Kozmik Olöropin Ekstraktı

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Ahmet Maranki by admin

Bütün inanç kitaplarında adı geçen, bütün kültürlerde yer alan, barış ve bereketin sembolü olan zeytin ve zeytin yaprağı, nihayet insanlığın hizmetinde layık olduğu yeri buluyor.
483
Türkiye’de her şeyin ilkini yapan KOBİK ekibi ve Ahmet Maranki, üniversite-sanayi işbirliğiyle ülkemizde ilk defa zeytin yaprağından Kozmik Ekstrakt yaparak, Olöropin etken maddesi ile Türkiye’nin kalkınmasına bir katkıda bulunuyor.

Kale Natural ve KOBİK işbirliğiyle üretilen ekstraktlar halkımızın hizmetine Cosmic markasıyla ilk ve tek olarak sunulacak, ülkemizin, çiftçimizin kalkınmasına büyük bir hizmet sağlayacak.

Prof. Dr. Ahmet Maranki ile yeni ürettiği ve Türkiye’de bir ilk olan Cosmic Zeytin Yaprağı (Olöropin) Ekstraktını, yapılan AR-GE çalışmalarının dününü, bugününü ve yarınını konuştuk.

Türkiye’de Yıllardır Yapılamayan, Sanayi-Üniversite İşbirliği İle Başarıldı!

Maranki öncelikle, şimdiye kadar yürüttüğü çalışmaların önemine dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:

“Bizi yıllardır otçu, çöpçü, bitkici diye tenkit edenlere sormak lazım: ‘Sizler bugüne kadar neler yaptınız, Türkiye için neler ürettiniz? Siz sahip olduğunuz unvan, mevki ve makamla Türkiye patentli bir tane ürün ürettiniz mi? Veya Hans’ın Johnny’nin ürettiklerini tükettirmekten başka bir iş yaptınız mı? Yoksa satılmayan kitaplarınızı satabilmek için başkalarına çamur atıp medyayı kullanarak, birilerinin üstünden gündeme gelmeye mi çalışıyorsunuz?’”

Yazdık, Ürettik ve Uyguladık

Ülkemizdeki üniversite ve araştırma hastanelerinin pek çok imkana sahip olduğunu, memleketimizde çok iyi hekimlerin de yetiştiğini ifade eden Maranki, sözlerine şöyle devam etti:

“Evet elimizde malzeme ve ürün var ama Türkiye’miz o kadar zengin değil. İşte biz bu noktadan hareket ederek, farklı olmayı amaçladık. ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ diyerek, unvanlarımızı bir kenara bıraktık. Bir tütün eksperi, tütün endüstri mühendisi, sosyoloji ve siyaset doktoru olarak, daha önce hiç konuşulmayan İntegretif Tıp metotlarını Türkiye’ye getirdik.”

İntegretif Tıp metotlarıyla ilgili bir milyona yakın baskı yapan “Kozmik Bilim Işığında Yaşam Enerjisi, Noktalarla Mucizevi Tedaviler, Profilaktik Masajla Mucizevi Tedaviler, Kozmik Bilim Işığında Şifalı Bitkiler ve Kozmik Bilim Işığında Şifalı Yemekler” gibi eserleri halkın hizmetine sunan Maranki, “Bizler laf üretmedik, çamur atmadık, birilerinin üstünden reyting elde etmek istemedik. Yazdık, ürettik ve uyguladık” dedi.

“Sizin en hayırlınız insanlığa en faydalı olanınızdır”

Maranki, görmezden gelinmeye çalışılan değerli çalışmalarıyla ilgili bilgi vererek, tüm bunları yaparken sadece insanlığa faydalı olmayı amaçladığını belirtti:

“Devletimizin ilgili bakanlığının (Sağlık-Tarım) onaylarıyla 30’a yakın besin destek ürününü, kozmik yağları, kozmik bakım ürünlerini insanlığın hizmetine ilk defa sunduk. Kozmik Beden Temizliği kamplarında milyonlarca insanın kozmik bilince erişmesine vesile olmaya çalıştık ve bunları yaparken ‘Sizin en hayırlınız insanlara en faydalı olanınızdır’ hükmünü kendimize şiar edindik” dedi.

Bitkiler Dünyasında Gelinebilecek En Son Nokta: Ekstratlar

Bütün bunlara rağmen yılmayan ve çalışmalarına yenilerini ekleyen Maranki, Kozmik Zeytin Ekstraktı ile ilgili fikrin nasıl doğduğunu anlattı:

“Kobik Ekip olarak yine ‘Ne Yapabiliriz?’ mantığıyla yürüttüğümüz araştırmalarda pek çok bitki ekstraktının ve yağının başta İsrail, Belçika, Çin ve Uzakdoğu menşeli olduğunu gördükten sonra neden biz bunları yapamayalım diye düşündük. Değerli dostumuz, bilim adamı Faruk Durukan Bey’le yaptığımız çalışmalarda ve üniversitedeki ziraat, eczacılık gibi fakültelerde görevli, bitki, eczacılık ve farmakoloji kökenli hocalarımızla yürüttüğümüz araştırmalarda gördük ki, bunları ülkemizde de üretmek mümkün.”

Hedef Bu Ülkede Atıl Olan Ürünleri Değerlendirmekti

Ülkemizde yıllardır toplanmayıp israf edilen ve atılan yüz binlerce ton zeytin yaprağının ilk defa değerlendirildiğini belirten Maranki “Zeytin ülkesi olan ülkemizde atıl olarak bulunan ve kullanılmayan zeytin yaprakları, üniversite-sanayi işbirliği ile ekonomimize kazandırılarak insan sağlığına hizmet amaçlanmıştır.

Kanser Hastalarına Müjde!

Olöropin (Oleuropein) etken maddesinin bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği olduğu, dünyaca ünlü üniversitelerdeki araştırma merkezlerinde ve onlarca hakemli tıbbi dergide yayınlanarak kanıtlanmıştır. Bu etken maddenin anti-viral, anti-bakteriyel, anti-kanserojen ve anti-fungal etkisi olduğu, tıbbi rahatsızlıklara destek ürünü olarak fayda verdiği ispat edilmiştir” diyerek zeytin ekstraktının önemine dikkat çekti.

Yerli Ekstraktların Kapsülleri Bitkisel ve Balık Kökenli Olacak

“Kale Naturel’in değerli sahibi Faruk Durukan’la bir yıldır yapılan AR-GE çalışmaları ve son üç ayda Edremit bölgesindeki zeytin ve zeytin yaprağı üzerine yapılan yoğun çalışmaların dünü bugünü değerlendirilmiş ve Kozmik Zeytinyaprağı Ekstraktı (olöropin) Türk Milletinin hizmetine sunulmuştur.

Bu proje Türkiye’de 10′a yakın üniversitemizin bilimsel desteğiyle beraber yürütülmüştür ve bundan sonra da ülkemizde yetişen pek çok bitkinin ekstraktlarının çıkarılması, üniversitelerimizin de bilimsel desteği ile birlikte yürütülecektir” diyen Maranki, kullanılacak jelatinlerin kesinlikle bitkisel ve balık hammaddeli olacağını belirtti:

“Bugüne kadar Türkiye’de kullanılan, kullanımına müsaade edilen, Tarım Bakanlığınca onanmış, müspet listede yer alan bitkilerin ekstraktları, tamamı yurtdışından ithal edilip milyarlarca liralık döviz yurtdışına gönderilmekteydi. Bu çalışmayla hem ülkemizdeki bitkiler değerlendirilecek, hem de döviz kaybına sebep olunmayacak. Ayrıca helal sertifikalı balık jelinden yapılmış kapsüllerle hizmet verilecek ve bu konuda da halkımızın gönlü rahat olacak.”

Hedefimiz Diğer Ürünlerin Ekstraktını da Yaparak Ülkemizi Dışa Bağımlılıktan Kurtarmak

Üzüm ve domates çekirdeklerinin de değerlendirileceği müjdesini veren Maranki, yeni Kozmik ürünlerin çok yakında hizmete sunulacağını açıkladı:

“Bilindiği gibi ülkemizde zeytin yaprağı haricinde, yine yıllardır kullanılmayan, şarap fabrikalarında suyu alınıp ziyan edilen, pekmez fabrikalarında suyu çıkarılıp atılan ve daha pek çok alanda kullanılmayıp israf edilen üzüm kabukları ve çekirdeklerini de değerlendirerek ‘Üzüm Çekirdeği Ekstraktı’nı kozmik olarak üretim planına aldık.

Üçüncü müjdemiz de, bir tarım ülkesi olan ülkemizde bolca üretilen domateslerin, salça üretiminde atılan çekirdek ve kabuklarının da değerlendirileceğidir. Laykopen etken maddesini üretecek ve bu necip milletin hizmetine sunacağız.”

Maranki ayrıca, çalışmalarıyla ilgili önemli bilgilerini salı günleri, 10:00 ile 13.00 saatleri arasında TRT 1′de yayınlanacak olan “Maranki Özel”de, izleyicileriyle paylaşacağını açıkladı.

Kozmik Bilim takipçilerinin her tür problemleriyle ilgili olarak, programa telefon ve e-mail yoluyla katılabileceğini belirten Maranki, bütün izleyicilerin destek ve dualarını beklediğini ifade etti ve “Bizi bu noktaya getiren necip milletimize hizmete her zaman devam edeceğiz.” diyerek sözlerini tamamladı.

ZEYTİN YAPRAĞI EKSTRAKTI OLIVE LEAF EXTRACT
(Olea euopaea)

Akdeniz efsanelerinde adı “Ölmez Ağaç” ya da “Hayat Ağacı” olarak geçen zeytin ağacı, antik çağlardan beri insanoğlunun hayatının içinde olmuş, kimi zaman meyvesiyle kimi zaman yağıyla kimi zamanda yaprağıyla insanlığa sağlık, gıda ve güzellik vaat etmiş.

Romalılardan Mısırlılara ki 3000 yıl önce zeytin ağacının uzun ömrü Mısır’lıların dikkatini çekmiştir, bu kadar uzun yaşayan bir ağaç bizim de uzun yaşamımıza katkı sağlayabilir diye düşünerek incelemeye alıp çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanmaya başlamışlar ve zeytin yaprağını “Cennetin Gücünün Sembolü” olarak saymışlardır. Sümerlerden Greklere kadar birçok Akdeniz kültüründe zeytin yaprağı özellikle ateş ve ağrı ve enfeksiyonu da içine alan sağlık sorunlarında kullanılmıştır.

Binlerce yıldır insanların baş tacı ettiği zeytin yaprağı unutulmuş zeytin ağacının önemi sadece meyvesi için devam etmiştir. Bu mucizevi ağacın yaprağının unutulmasında sentez kimyasındaki hızlı gelişmeler sebep olmuştur.Yalnız bu gelişmeler zeytin yaprağının ana bileşiği olan fenolik maddenin izolasyonunu da sağlamış ve bu maddeye ‘Oleuropein’ adı verilmiştir. Oleuropenin izolasyonu ile birlikte pek çok araştırıcı zeytin yaprağının tedavi edici etkileri ile ilgilenmeye başlamıştır.

1962 yılında, İtalyan araştırıcılar oleuropeinin hayvanlarda kan basıncını (Yüksek tansiyon) düşürdüğünü rapor ettiler. Bu araştırmanın yayınlanması ile birlikte zeytin yaprağının biyolojik aktivitesi üzerinde yapılan çalışmalar bir patlama göstermiştir.

Yapılan başka çalışmalarla da kan basıncını düşürdüğü, barsak kas spazmlarını önlediği, aritmiyi tedavi ettiği gösterildi. Bu arada Amerikalı araştırıcılar virütik hastalıklara (nezle, grip, soğuk algınlığı, uçuk, aft, zona gibi) sebep olan her türlü virüse etkili olduğunu buldular.Yine çalışmalarla nontoksik (zehir etkisinin olmadığı), yüksek dozlarda dahi zehir etkisi göstermediği tespit edildi. Zeytin ağacını 2000 yıl yaşatan maddenin “Oleuropein” olduğu keşfedildi.

Bu maddenin zeytin ağacını hastalıklara karşı koruduğu, hücrelerini yenilediği ve yaşadığı ortama uyum sağlamasını kolaylaştırdığı anlaşıldı. Yapılan farmakolojik çalışmalar aynı etkileri insanlar da gösterdiğini ispatladı. Ama şunu unutmamak gerekir ki bu maddeye bir mucize diye bakılmamalıdır. Ama çok etkili olduğu; kişinin de yeme ve yaşam alışkanlıklarını düzene soktuğu zaman bu etkinin sağlıklı bir yaşamda çok önemli olduğunu açıkça söyleyebiliriz.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, ekstre çok etkili bir antibakteriyel (mikrop öldürücü), antiviral (virüsleri öldürücü) ajan sadece organizmada bulunan patojenlerle savaşıp öldürmekle yetinmiyor ayrıca insan vücudunda bağışıklık sistemini de uyararak mikroplarla daha etkili bir savaşın gerçekleşmesini sağlıyor.

Zeytin yaprağı ekstresi direkt olarak enfekte olmuş insan hücrelerine etki ederek ve daha mikrop üretimini engeller. Zeytin yaprağı ekstraktı, direkt olarak bağışıklık sistemi hücrelerinin oluşumunu uyarmaktadır. Ama bu bağışıklık sistemi hücreleri, pek çok mikroorganizma ile savaşan hücrelerdir.

Hydroxytyrosol (HT), H1N1, H3N2 (Domuz gribi), H5N1 ve H9N2 (Kuş gribi) alt tiplerini içeren, grip A virüslerini bastırır, küçük moleküllü fenolik bir bileşiktir. Hydroxytyrosol (HT) ayrıca Newcastle hastalığı virüsünü bastırır ancak bovac rotavirüs ve fowl adenovirüsünü bastırmaz. Gösteriyor ki HT’nin antiviral etki mekanizması için virüsün bir viral kılıfının olması gerekmektedir.

MDCK hücreleri ve HT ile birlikte yapılan ön uygulamada; H9N2 virüsünün yayılışı (üremesi) sonrasında hücrelerin aşılanmasının bir etkisi olmamıştır. Bu HT’nin barındığı hücreyi değil, sadece virüsü hedeflediği anlamına gelir. HT ile bastırılan H9N2 virüsü, değişmeden hemagglutinin etkinliğini korur ve MDCK hücrelerine zorunlu tedavi uygulanmazsa tedavi edilmeyen virüse benzerler. HT tedavisinde virüsün Nöraminidaz aktiviteside değişmeden kalmaktadır. Bununla birlikte hücreleri HT ile enjikte edilerek (aşılanarak) bastırılan H9N2 virüsünde ne viral MRNA ne de viral protein tespit edilmiştir. Elektron mikroskobu analizlerinde HT’li hedef H9N2 virüsünde morfolojik anormallikler ortaya çıktığı gözlenmiştir.

KULLANILMAMASI GEREKEN DURUMLAR

• Hamile hanımlar ve süt veren anneler kullanmamalı
• Kan sulandıran warfarin, heparin, aspirin gibi ilaçlarla birlikte kullanılmamalı
• Kan şekerini düşürdüğü için, antidiyabetik ilaç alanlar kan şekerlerinin çok düşmemesine dikkat etmelidirler
• 12 yaş altındaki çocuklarda doktorunuza danışmadan kullanmayınız

Gıda destekleyicisi bu ürünler herhangi bir teşhis tedavi,iyileştirme,veya özel bir hastalık ya da hastalıkları önlemeleri gayesi güdülmemektedir. Eğer herhangi bir rahatsızlık yaşıyorsanız önce doktorunuza baş vurunuz.

KAYNAKLAR – ZEYTİN YAPRAĞI

1. Hanbury D. On the febrifuge properties of the olive (Olea Europaea, L). Pharmaceutical Journal of Provincial Transactions, pp. 353—354, 1854.
2. Pallas E. Journal Universel des Sciences Medicales, tome xlix, p. 257, 1828.
3. Pallas. E. Receul de Memoires de Medecine, de Chirurgie, et de Pharmacie Militaires, vol xxiii, p. 152, 1827.
4. Pallas E. Receul de Memoires de Medecine, de Chirurgie, et de Pharmacie Militaires, vol xxvi, p. 159, 1829.
5. Etchells JL, Borg AF, Kittel ID, Bell TA, Fleming HP. Pure culture fermentation of green olives. Appl Microbiol 14, 1027—1041, 1966.

kaynak maranki.com
NOT: “Bu site Sayın Ahmet Maranki’nin resmi sitesi değildir.
Ahmet Maranki’nin Resmi web sitesi www.maranki.com ‘dur. Ahmet Maranki’ye Sorularınızı info@maranki.com ‘dan iletebilirsiniz.

Soğuk hava yüz felcini tetikliyor

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Talip Asil, soğuk havanın yüz felcini tetiklediğini belirterek, ”Felce karşı yüzün soğuktan korunması gerekiyor” dedi.
sogukhavamanset
Doç. Dr. Asil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beyinden yüzün mimik kaslarına gelen uyarıların engellenmesiyle yüz felcinin oluştuğunu söyledi.

Yüz felcini soğuk hava veya hava akımının tetiklediğini ifade eden Asil, insanlarda yüz bölgesi soğuğa ve rüzgara en sık maruz kalan vücut bölgesi olduğunu, soğuk hava veya rüzgarla karşılaştığı için yüzdeki virüslerin aktif hale geldiklerini, bu virüslerinde sinir uçlarında ödem oluşturarak yüz felcine sebep olduklarını belirtti.

Soğuk ve rüzgara maruz kaldıktan sonra kulak arkasında bir ağrıyı takip ederek ortaya çıkan yüz felcinin şiddetinin, birkaç günde daha da artabileceğini bildiren Asil, şunları dedi:

”Sonuç olarak yüzün mimik hareketleri istendiği gibi yapılamaz, göz kapakları kapanamaz, dudak kenarı düşer ve alın da kırıştırılamaz. Herhangi bir duysal kayıp olmamasına rağmen hastalar, yüzde hissizlikten yakınabilirler. Bazı hastalarda tat duyusunda azalma, seslere karşı aşırı hassasiyet oluşabilir. Göz kapatamamaya bağlı olarak korneada tahriş görülebilir, hastalar yemek yemeye çalışırken yüzün felçli tarafından yemekleri düşürebilirler.”

-İYİLEŞME EVRESİ-

Yüz felci olan hastaların yüzde 60′ının bir ay içinde tamamen iyileştiğini, yüzde 35′inin iyileşmesi ise bir aydan fazla süreyi alabildiğini anlatan Asil, şöyle devam etti:

”Kalan yüzde 5 hastada yüz felcinde meydana gelen aksaklıklar kalıcı olabilir. Yüz felci bir anda olur ve daha önceden belirlenmesi mümkün değildir. Tedaviye hastalık başlangıcından sonra en kısa sürede başlanması iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Yüz felcinin tedavisinde ilaç tedavileri uygulandığı gibi yüz kasları üzerine masaj yapılması, sıcak uygulamaları, yüz kaslarını hareket ettirmek için sakız çiğnenmesi de yararlı olabilmektedir. Yüz felci olan hastalarda göz kapakları kapanamadığı için hastalarda ortaya çıkabilecek kornea hasarlarından korunmak için gözün bir tamponla kapatılması ve yapay göz damlası kullanılması da gerekebilir.”

Yüz felcinden korunmak için kış dönemlerinde, yüzün soğuktan korunması gerektiğini hatırlatan Asil, şunları kaydetti:

”Özellikle soğuk ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarken bir atkı, şapka veya örtü yardımıyla yüzün korunması yüz felcine karşı alınabilecek en etkili önlemdir. Ancak yine de yüz felci gelişirse bir an önce hastaneye başvurmak ve tedavinin erken başlanması hastalığın şiddetinin ve etki süresinin azalmasına neden olacaktır.”

AA

İstenmeyen hamileliğe karşı yeni hap

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

ABD’de, cinsel ilişkiden tam 5 gün sonra bile alınsa, istenmeyen gebeliği önleyen doğum kontrol hapı üretildi.
hamilelikmanset
ABD’de “HRA Pharma” adlı firma tarafından üretilen doğum kontrol hapı, 1241 kadın üzerinde denendi. Cinsel ilişkiye giren kadınların yüzde 97.9’u hapı kullandıktan sonra, ilişkinin ardından 5 gün geçmesine rağmen hamile kalmadı. Amerika’da piyasaya sürülen doğum kontrol hapının Avrupa’da satışa sunulacağı ilk ülke ise Almanya olacak. “Ertesi gün hapı” olarak bilinen “acil doğum kontrol hapları” (kontraseptifler), günümüzde birçok çift tarafından tercih ediliyor. Ancak uzmanlar, acil kontraseptiflerin bir doğum kontrol
yöntemi olmadığını, halihazırda kullanılan doğum kontrol yönteminin başarısız olacağını düşündüğünüz durumlarda kullanılması gerektiğini söylüyorlar. Doktorların ayda 1 kereden fazla kullanılmasını önermedikleri bu haplar, şu anda ilişkiden 72 saat sonraya kadar alındığında gebeliği önlemede ciddi etki sağlıyor. Yeni üretilen hap ise 5 gün geçse bile etkili oluyor.

GAZETE HABERTÜRK / DIŞ HABERLER

Sağlıkta devrim

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

saglikdevrimman
Hastalar artık tek bir kart sayesinde bütün hastanelerde tanınabilecekler

Kısaca S-Çip… Kredi kartı benzeri bu kartta tüm sağlık bilgileriniz olacak. Hastaneye girip kartını okutanın sağlık bilgilerine doktor hemen ulaşacak. Yanlış ilaç ve tedavi bitecek. Reçeteler de dijital olacak.

Hastane teknolojisinde dijital kart dönemi başlıyor

Sahip olduğunuz kartla hastaneden içeri girdiğiniz anda, tüm bilgileriniz siz danışmaya varmadan görevlinin önünde belirecek. Sizi “yüzünden düşen bin parça” olan bir çalışan yerine, gülümseyen ve adınızı bilen bir animasyon karakter karşılayacak. Bu sistemle “bekleyen hasta” ve “yanlış ilaç veren doktor” dönemi kapanacak. Doktorların sihirli kalemleri ile kâğıda yazdıkları her şey aynı anda bilgisayar ekranına yansıyacak

Ceyda ERENOĞLU – GAZETE HABERTURK

MARMARA Çalışanlar Federasyonu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kurul Başkanı Yasin Keleş, 30-31 Ocak tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşece k “Sağlık Yöneticileri Zirvesi 2010” kapsamındayer alan ve hastaları, hasta yakınlarını, sağlık çalışanlarıyla tıp yöneticilerini yakından ilgilendiren “Dijital Hastane Platformu” na açıklık getirerek yeni sistemi, ilk olarak HABERTÜRK Gazetesi’ne anlattı. Sistemle hem devlet, hem de özel hastanelere büyük kolaylıklar getirilmesi amaçlanıyor. Dijital hastane, ilaç yönetimini de “sistematize” ediyor. Sistem, hasta güvenliğinde “devrim” olarak niteleniyor. Ayrıca doktorlar “tele-tıp” uygulamasıyla dünyanın her yerinde yoğun bakımda yatan hastalarına ulaşıp “sanal vizit” yapabiliyor.

UYGULAMA ÖRNEĞİ
İstanbul Mehmet AkifErsoy Göğüs Kalp ve Damar Araştırma Hastanesi, söz konusu sistemin bir örneği. Türkiye’ de bir ilki gerçekleştiren hastane, MUSE adı verilen EKG Yönetim Sistemine sahip. Bu sayede uzmanların bulunmadığı yerlerde sisteme entegre edilebilecek cihazlar yardımıyla, oluşturulan verilerin merkezde uzman kişilerce değerlendirilmesi sağlanıyor.

LABORATUVAR VE RADYOLOJİ YENİLİKLERİ

Damar okuma cihazıyla sorunsuz kan verilecek

◊ Kan alma noktasında, damarın görüntülenmesinde sorun yaşayan hastalar için, “damar okuma” cihazıyla sorunsuz kan verme imkânı doğuyor.

◊ Sistem, laboratuvara giden hastayı tanıdığı için, hasta ilgili birime ulaşmadan önce, sağlık personeli yapılacak işlemlerle ilgili olarak bilgileniyor. Alınacak kanın miktarı bile biliniyor. Bu durumda sonuçlar sistemden hızlı biçimde çıkarak hastanın dosyasına yerleştirilmiş oluyor.

◊ Çekilen film için hastanın büyük dosyalar taşıması gerekmiyor. İstenilmesi halinde bir CD veya bellek okuyucuyla konu çözümleniyor. Çekim sona erdiğinde doktor, bilgisayarından anında hastasının sonuçlarına ulaşıyor.

