ağrısız Normal Doğum Hakkında
Ağrısız doğumu ilk uygulatan annelerin başında ünlü İngiliz Kraliçesi Victorya gelmektedir. Daha sonra çeşitli ilaçlar ve yöntemler ağrısız doğum için kullanılmıştır. Yüzyılı aşan bir süredir uygulanan çeşitli yöntemlerin içerisinde son zamanlarda omuriliğe yakın bir alana yerleştirilen ince sondalarla lokal anestezik maddeler verilmesi gelmektedir. Dikkatli uygulandığı takdirde bebek ve anneye hiçbir zarar vermeden yalnızca ağrıyı kesmektedir. Bu yön­tem hem sezaryen hem de normal doğum için kullanılabilir. Sezaryenle gerçekleştirilen doğumlarda kullanıldığı takdirde ameliyat sonrası ağrıların giderilmesi için de kullanılabilmektedir. Batında bugün için en sık uygulanan yöntem budur.

Son zamanlarda uygulanan diğer bir yöntem bel bölgesine elektriksel uyaran verilmesidir. Bu sayede doğu­mun birinci dönemindeki ağrılar kontrol altına alın­abilmektedir. Ağrısız doğum için annenin önceden hazırlan­ması şarttır. Hastanın ağrısını kendi kendine kontrol altında tutabilmesi, ağrıya herhangi bir girişim gerekmeden dayanır hale getirilebilmesi için psikologlar tarafından çeşitli yöntemler uygulanmaktadır. Doğumun ağrısız olarak gerçekleştirilmesi annenin anneliğini yok etmez. Annelik bütün bir yaşamı kapsayan önemli ve güzel bir duygudur ve bir yada iki saatlik bir zaman dilimi ile ölçülemez ve ölçülmemelidir.

Kuruyemişlerin faydaları

Yazar: Şubat 25th, 2010 in Sağlık Haberleri by kartal

me
Kadınlar menopoza girdikten sonra ortalama 5 yıl içinde gebe kalabilirler. Düzenli olarak yumurtlama görülür. 40. ve 50. yaşların sonuna kadar menopozdaysanız bile hamile kalmak mümkündür. Son bir yılda adet görmediyseniz, doğum kontrole devam edebilirsiniz.

Hormonsuz doğum kontrol yöntemlerini gözardı edin. Yani, kondom, spiral, diyafram ve boyun başlığı gibi. Bunları bu dönemde kullanmayın. Herhangi bir risk faktörü taşımadığınız sürece doğum kontrol ilaçlarını menopoza kadar kullanabilirsiniz.

Hamileliği önlemek için ise, doğum kontrol ilaçları menopozdan sonraki 5 yıllık risk belirtilerini azaltır. Bununla birlikte bu haplar, sigara kullanan ve 35 yaşın altındaki kadınlar için tavsiye edilmez. Ayrıca şu kişilere tavsiye edilemez:

Kalp hastalığı olanlar, yüksek kan basıncı yüksek tansiyona sahip olanlar, karaciğer hastaları, damar iltihabı olanlar, genetik hastalıklar, diyabet ve göğüs kanseri olanlar. Eğer 45 yaşından daha gençseniz ve menopoza girdiğinizi düşünüyorsanız, doğum kontrol yöntemlerinizi bırakmadan önce bir doktora sağlığınızı kontrol ettirin.

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp