Dezenfektanlara dikkat

Yazar: Aralık 29th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

Dezenfektanlara dikkat

Bakterilerin çoğalmasına ve antibiyotiklere direncinin artmasına yol açabiliyor.

Hastalık kapmamak için kullanılan dezenfektanların, bakterilerin çoğalmasına ve antibiyotiklere direncinin artmasına yol açabildiği bildirildi.

İngiliz yayın kuruluşları Independent ve BBC’deki habere göre, Milli İrlanda Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, “Pseudomonas aeruginosa” bakterisinin, hücrelerinden (dezenfektan veya antibiyotiklere karşı) antimikrobiyal maddeler salma yeteneğini artırmak suretiyle, dezenfektanlara karşı bağışıklık kazandığı belirlendi.

Hastanelerde kapılan enfeksiyonların çoğuna yol açan söz konusu bakteri ayrıca, dezenfektanlar yüzünden, ciprofloxacin tipi antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesini sağlayan bir DNA mutasyonu da geçiriyor.

Araştırma ekibinin başkanı Dr. Gerard Fleming, öldürücü derecede olmayan dezenfektanlara maruz kalmanın, bu bakterinin hayatta kalma gücünü artırdığını söyledi.

Bunun, yanlış şekilde seyreltilmiş dezenfektanların hastanedeki yüzeylerde bıraktığı kalıntının antibiyotiğe dirençli bakterinin çoğalmasını sağlayacağı anlamına geldiğine işaret eden Fleming, bundan daha da kötüsünün, bakterinin daha önce maruz kalmadığı antibiyotiklere karşı bile direnç geliştirebilmesi olduğunu belirtti. Araştırma, Microbiology dergisinin Ocak sayında yayımlandı.

Çocuk zekası nasıl gelişir

Yazar: Aralık 29th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

cocuk zekası nasıl gelişir

Son araştırmalar sınıf içinde kendi düşünce ve davranışlarını kontrol edebilme yetisiyle ilgili yaygın inanışları sarsacak nitelikte.

Çoğunlukla bilişsel nöroloji adı verilen alanda yapılan bir dizi keşiften elde edilen bulgular, genç beyinlerin temel kavramları ne zaman kavrayabildiği konusuna açıklık kazandırıyor.

Yeni bir çalışma, anaokuluna yeni başlayan çoğu çocuğun ellerindeki şekerleri iki ya da üç oyuncak hayvana bölüştürmek gibi basit bölme işlemlerini yapabildiğini gösterdi. Başka bir çalışmaysa, beynin harf kombinasyonları ve sesler arasında bağlantı kurma yeteneğinin, tahmin edilenden çok daha ileri bir yaş olan 11 yaşından önce tam olarak gelişmeyebileceğini ileri sürdü.

Bugüne kadar genellikle geleneklere ve tahminlere dayanan temel akademik yeteneklerin öğretilmesinde, artık bilişsel bilim temelli yaklaşımlara yer veriliyor. ABD’nin Boston, Washington ve Nashville gibi pek çok şehrinde okullar, anaokuluna yeni başlayan çocukların matematik yeteneklerini geliştirmek için yeni müfredatlar deniyor. Başka şehirlerde de öğretmenler çocukların disleksiyi (okuma güçlüğü) yenmelerine yardımcı olmak için beyin araştırmacıları tarafından geliştirilen yöntemleri kullanıyor. Bir düzine kadar eyalette ise okullar, genç öğrencilerin ön loblarının gelişimini hızlandırarak sınıf içinde kendilerini kontrol etmelerini sağlamaya yönelik bir program kullanmaya başladı.

Harvard Üniversitesi’ndeki akıl, beyin ve eğitim programının başkanı Kurt Fischer, “Öğretmek, çok eski zamanlardan gelen bir yetenek ama yine de beyin gelişimini nasıl etkilediği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Şimdi ilk defa bilişsel bilim ve eğitimin bir arada çalıştığına şahit oluyoruz” dedi.

Uzmanlar bu yeni ilişkinin belirsizliklerle dolu olduğunu, ayrıca piyasadaki “beyin-odaklı” ürünlerin çoğunun bulgudan çok abartıya dayandığını söylüyor. Ama New York eyaletinin Buffalo şehrindeki okullarda uygulanan erken matematik eğitimi gibi bazı programlar başarıya ulaştı.

Uzmanlara göre benzeri çabalar okullar tarafından desteklenirse, eğitim anlayışını baştan aşağı değiştirebilir ve öğretime bilimsel bir temel kazandırabilir. Genellikle sıradan bir anaokulu sınıfında öğrenciler matematikle çok az uğraşıyor. Bir gün içinde matematik eğitimine ya çok az vakit ayrılıyor ya hiç ayrılmıyor. Matematik eğitimi için ayrılan bu süre, çocukların kaldırabileceğinden çok daha az. Öte yandan, çocuklar evde matematikle ilgili oyunlardan yoksun bırakılıyor ve anaokulunda geride kalanlar, diğerlerine yetişmek için yeterince hazırlanamıyor.

Buffalo Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde araştırmacı olarak çalışan, aynı bölümden meslektaşı ve eşi Profesör Doug Clements ile birlikte çocukların erken dönem matematik eğitimlerini zenginleştirmek için “Yapı Taşları” isimli bir program geliştiren Julie Sarama, “Bu olduğunda diğerlerine yetişmek çok zor olabilir” diyor. Bir Yapı Taşları sınıfında öğrenciler sayılarla sanat eserleri ve bilgisayar oyunları şeklinde karşılaşıyor ve derslerde sayılarla harflere eşit zaman ayrılıyor. “Susam Sokağı”ndaki gibi Yapı Taşları’nda da yaratıcı sayı oyunları bulunuyor fakat Yapı Taşları kümeler (bir grupta kaç adet eleman olduğu) ve birebir eşleme (fincanlar ve fincan tabakları gibi farklı grupları eşleştirme) gibi sayısal yeteneklere de odaklanıyor.

Geçenlerde, Buffalo’daki devlet okulu 99′da bulunan Stanley M. Makowski Çocuk Merkezi’nde bir dizi matematik temelli ders ve aktivitenin yanı sıra bilişsel bilim bulgularına dayanan yazılım programlarını içeren müfredat da uygulandı. Örneğin sayıları anlama söz konusu olduğunda, son araştırma bebeklerin bir nesne ile iki nesne arasındaki farkı anlayabiliyor. Anaokulu çağında beyin daha büyük sayıları anlayabiliyor ve üç önemli kavramı birbirine bağlamayı öğrenmeye çalışıyor: Fiziksel büyüklükler, (yedi bilye, yedi santim), rakamların sayıyla (“7″) ve yazıyla ifade edilişlerini (“yedi”).

Araştırmalara göre, çocuklar 18 aylık olduklarında geometrik şekilleri tanıyabiliyor; anaokulu çağına geldiklerinde de beyin alışılmadık geometrik tanımlarını anlayabiliyor. Daha doğrusu bunları doğru öğretiliğinde anlayabiliyorlar.

Geçen yıl yayımlanan bir çalışmada, Carnegie Mellon Üniversitesi araştırmacıları “Chutes and Ladder” adlı basit bir çocuk oyununun düşük gelirli ailelerden gelen anaokulu öğrencilerinin sayıları kavrama yeteneğini hızlandırdığını ortaya çıkardı. Son dönemde yapılan araştırmalara göre basit bir “sayısallaştırma içgüdüsü”nün beynin anatomisi ile sıkı sıkıya bağlantılı olduğu anlaşıldı. Memeliler, miktarlar arasındaki farkları hemen anlayabiliyor ve üzerinde en fazla meyve olan ağacı ya da çalıyı seçebiliyor.

Antropologlara göre, herhangi bir matematik eğitimi almamış olsalar ve birbirinden uzak kültürlerde yaşasalar dahi insanların miktarları genel olarak anlayabildiğini ortaya çıkardı. Kısa bir süre önce yapılan bir dizi görüntüleme çalışmasında bilim adamları beyin yüzeyinde, kulakların 2,5 santim yukarısında bulunan parietal bölgenin (kafatasının yan kemiği) bir bölümünün, beynin sayı ölçtüğü sırada oldukça aktif olduğunu keşfetti. Duvariçi girinti (intraparietal sulcus) adı verilen bu bölümdeki nöron kümelerinin belli miktarlara karşı hassas olduğu görüldü. Örneğin bazıları beş nesne gördüğünde çok sert bir tepki verirken dört ya da altı nesne karşısında daha az tepki veriyor, iki ya da dokuz nesne karşısında hiç tepki vermiyor. Bazılarıysa en çok bir, iki ya da üç adet nesne karşısında harekete geçiyor. Bir ders ya da alıştırma sırasında beynin bu bölümleri, planlama ve eleştirel düşünmenin gerçekleştirildiği ön lobdaki bölümlerle aktif bir şekilde iletişime geçiyor.

Paris’teki Collège de France’tan bilişsel nörolog Stanislas Dehaene, “Biz odaklanmış matematik eğitiminin bunu yaptığına inanıyoruz: bu miktar nöronlarının verdiği tepkiyi sertleştiriyor” diyor.

New York Times

İyileştirmiyor rahatlatıyor

Yazar: Aralık 29th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

iyileştirmiyor rahatlatıyor

Hemoroidde kullanılan damar büzücü ilaçlar, krem ve fitiller yanma, kaşıntı, kanama ve ağrı şikayetlerini geçici olarak azaltıyor;

Hemoroid için nasıl bir tedavi yöntemi uygulanıyor?
Günümüzde hemoroidlerin modern tedavisi çerçevesinde çok etkili olan diyet ve buna ilaveten beslenme destekleriyle dışkıyı kıvamlandırmayaz çalışıyoruz. Bununla beraber, ağızdan alınacak ilaçlar ve bölgesel olarak kullanılan merhemler yardımıyla ciddi ağrı ve kanama sorunlarıyla başvuran hastalarının bile büyük bir kısmında tatmin edici sonuçlar elde edebiliyoruz.

İlaç tedavisi nasıl etki ediyor?
Hemoroid tedavisinde kullanılacak ilaçlar hemoroidal hastalığına sebep olan bağ dokusu yıpranmasını ve damarlardaki genişlemeyi eski haline getiremez. Fakat kullanılacak fitil, hap, krem gibi uygulamalar hastanın hemoroidden kaynaklanan ağrı, yanma, kaşıntı, kanama, dolgunluk hissi gibi birçok şikayetinin geçici olarak da olsa azalmasını sağlar.

Kesin çözüm oluyor mu?
Hasta bir süre bununla kendisini rahatlamış hisseder. Hastada hemoroidle ilgili şikayetlerin azalmış olması, hastalığın geçtiği anlamına gelmez. Hatta hemoroidin derecesini de değiştirmez. Hemoroid zaman zaman tekrarlayan, yani ataklar halinde ortaya çıkan bir hastalıkta olduğu için bu dönemlerde uygulanacak olan sıcak banyo, krem, fitil ve damar büzücü ilaçlar atak döneminde sadece kişinin rahatlamasını sağlar. Yani ileri derecede olan hemoroidler için ilaç tedavavisi geçicidir.

İlaç tedavisi yeterli olmazsa?
İlaç tedavisinin tek başına yeterli olmadığı durumlarda genel anestezi uygulamalarına gerek duymayan ve ayakta yapılabilen lastik bant ligasyonu, lazer veya kızılötesi ışınlarını kullanan değişik cihazlar ve skleroterapi denilen özel bazı kimyasal maddelerin bölgesel enjeksiyonları gibi yöntemlerle etkili tedaviyi sağlamak mümkün. Doppler ultrasonografi cihazı eşliğinde makatın içinde hemoroid pakelerine giden damarların yerini tespit ederek bu damarların dikişlerle bağlanması da etkili ve ağrısız başka bir tedavi seçeneğidir. Daha ileri evrede olan hemoroidlerin tedavisi için ise cerrahi teknikler gündeme gelur. Bu tekniklerin bir veya birkaç tanesinin beraber kullanıldığı durumlarda hastalar yine de diyet ve medikal tedavi desteğine ihtiyaç duyabilir.

Tedavi hemoroidin büyüklüğüne göre mi planlanıyor?
Hemoroidler, büyüklükleri ve makatın dışına sarkma dereceleri üzerine dört değişik evreye ayrılırlar. Birinci evre hemoroid kendini kanlı dışkılama ile gösterip sadece anoskopi (makattan içeriye kamera ile bakma) ile görülürken dördüncü evreye gelindiğinde büyük hemoroid keseleri artık sürekli makatın dışındadır. Sadece gecikmiş olgular veya ilaç tedavisine yanıt vermeyen şiddetli atak geçiren hemoroid hastaları tek çare olarak cerrahi tedavi yöntemlerini seçmeye mecbur kalırlar. Damar komşuluğuna verildiğinde damar duvarında yaptığı yıkım sonucunda duvarların birbirine yapışmasına ve böylece de hemoroidal dokunun sönmesine neden olur. Kanamanın asıl sorun olduğu 1’inci ve 2’nci derece hemoroidlerde uygulanır.

Lastik bant ligasyonu ne demek?
Hemoroid tedavisinde uygulanan bir diğer yöntem lastik bant ligasyonu. Bu tedavi, iç hemoroid memesinin tabanına lastik bir bant yerleştirerek hemoroide giden kan akımının engellenmesi şeklinde gerçekleştirilir. Kan dolaşımı kesilen hemoroid memesi birkaç gün içinde kaybolur. Hatta dışkılama esnasında kendiliğinden düşer. Lastik bant ligasyonu tekniği 1, 2 ve 3’üncü derece iç hemoroidi olan hastalar için uygundur. 4’üncü derece hemoroidi olan bir kişide bu tedavi yöntemi etkin ve yeterli olmaz. Bu nedenle buna doktor karar vermelidir.

Ne kadar sürüyor?
Bu işlem kesinlikle işlemi poliklinik şartlarında ve uzman bir cerrah tarafından yapılmalıdır. Genellikle anestezi gerektirmez. Hastanın operasyona gelmeden önce mutlaka tuvalet ihtiyacını karşılamış olması gerekir. Ortalama 15 dakika sürer. İşlem genellikle bir seansta bir hemoroid memesine lastik bant ligasyonu yapılarak uygulanır. Ancak herkesin durumu aynı olmayacağı için her hasta farklı değerlendirilir. Hastanın durumuna göre iki ayrı bölgeye de bant yerleştirilebilir. Hemen hemen herkeste üç hemoroid memesi olduğundan genellikle üç seansta işlem tamamlanmış olur. İşlem sonrası bazen çok az da olsa ağrı olabilir. Bunun için sıcak su lastiğine oturmak ve ağrı kesici almak yeterlidir.

HEMOROİDİN BELİRTİLERİ

* Kanama

* Anüs çevresinde şişkinlik

* Kaşıntı

* Akıntı

* Ağrı

* Kabızlık hissi

İŞTE RİSK ALTINDAKİLER

* Kabız olanlar

* Bir sorun olmadan uzun süre tuvalette oturanlar

* Hamileler

* Uzun süre ayakta duranlar ya da oturanlar

* Tuvalet ihtiyacını sıkça erteleyenler

* Düzensiz beslenenler.

* Ailesinde hemoroid yani basur sorunu olanlar

Kuruyan dudaklara dikkat

Yazar: Aralık 28th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

Kuruyan dudaklara dikkat

Çoğu zaman dudaklarınız, susuzluktan, fazla rüzgar ve güneşe maruz kalmaktan dolayı nemini kaybeder ve kurur

Bazen de kuru dudaklar ciddi bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Bir sağlık problemi varsa, kuru ve çatlamış dudakların birçok belirtiden biri olduğu ifade edilen howstuffworks isimli sitede yer alan habere göre, kuru ve çatlak dudakların arkasında yatan hastalıklar ve dikkat etmeniz gereken belirtiler şöyle:

Kuruyan dudaklarınıza ateş, kırmızı gözler ve dil, şişmiş lenf düğümleri ile ellerinizde ve ayaklarınızda şiş ve kırmızı bir ten rengi varsa, bu belirtiler Kawasaki hastalığının (mukokütanöz lenf nodüllü sendrom) erken dönemdeki belirtileri olabilir. Bu hastalık 2 ile 5 yaş arasındaki küçük çocuklarda çok yaygın olarak görülüyor. Ancak doktorlar, bunun nedeni tam olarak bilmiyorlar. Tam iyileşme görülen çocuklarda bile bu hastalık nedeniyle kalp problemleri oluşabiliyor.

Kuru ve çatlamış dudaklar, B vitamini eksikliğinden kaynaklanabiliyor. Örneğin, tipik bir belirti olmamasına rağmen, çatlayan dudaklar ise folik asit eksikliğinin habercisidir. Aynı zamanda riboflavin (B2) vitamini eksikliği belirtisi de olabiliyor. Yaşlı ya da alkol bağımlılarında bu durum risk oluşturuyor. Riboflavin eksikliği, tipik olarak dengeli, sağlıklı beslenme ya da vitamin takviyesiyle tedavi edilebiliyor.

Sadece tıbbi profesyoneller, kuru dudakların altında yatan bir sağlık sorunu olup olmadığını saptayabilir. İyileşmeyen dudak kuruluğu ve ilave belirtiler olursa doktorunuza gidin. Ciddi hastalıkların erken teşhisi iyileşme sürecinde büyük bir artı sağlıyor.

Kilonuzu korumak istiyorsanız çörekotu yiyin

Yazar: Aralık 28th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

Kilonuzu korumak istiyorsanız çörekotu yiyin

Çörek otunun insülin direncini azalttığının tespit edildi.

Prof. Dr. Yılmaz, yaptığı açıklamada, çağın salgını obezite ve tip 2 diyabetin insülin direnci ile birlikte gelişen çok önemli bir sorun olduğunu, uzun süreli antiviral tedavi gören kişilerde çörek otunun insülin direncini azaltarak hastaları antiviral tedavinin yan etkilerinden koruyabildiğini belirtti.

Yaş ilerledikçe alınan fazla kaloriler ve hareketsiz yaşam tarzının kanda şekeri düzenleyen insülin hormonunun giderek etkisizleşmesine yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Etki edebilmek için daha fazla insülin pankreas bezinden salgılanır ve kanda insülin seviyesi artarak hiperinsülinemi (şeker metabolizması bozukluğu) oluşur. Hiperinsülinemi kişinin kolay kilo almasına yol açar ve bu kişiler kilo vermekte de zorlanırlar.

Hiperinsülinemisi olan kişiler özellikle göbek çevresinde yağ tutar ve zamanla kan şekeri yükselir ve şeker hastası, yani Tip 2 diyabet geliştirirler. Hiperinsülinemiye yol açan nedenler arasında bir diğer faktör de antiviral ilaçların uzun süreli kullanımıdır. Özellikle AIDS hastalarında veya domuz gribi gibi viral hastalıklara karşı kullanılan ‘yüksek aktivitede antiretroviral tedavi’ hiperinsülinemi yan etkisi yapmaktadır.”

Amerikalı bazı araştırmacıların yaptıkları bir çalışmada bu yan etkileri çörek otu kullanarak azalttıklarını ve antiviral terapinin hiperinsülinemi etkisini azalttıklarını söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, ”Can J. Physiol Pharmacol dergisinin nisan sayısında çıkan bu çalışmada, Tulane Üniversitesi’ndeki bu araştırmacılar insülin direnci gelişen kişilerin tedavilerinde çörek otunun önemini göstermişlerdir” şeklinde konuştu.

İnsülin direncinin özellikle 45 yaş civarı kilo verme sorunu olan kişilerde mutlaka ölçülmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, ”HOMA indeksi kullanılarak kişinin insülin direncinin olup olmadığı değerlendirilir. HOMA indeksi 3.8′den büyük çıkan kişiler insülin direnci olan ve mutlaka izlenmesi ve tedavi edilmesi gereken kişilerdir” dedi.

Öfkeyi yenmenin yolu

Yazar: Aralık 28th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

ofkeyi yenmenin yolu

Öğrenin, deneyin, yenin…

Fransa’da yaşayan Türk psikopatolog Deniz Keziban Çakıcı, Türkiye’de pek çok kişinin çeşitli sıkıntılar ve stres nedeniyle öfkesini kontrol etmekte zorlandığını, bunun çözümünün doğru nefes almayı öğrenmek olduğunu söyledi.

Çakıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailesinin Konya’da yaşadığını, ancak kendisinin Fransa’da 4 yıllık bir fakülte bitirerek psikopatolog unvanını aldığını, bu bilimdalının, farmakolojik (kimyasal ilaç) unsurlar yerine ihtiyaç duyan kişileri psikoterapi yoluyla iyileştirmeyi amaçladığını belirtti.

Fransa Göçmen Bakanlığı bünyesindeki resmi görevi dışında Uluslararası Sınır Tanımayan Doktorlar biriminde gönüllü olarak da çalıştığını anlatan Çakıcı, Fransa’da, işkence görmüş, ailelerini kaybetmiş, yurtlarda kalan göçmenlere psikolojik destek vermeye çalıştığını anlattı.

Çakıcı, bir psikopatolog olarak amacının insanların bozulan psikolojilerini onlarla etkin bir görüşme yaparak düzeltmek ve onları normal yaşantılarına döndürmeye çalışmak olduğunu vurguladı.

BEYİNE DAHA FAZLA OKSİJEN GİDİNCE KİŞİ SAKİNLEŞİYOR
Psikolojik desteğin, sadece psikolojileri çeşitli nedenlerle bozulmuş ya da bozulma eğiliminde olanları değil kanser hastalarında da göz ardı edilemeyecek olumlu sonuçlara neden olduğunun ispatlandığını dile getiren Çakıcı, şunları kaydetti:

”Dünya büyük bir ekonomik krizden geçiyor ve Türkiye’de işsizlik oranları, yaşam şartları belli… Pek çok kişinin aldığı ücret yetmiyor, bu da çeşitli psikolojik sorunların artmasına neden oluyor. Dikkat edilirse, özellikle büyük kentlerde yaşayanlar çok agresif… Adeta kıvılcım bekleyen barut gibi, hoşgörü gösterilebilecek bir durum karşısında bile hemen öfkeleniyor, ya da işi daha ileri boyuta götürüp kavga edebiliyor. Öfkemize hakim olmanın formülü sakinleştirici hap kullanmak değil. Kısa kısa değil uzun ve düzenli nefes almayı öğrenen kişi öfkesini kolaylıkla yenebilir. Bu öfkelenen ve sonradan pişman olan kişiler için, ücretsiz bir çözüm şekli… Solunum tekniklerine, herkes internetten kolayca ulaşabilir, bu tekniği öğrenip uygulayabilir. Bu teknikte uzun uzun alınacak nefes, beyne daha çok oksijen gitmesine, böylece vücuttaki tüm sinirlerin yeterli oksijenle rahatlamasını sağlıyor.”

ÜFLEMELİ ÇALANLARIN ALGILARI DAHA YÜKSEK
Çakıcı, ”Doğru nefes beyindeki sinir sistemini kontrol eden mekanizmayı da sürekli diri tutar. Aynı zamanda bol oksijen beynin az çalışan ya da hiç çalışmayan hücrelerini de faaliyete geçirir. Müzik aleti çalan kişilerin beyin fonksiyonları, yaptıkları iş nedeniyle beyinleri sürekli bol oksijen gittiği için daha hızlı çalışır, algıları çok yüksek insanlardır” diye konuştu.

Sakinleşme ve sağlıklı kalmada yeterli su içilmesinin de büyük etken olduğunu anlatan Çakıcı, ”Vücudumuzun her gün en az 2.5 litre suya ihtiyacı var. İçtiğimiz çay ya da kahve kesinlikle bu hesaba dahil değildir. Su içme alışkanlığı kazanmalı, mümkünse çantamızda sürekli şişede su bulundurmalıyız. Su içmek, özellikle iç organlarımızı önemli oranda rahatlatır ve ‘iç organlarında büzüşme’ ile başlayan hastalıkların ortaya çıkmasına engel olur” diye konuştu.

AA

Gündelik hayatta yediklerimiz ilaçlarda

Yazar: Aralık 28th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

Gündelik hayatta yediklerimiz ilaçlarda
Farklı ve değişik

Domuz gribinin dünya gündeminin ilk sıralarında yerlerde almasından itibaren
bağışıklık sistemini güçlendirici destek ilaçların satışında patlaması yaşanıyor.
Peki ama bu tür ilaçların içinde ne var? Türk Eczacılari Birliği’nin verdiği
bilgilere göre Türkiye’de en çok satan ilk dört bağışıklıkları güçlendirici destek ilacın içinde şu maddeler bulunuyor:

BETA GLUKAN:
Ekmek mayasından elde edilen ve bağışıklık sisteminin yararlanması güçlendiren bir mad de. Belirli zamanlarda yüksek doz alınması yerine düzenli
olarak düşük dozda alınması etkili. Tam buğday unundan veya ekşi mayayla hazırlanmış ekmekten de alabilirsiniz.

SARDUNYA
Bilimsel adı “Pelargonium Sidoides” olan bitkinin köklerinden elde edilen sıvı ekstresi bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Sık enfeksiyon geçirildiği ve bağışıklık sisteminin zayıfladığının düşünüldüğü durumlarda, iki-üç aylık kürler şeklinde doktor kontrolünde kullanılmalı.

EKİNEZYA
Son yıllarda üzerinde en çok çalışma yapılan bitkilerden biri. Bağışıklık sistemindeki temel savunma hücreleri olan akyuvarları aktive etmesinin yanında, TNF-alfa, IL-1, İm münglobulin-M gibi savunma sisteminin temel elemanları üzerinde de etkili. Ayrıca solunum yolu enfeksiyonlarının temel etkenleri olan influenza virüs ve herpes virüs üzerindeki gücünü, bazı önemli çalışmalar gösterdi.

ÇİNKO
Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için çok önemli. Ancak sadece kapsül şeklinde alınması şart değil. Deniz ürünleri, kabuklu tahıllar, çikolata, süt, fındık, badem ve cevizde de bol miktarda çinko bulunur.