ÜÇ BOYUTLU TEŞHİS

◊ Anadolu’nun şartları yetersiz bir hastanesinde yapılan ultrason çekimi, aynı anda İstanbul’da tam donanımlı bir hastanenin uzman doktoru tarafından da görülüyor ve hastaya doğru teşhis konuluyor. Böylelikle hastanın tedavi için başka şehre gitmesine gerek kalmıyor.

◊ Üçboyutlu animasyon teknolojisi sayesinde organların işleyiş şekli, gerçeğinden farksız görüntülerle hastaya anlatılıyor ve kişi hastalığını daha iyi kavrıyor.

Hastalar zamanını planlayacak

Özellikle devlet hastanelerinde bulunan ve “kiosk” adı verilen bilgisayar sistemi sayesinde sırada bekleyen kişiler doktorun odasında bulunan hastanın kim olduğu ve kendilerine gelecek sırada kaç kişi bulunduğu bilgisine sahip olabiliyor. Böylece kişi zaman planlaması yapma
fırsatı elde etmiş oluyor.

Kronik hastaya evde tedavi imkânı
◊ Kronik hastalığı olan ve hastaneye gidemeyecek durumda bulunan hastalar, evde kullandıkları mobil medikal cihazlar sayesinde periyodik olarak ölçüm yapıp sonuçları anında doktorlarına ulaştırıyorlar. Böylece hastaya durumuna yönelik geri dönüş yapılıyor.

◊ Evde hastaya bakmakla görevli olan çalışan, “sihirli kalem” teknolojisiyle eve girdiğinde çipe tıklayarak giriş yapıyor. İş listesindeki görevlerini bitirdiğinde bu bilgiler anında hasta yakınlarına ulaşıyor. Böylece aile fertleri hastanın durumunu anında öğreniyor.

Uykusuz kalmayın

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

uykusonmanset
Kronik uykusuzluğun, hafıza formasyonunda etkili olan beyin korteksinde küçülmeye neden olabileceği bildirildi.

İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Hollanda’daki Nörolojik Bilimler Enstitüsünde görev yapan bir grup bilim adamı, kronik uykusuzluk hastalarının beyinlerinin sol tarafındaki gri madde miktarının, bu tür bir sorunu olmayanlara nazaran daha az olduğunu tespit etti.

Uzmanlar, uykusuzluk sorunu arttıkça merkezi sinir sisteminin ana içeriği olan gri maddenin miktarının azaldığını da gözlemledi.

Şimdiye kadar bu durumun sadece post travmatik stres bozukluğu gibi ağır depresyon hastalarında görüldüğünün düşünüldüğünü belirten bilim adamları, bu bulguların ışığında uykusuzluk sorununa daha fazla özen gösterileceğini umduklarını söyledi.

AA

Hanımlar vazgeçemiyor ama

Yazar: Ocak 31st, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

ayakkabimanset
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Ufuk Kayaselçuk, yüksek topuklu ayakkabıların ayak sorunlarına yol açtığını söyledi. Kayaselçuk, “Eğer yataktan kalktığınızda yere basmak ağrılı ise uzun yürüyüşler ağrılı sonlarla bitiyorsa, erken yoruluyorsanız veya kramplar oluyorsa, bel ve kas ağrısından kurtulamıyorsanız sportif faaliyetlerde erken ağrı yorulma ya da geçısınma oluyorsa, bunların bir nedeni de yüksek topuklu ayakkabılardır.” dedi.

Yüksek topuklu ayakkabıların son yıllarda modanın vazgeçilmezleri haline geldiğini anlatan Kayaselçuk, “Yüksek topuklu ayakkabı sizi daha uzun gösterebilir ama ayak sorunlarına yol açabildiği gibi var olanları da aşikar hale getirebilir. Güzelliği kimse reddetmez ama her şey kararında olmalı.” uyarısında bulundu. Yüksek topuklu bir ayakkabıda ayak aşağı doğru büküldüğünden ön tarafa aşırı yük bindiğini anlatan Opr. Dr. Kayaselçuk, şunlarısöyledi: “Vücudumuzun mekanik ekseni üzerindeki anatomik yapıların uyumlu duruşu, yükün dengeli dağılmasını sağlar. Yüksek topuklu bir ayakkabıda ayak aşağı doğru büküleceğinden ön tarafa aşırı yük biner. Vücudun geri kalanı da buna dengeyi sağlamak için gövdenin alt tarafı öne eğilir, üst gövde ise geriye eğilmek zorunda kalır. Bununla birlikte kalça ve diz kasları daha fazla çalışır.”

Opr. Dr. Ufuk Kayaselçuk, yüksek topuklu ayakkabıların zararlarını şöyle sıraladı: “Yüksek topuklarla ayak bileği ve ayak daha dışa çevrili olduğundan daha çabuk denge kaybına ve daha kolay burkulmalara yol açar. Belin normal ‘S’ şeklinde oluşu omurgaya binen yükleri azaltır ama yüksek topuğa uyum için bu eğimin düzleştirilmek zorunda kalınması hem bu korumayı azaltır hem de omurga çevresi kasların fazla kullanımı sonucu ağrılara yol açar. Yüksek topuklar zemin diz arası mesafeyi artırır ve ayak bileği ile beraber baldır dışa dönük olduğundan diz iç eklem yüzüne binen yük artar. Topuk yüksekliğinin artışı ayak tabanına binen yükün artışını yüzde 76 daha fazla artırır. Bu da çekiç parmak, bunyon (başparmağın içe dönerek eklemin ağrılı çıkıntı yapması), ağrılı sinir sıkışmaları yapabilir. Topuğun ayakkabının konçuna vurmasına bağlı ağrılı çıkıntılar oluşabilir. Ayakkabının dar, sivri uçlu olması tarak kemiklerinin yayılmasını önleyerek nasır ve bül oluşumuna, kronik tarak kemiği ağrılarına yol açabilir. Ayak alt ekseninin gerilmesine bağlı topuk ağrısı ve bunların sonucu topuk dikeni gibi bir seri hastalığa yol açabilir.”