5 yaşında ama 46 kilo

Yazar: Aralık 27th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

5 yaşında ama 46 kilo

Van’ın Muradiye ilçesinde 5 yaşındaki Muhammet Ali Polat, diyet yardımı kesilince 46 kiloya çıktı
1 YAŞINDA 20 KİLOYDU
İlçeye bağlı Yavuzselim Mahallesi’nde ikamet eden Polat ailesinin tek erkek çocuğu olan ve 6 kilogram olarak dünyaya gelen Muhammet Ali, bir yaşında 20 kiloya ulaştı. Basına konu olması üzerine hayırseverler ve bazı kurumlar tarafından yapılan yardımlar sonucu uygulanan diyet programıyla kilo almayan Muhammet Ali, yardımların kesilmesiyle tekrar kilo almaya başladı.
DİYETLE KİLO VERMESE BİLE KİLO ALIMI DURDU
Baba Mahmut Polat, maddi imkansızlıklar nedeniyle doktorlar tarafından hazırlanan diyet programını uygulayamadıklarını belirterek, “Van ve İstanbul’daki değişik hastanelerde duyarlı insanlarımızın destekleriyle bazı tedaviler uygulandı. Doktorların vermiş oldukları diyet programını önceki Kaymakamımız Ömer Sağlam tarafından da her ay verilen yardımlarla iyi bir şekilde uygulamaya başladık. Muhammet her ne kadar kilo vermese bile kilo da almıyordu. Ama son 6-7 aydan bu yana diyet programını uygulayamadık. Biz ne yediysek, o da mecburen bizimle aynı şeyleri yedi. Nitekim aldığı kilolar nedeniyle eve tıkıldı kaldı. Böyle devam ederse sonucun vahim olacağından korkuyoruz. Bu durum karşısında ne yapacağımızı şaşırdık. Evden çıkamadığı için her tarafı kırıp döküyor. Ablalarını dövüp, rahatsız ediyor. Ablaları okula gittiğinde kendisi de ne zaman gideceğini soruyor. Anaokuluna götürdük, kilolardan dolayı arkadaşları ona ‘şişko’ deyince gitmedi. Büyüdükçe soruları ve sorunları da artıyor. Yetkililerden destek bekliyoruz” dedi.

Kilolarından dolayı okula gidemeyen Muhammet ise, zayıflamak, koşmak, top oynamak ve okula gitmek istediğini söyledi.

Öfkeyi yenmenin yolu

Yazar: Aralık 27th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

ofkeyi yenmenin yolu

Öğrenin, deneyin, yenin…

Fransa’da yaşayan Türk psikopatolog Deniz Keziban Çakıcı, Türkiye’de pek çok kişinin çeşitli sıkıntılar ve stres nedeniyle öfkesini kontrol etmekte zorlandığını, bunun çözümünün doğru nefes almayı öğrenmek olduğunu söyledi.

Çakıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailesinin Konya’da yaşadığını, ancak kendisinin Fransa’da 4 yıllık bir fakülte bitirerek psikopatolog unvanını aldığını, bu bilimdalının, farmakolojik (kimyasal ilaç) unsurlar yerine ihtiyaç duyan kişileri psikoterapi yoluyla iyileştirmeyi amaçladığını belirtti.

Fransa Göçmen Bakanlığı bünyesindeki resmi görevi dışında Uluslararası Sınır Tanımayan Doktorlar biriminde gönüllü olarak da çalıştığını anlatan Çakıcı, Fransa’da, işkence görmüş, ailelerini kaybetmiş, yurtlarda kalan göçmenlere psikolojik destek vermeye çalıştığını anlattı.

Çakıcı, bir psikopatolog olarak amacının insanların bozulan psikolojilerini onlarla etkin bir görüşme yaparak düzeltmek ve onları normal yaşantılarına döndürmeye çalışmak olduğunu vurguladı.