Cihan

Kolesterol yükselticiler

Yazar: Ocak 30th, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

-Doymuş yağlardan üretilen besinler (et, peynir, süt ve süt ürünleri) trans (bisküvili hazırlanan bütün yiyecekler ve diğer sanayi ürünleri hidrojene yağdan üretilmiştir ya da belirli oran­da bu maddeyi içinde barındırır.)
-Kolesterol açısından aşırı zengin gıdalar (peynir, sakatat, yumurta).
-Fazla kilolar.kolestrol
Kolesterol düşürücüler
-Soya, taze ya da kuru meyve ve sebzeler, sarmısak ve so­ğan, avokado, havuç, fındık, Yağlı balıklar, kabuklu ve taze de­niz ürünleri, elma, çay, kırmızı şarap (günde maksimum 2 bar­dak) keçi ya da koyun peyniri.
-Sabahlan kolesterol içeren besinlerden az yemek (yumurta Omega 3 yönünden zengindir, peynir de…)
-Fiziksel etkinlik, spor.

Yumurta yemesi (sarısı kolesterol içerir) uzun süre yasaklanmış hastalar aşırı düşük kolesterol değerleri gösterir. Bu mantıklıdır: daha az yiyerek kanda daha az bulunması sağlanır denebilir. Bu mantıklı, ama yanlıştır, çünkü daha az yenmesi daha az işlenmesi demektir. Diğer taraftan yu­murtada kötü kolesterol oranını düşüren “choline” olarak adlandırılan madde bulunur. Haftada 5 yumurta (mutfakta hazırlanan şeylere karıştı­rıldığı da düşünülmeli) Kolesterol ve trigiliserid oranı için çok yararlıdır. Çok olmasa bile en azından mahrum kalmayın. Yalnızca diyabetikler kendilerini haftada 1,2 tane yumurtayla sınırlandırmak zorundalar. Ve doymuş yağ oranlarına göre (çok yüksek görünen) kolesterol olarak zengin besinlerin kolesterolü yükseltmede 4 kat daha fazla etkili olduğu bir gerçektir.

Daha az kilo

Yazar: Ocak 30th, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

Dünya sağlık Örgütü 2003′te obeziteyi de hastalıklar arasında sınıflandırdı. Yalnızca Fransa’da, 14 milyon insan aşırı kilolu ve bir yılda 50 bin insanın ölüm nedeni bu hastalık. Bu rakam yıl­dan yıla % 6 oranında hatırı sayılır biçimde arttı.kilover
Estetik görünüşün ötesinde, aşırı şişman olmak sağlık olarak tehlikeli ve ortalama yaşam süresini kısaltıyor. Aşırı kilolar, di­yabet, aşırı kolesterol, yüksek tansiyon, metabolik sendrom kanser, beyin atakları, uykusuzluk, solunum problemleri ve ek­lem ağrıları gibi rahatsızlıklarla sonuçlanabiliyor. Kısacası, in­sanları kırıp geçiren bütün hastalıklar Batılı ülkelerde yaşam ka­litesini etkiliyor.

Beyin atakları
(1 puan BKG = + % 6 risk taşır)

Uyku bozuklukları
(gece boyunca solunum düzensizliği, kalp bozukluklarına ve fazla kiloya yol açar)

Kanser
(Obezite=Bir yılda 35 bin yeni kanser olgusu- bağırsak kanse­ri, göğüs kanseri, endometre, oesophagus ve böbrekler)

Kas ağrıları
(obez insanların % 68′i kronik eklem yangısından mustariptir.)

Ya sizler?
İşte size “Normal” kilolarınızı gösteren basit bir tablo.

Eğer fazla kiloluysanız, ne kadar fazlalığınız olduğunu belirle­yin. Bu aşama yararlıdır, çünkü bilinçli olmanızı, sağlık için aldı­ğınız riskleri yüreklilikle karşılamanızı sağlar.
Şimdi bedensel ölçülerinizle ilgili değer veren bir tablo:

Bedensel kitle göstergesi
-19′un altında: Zayıf
-19 ile 25 yaş arası: bedensel ölçüler normal ideal. -25 ve 30 arası: Fazla kilolu ; -30′un üstünde: Obez

Örnek: 1.60 boyundaysanız ve 70 kilo agırlığındaysanız be­densel kitle göstergeniz 27′dir. Eğer 25-30 yaş aralıgındaysanız fazla kilolusunuz. İnce olmak bedensel değerinizin “normal” ol­ması için önemlidir; bu demektir ki 19-25 yaş arası bir tipsiniz. Değerlerinizin sizi yönetmesine izin vermeyin, tam tersine 30′un üzerinde bir sayıya doğru.
Fazla kiloluysanız biraz kilo kaybetmeniz yararlı olacaktır. Buna karşılık ne kadar çok kilolu olursanız sağlığınızı daha çok tehdit edersiniz. Basit bir fazla kilo artışında hastalık riskini ha­tırlayın obezite aşırı derecede arttığı vakit!

Ve Okinavva’da
Özetlemek gerekirse, Okinavva’da yaşayan bütün insanlar ha­yatları boyunca incedirler. Onların beden ölçüleri 18- 22 yaş aralı­ğındadır. Bu durum kaç tane fazla kilolu olduğunu kaçınılmaz ola­rak düşündürür. Hiç kuskusuz olmadığını araştırmalar ortaya çı­kardı: bu durum onların uzun ömürlerinin ve sağlıklarının anahta­rı çünkü obezite ve fazla kiloluluk birçok hastalığa neden oluyor.

Ve bununla birlikte Okinavva’lıların sahip oldukları bir ka­zanç ürünü değil çünkü onlar zayıf kalmak için hiçbir caba har­camıyorlar. Onlar asla bunu bir sorun olarak görmüyorlar, bir rejimin fikirlerine uymuyorlar, normal bir şekilde yiyorlar ve aynı zamanda Batılı ülkelerin beslenme tavsiyelerine de uymu­yorlar her zaman beslenmemelerini azaltmaya eğilimliler. Önemsiz eksikliklere dikkat etmiyorlar, ama ihtiyaçlarına önem veriyorlar. Bilinen bir gerçek ki metabolizmamız yaşlandıkça azalmaya başlar. Diğer açıdan bakıldığında: daha az kaloriye ih­tiyacımız olur çünkü vücudumuz daha az enerji harcar, daha az hareket eder ve daha az ısı üretir vs.

Sonuç olarak; 20- 50 yaş arasında doğal olarak 10,7 kilo daha yuvarlaklaşırız. Okinawa’lılar, kendilerini istikrarlı bir kiloda ko­rurlar ya da bir kaç kilo kaybederler.

Denilebilir ki Okinawa’da herkes incedir, ama hepsi bu değil. Fiziksel etkinlikleri sonucu özellikle savaş sanatlarında pratik yapmalarından dolayı Okinawa’lılar esnek ve akıcıdırlar. Hepsi yaşlarından çok genç görünürler. Ve gerçekten kuşkusuz öyledir­ler (bkz. s.61 “biyolojik yaş”). Yüzlerindeki güleç ifade, onları çok dinlenir kılar konuşmaları açık yüreklikle yaparlar. Bütün bu un­surlar birbirine eklendiğinde bir birlikteliği, huzuru ortaya koyar.

Şişmanlatanlar
* Aşın yemek yemek
* Kötü yemek yemek
* Televizyon
* Hazır yiyecekler (soslar, dondurulmuş yiyecekler, konserve)
* Aşırı tuz
* Aşırı şeker
* Aşırı yağlı besinler (peynir, soslar, bisküviler)
* Abur cubur yiyecekler
* Alkollü ya da şekerli içecekler (soda, meyve suyu)

Zayıflatanlar
* Bol su içmek
* Kalori sınırlaması
* Daha çok meyve ve sebze yemek
* Düzenli bir şekilde, belirli saatlerde yemek
* İlkeli bir şekilde kronolojik olarak beslenmeye önem ver­me (yağ, proteinler sabah, proteinler dengeli olarak öğlen, şeker ya da tatlılar hafif olarak akşam)
* Su veya çay yeter derecede içmek (şekersiz, sütsüz)

Biyolojik yaş

Yazar: Ocak 30th, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

Kötü yaşayan bir insan için uzun süre yaşamak hiçbir şey ifa­de etmez. Kendinizi düşünün: Çok kilolusunuz ya da aşırı ye­mek yiyorsunuz (çok şişman olmamakla birlikte) anti-aging hor­monu çok hızlı bir şekilde azalır. Yorgunluktan, kas erimesin­den, kilo almaktan, çeşitli ağrılardan libido düşüklüğünden, öf­keden dişlerinizi sıkmaktan, kötü yaşamaktan yakınırsınız. Ya da hormonların yavaş çalışmasından ötürü daha şanslı olsaydı­nız daha iyi bir sağlığınız ve uzun bir ömrünüz olacaktı.
biyo
Bu iki yaşa da sahibiz. Doğum tarihimizle başlayan ve her yıl bir mum üflediğimiz kronolojik yaş ve organlarımızın yıpranma­sına bağlı olan biyolojik yaş. “Çok yaşlı olan” bir sürü insan ta­nıyoruz ki yaşları diğerlerinin sözlerine rağmen neredeyse son­suza kadar güzel bir havada, uysallık içerisinde, hevesle ve gençlikle birbirlerine ve yaşama bağlılar. Başka bir deyişle, genç olarak var olurlar “yaşlı” ve damarları formda olan bir organiz­maya bağlı yaşarlar, (onların yaşlarını damarlarından anlarız) Yaşamsal alışkanlıklarımız değişkenliğimize önemli ölçüde etki eder. Örneğin biliyoruz ki sigara içenlerin ciltleri içmeyenlere göre daha çabuk kırışır. Ve şüphesiz bu iç kısımlara da yansır, sigara damarlara ve akciğere zarar verir, beslenmeyi bozar ve diğer organlara da doğrudan kötü etki yapar.

Gerçek yaşlarını doğrulamak için iyi bir araç (biyolojik) anti-aging hormonunun kanlarındaki dozajını bulmaktır. Böylece normale dönüşü teyit edebilir ve hormonlarındaki doğal üretimi uzatmak için yaşam alışkanlıklarını iyileştirebilir.

Ve Okinavva’da
Yapılan araştırmalarla bu görüş geniş ölçüde bizim yüz yaşı­nı aşmış Okinawa’lıların neden bu kadar genç göründüğünü bü­yük oranda açıklar. Onlann sağlık bilgileri insan vücudunun ih­tiyaçlarıyla bağdaşmaktadır, bizim kendimizi hızla yaşlandırma­mızdan çok daha iyi olarak onlar toplum olarak yaşlanmayı yavaşlatmışlardır.

Sonuç olarak, onlann doğal hormon oranları (gençlik) çok yüksektir ve bizimkine göre çok daha yavaş bir şekilde azalır. Ostrojen, protesgeron, testosteron, büyüme hormonu ve aynı değerdeki DHEA kanlarında önemli oranda bulunur.
Diğer yandan Okinavva beslenmesinin yaşlanmaya karşı iki avantajı daha vardır: Onlar çok az serbest radikaller açıgaçıkarır ve çok fazla anti-oksidan üretirler.

Yaşlanmayı hızlandıranlar
* Çok yemek
* Alışkanlık faktörleri: sigara, alkol
* Stres
* Sedanterite
* Yalnızlık
* Depresyon

Genç kalmaya yardım edenler
* Kalori sınırlaması
* Fiziksel egzersiz
* Dengeli bir beslenme
* Zihin egzersizleri, oyunlar
* Arkadaşlarınızla dışarı çıkmak
* İyi huylu olmak

Daha az stres (daha iyi olmak, mutlu olmak)

Yazar: Ocak 30th, 2010 in Sağlık Haberleri by admin

Çok uygunsuz bir beslenmeniz ve çok fazla serbest radikal üretiminiz varsa (bunlar yaşlanmamızı hızlandırırlar) ikinci ola­rak kuşkusuz stres de vardır. Birçok şekilde karşımıza çıkabilir, ofisimizdeki meslektaşlarımızla hoşgörümüzü ortadan kaldırır, arzularımızı yok eder, şehirlerimizdeki gürültü gibi küçük şeyle­re durmadan sinirleniriz, (treni kaçırmak, bir sakızın üzerine basmak, bir fermuarı açarken sıkıştırmak…) kişilere sinirlenmek vs. Uzmanların görüşüne göre stres bir uyumdan ya da değişim­den önce her zaman başa gelen bir şeydir. Stres hem iyi hem de kötü olarak hayatımızda yer alır. Değişim boyunca stresli olmak pozitif olarak değerlendirilebilir (bir evlilik, taşınma) ya da kötü stres (boşanma, işten çıkarılma).
Günlük dilde, “stres” tanımı her zaman negatif bir anlam içe­rir, “stres” genellikle uyum kapasitesizliği olarak nitelendirilir. Bir nedene ya da başka bir şeye ulaşmadan, bir durumdan kaynakla­nan ve hayatımızı bozan bu durumdan kurtulmamız gerekir.
Çünkü stresin ötesinde önemli olan tepki gösterme biçimi-mizdir. Gerçekte çok fazla stres yaşarız ve bunlar son derece do­ğaldır, ama bazı insanlarda bu önemlidir, durumlarını yansıtır­lar, aşırılık davrnırlar, bazılarıysa bu sınavlardan geçerken zor­lansa da kimseyi suçlamazlar. Bu iki uç arasında diğerleri bizler ve sizler varsınız ve düşlerimizi az ya da çok ruh sağlığımızı, sağ­lığımızı, neşemizi aynı zamanda isteklerimizi etkileyen stres var.