BEYİNE DAHA FAZLA OKSİJEN GİDİNCE KİŞİ SAKİNLEŞİYOR
Psikolojik desteğin, sadece psikolojileri çeşitli nedenlerle bozulmuş ya da bozulma eğiliminde olanları değil kanser hastalarında da göz ardı edilemeyecek olumlu sonuçlara neden olduğunun ispatlandığını dile getiren Çakıcı, şunları kaydetti:

”Dünya büyük bir ekonomik krizden geçiyor ve Türkiye’de işsizlik oranları, yaşam şartları belli… Pek çok kişinin aldığı ücret yetmiyor, bu da çeşitli psikolojik sorunların artmasına neden oluyor. Dikkat edilirse, özellikle büyük kentlerde yaşayanlar çok agresif… Adeta kıvılcım bekleyen barut gibi, hoşgörü gösterilebilecek bir durum karşısında bile hemen öfkeleniyor, ya da işi daha ileri boyuta götürüp kavga edebiliyor. Öfkemize hakim olmanın formülü sakinleştirici hap kullanmak değil. Kısa kısa değil uzun ve düzenli nefes almayı öğrenen kişi öfkesini kolaylıkla yenebilir. Bu öfkelenen ve sonradan pişman olan kişiler için, ücretsiz bir çözüm şekli… Solunum tekniklerine, herkes internetten kolayca ulaşabilir, bu tekniği öğrenip uygulayabilir. Bu teknikte uzun uzun alınacak nefes, beyne daha çok oksijen gitmesine, böylece vücuttaki tüm sinirlerin yeterli oksijenle rahatlamasını sağlıyor.”

ÜFLEMELİ ÇALANLARIN ALGILARI DAHA YÜKSEK
Çakıcı, ”Doğru nefes beyindeki sinir sistemini kontrol eden mekanizmayı da sürekli diri tutar. Aynı zamanda bol oksijen beynin az çalışan ya da hiç çalışmayan hücrelerini de faaliyete geçirir. Müzik aleti çalan kişilerin beyin fonksiyonları, yaptıkları iş nedeniyle beyinleri sürekli bol oksijen gittiği için daha hızlı çalışır, algıları çok yüksek insanlardır” diye konuştu.

Sakinleşme ve sağlıklı kalmada yeterli su içilmesinin de büyük etken olduğunu anlatan Çakıcı, ”Vücudumuzun her gün en az 2.5 litre suya ihtiyacı var. İçtiğimiz çay ya da kahve kesinlikle bu hesaba dahil değildir. Su içme alışkanlığı kazanmalı, mümkünse çantamızda sürekli şişede su bulundurmalıyız. Su içmek, özellikle iç organlarımızı önemli oranda rahatlatır ve ‘iç organlarında büzüşme’ ile başlayan hastalıkların ortaya çıkmasına engel olur” diye konuştu.

AA

Gündelik hayatta yediklerimiz ilaçlarda

Yazar: Aralık 27th, 2009 in Sağlık Haberleri by admin

Gündelik hayatta yediklerimiz ilaçlarda

Bağışıklık güçlendirici ilaçların içinde ne var

Domuz gribinin dünya gündeminin ilk sıralarında yer almasından itibaren
bağışıklık sistemini güçlendirici destek ilaçların satışında patlama yaşanıyor.
Peki ama bu tür ilaçların içinde ne var? Türk Eczacıları Birliği’nin verdiği
bilgilere göre Türkiye’de en çok satan ilk dört bağışıklık güçlendirici destek ilacın içinde şu maddeler bulunuyor:

BETA GLUKAN:
Ekmek mayasından elde edilen ve bağışıklık sisteminin çalışmasını güçlendiren bir mad de. Belirli zamanlarda yüksek doz alınması yerine düzenli
olarak düşük dozda alınması etkili. Tam buğday unundan veya ekşi mayayla hazırlanmış ekmekten de alabilirsiniz.

SARDUNYA
Bilimsel adı “Pelargonium Sidoides” olan bitkinin köklerinden elde edilen sıvı ekstresi bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Sık enfeksiyon geçirildiği ve bağışıklık sisteminin zayıfladığının düşünüldüğü durumlarda, iki-üç aylık kürler şeklinde doktor kontrolünde kullanılmalı.

EKİNEZYA
Son yıllarda üzerinde en çok çalışma yapılan bitkilerden biri. Bağışıklık sistemindeki temel savunma hücreleri olan akyuvarları aktive etmesinin yanında, TNF-alfa, IL-1, İm münglobulin-M gibi savunma sisteminin temel elemanları üzerinde de etkili. Ayrıca solunum yolu enfeksiyonlarının temel etkenleri olan influenza virüs ve herpes virüs üzerindeki gücünü, bazı önemli çalışmalar gösterdi.

ÇİNKO
Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için çok önemli. Ancak sadece kapsül şeklinde alınması şart değil. Deniz ürünleri, kabuklu tahıllar, çikolata, süt, fındık, badem ve cevizde de bol miktarda çinko bulunur.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Salk ve Tp