Stres
* Kan basıncını yükseltir
* Kardiyolojik rahatsızlıkları arttırır (% 20 oranında)
* Beyni bozar (yakın zamanda yapılan bir çalışmada zihin­sel kapasiteyi azalttığı görülmüştür)
* Hafızayı bozar
* Gelişme bozukluğu
* Libido bozukluklarını tetikler, iştahsızlık (anoreksia, blumia)
* Endişe bozukluğu, uykusuzluk
* Bağışıklığın gelişmemesi (çok kolay hastalanma)
* Çeşitli ağrıları tetikler (klasik karın ağrıları, ama hangi or­ganlar olduğu önemli değildir “kalp bölgesinde” aşırı ka­rıncalanma vs.)
* Solunum bozuklukları

Ve Okinavva’da
Yaşamak için bir amaç vardır, mutluluğun virüsleri tarafın­dan zorla bulaşan bir amaç. Somurtkanlığın uzağında bizi sık sık depresyona sürükleyen bir çağdaşlaşmanın içerisindeyiz. Oki­navva’da aksine bir hoşnutluk vardır. Güneşten hoşnutturlar, ko­kulardan, komşularıyla çene çalmaktan, kısaca orada olmaktan hoşnutturlar. Yaşamlarını kaybetmemek için basit, ama önemli şeyleri vardır.

Büyüteçle bakıldığında Okinavva’da her şeyden önce rahat bir düzen vardır; elbette bir beslenme vardır, gerekli besinlere sahip olan anti-stres maddeler üreten (vitaminler, magnezyum, bitkisel proteinler, iyi yağlar), ama iyi olan başka faktörler de vardır bunlar şu şekildedir.

* Zaman ilişkileri farklıdır: Hoş olmayan bir şekilde sağa sola telaşla koşulmaz, akşam oluyor diye önce yarım olan her şeyi tamamlamaya çalışmazlar, küçük kuyruklarda vakit öl­dürmezler, bir otobüse yetişmeye uğraşmazlar kuşkusuz beklemezler de; bir günü 24 saat olarak sınırlandırmazlar…..
* Toplumda yetişkinlerin yeri bizim onlara ayırdığımız yer­den tümüyle farklıdır. Batılı gençlerin uzağında, Okina­vva’da yeni nesil, yaşlılarla karşılıklı uyum içerisindedir, yetişkinlere saygı gösterirler ve saygı duyarlar. Kadınlar özellikle bazı yaşlarda ailesel ve sosyal dokuda köklü bir rol oynarlar.
* Dostluk anlayışı çok gelişmiştir. Komşular arasında konuş­malar, birbirlerine gidip gelmeler (sadece özel günlerde, bayramlarda değil), yardımlaşmalar yaygındır.
* Kişilikleri ve yaşam stilleri sayesinde Okinavva’lılar doğal koruyucu bir kalkan ortaya çıkardılar: Anti-stres. Hiç çaba-lamaksızın kendi kendilerini kontrol edebildiler, (öfke pat­laması olmadan, uygunsuz stresliinsanhareketlerde bulunmadan) sağlam bir tabiattan zevk aldılar (dişlerini sıkmadan) her­kes büyük bir uyum içerisindeydi, (tarihsel geçmişlerinin zenginlikleriyle, zorunlu olarak) ve bütün felaketlerde iyimserdiler. Diğer yandan onların negatif duygu oranları bizimkine oranla çok düşüktür: Kin, düşmanlık yoktur, kaygı aşağı düşme düşüncesi yoktur, -mesleklerinde örne­ğin- düşüncesiz ya da içgüdüsel hareket etmezler, güven­sizlik duyguları yoktur. Bütün bunlar ortaya koyar ki Oki­navva’lılar kusurluluğun karşısındadırlar ve stres onların üzerinde pek etki etmez. Onların güçlü kişiliklerinde hiç­bir pürüz yoktur, aksine: Ünlü asırlıklar incelendiğinde iyi gelişmiş bir karaktere sahip oldukları görülür. Kısacası, ra­porlarında ılımlı, uysal oldukları iyi gelişmiş ve ruh bozuk­lukları olmadıkları belirlenmiştir. Böylece bütün anlaş­mazlıklar ortadan kalkar, bizden daha az gürültüyle patlak verir ve ara sıra faciayla sona erer. Hiçbir sır gizli kalmaz, ciddi bir eğitime sahip olmak, kendi üzerlerinde çalışmak, savaş sanatlarıyla uğraşmak;kısaca bu kültürel denge bi­zim için de her biri ulaşabilirdir.

Stres arttırıcı etkenler
* Sürekli olarak zamanla yarışmak
* Çözümü olmayan anlaşmazlıklar
* Dengesiz, vitamin ve mineraller açısından fakir bir beslen­me (özellikle magnezyum)
* Kendini kontrol edememe

Stresi azaltıcı etkenler
* Kendiyle meşgul olmak (banyo, sanatsal etkinlik, arkadaş­larla dışarı çıkmak)
* Herkesle ilgilenmek (iyiliksever, gönüllü)
* Zamanın tadını çıkarmak (öğle uykusu)
* Sakin bir çevrede yaşamak
* İnanmak (bir şeylere, birilerine)
* Projeler üretmek
* Dengeli yemek yemek (iyi yağlar, iyi proteinler, az şeker, vitaminler ve mineraller…)

Sonraki Sayfa »
Salk ve Tp